RUHİ SU 100 YAŞINDA

0

 


“sesi ve sazıyla Yunus Emre’yi, Pir Sultan’ı, Dadaloğlu’nu… geniş halk kitlelerine sevdiren, Nazım Hikmet’in şiirlerine hayat veren, türküleri yarınlara taşıyan Ruhi SU’yu doğumunun 100’üncü yılında çeşitli etkinliklerle anıyoruz.


 


Ruhi SU’nun doğumunun yüzüncü yılında hem onu anmak, hem de Türkülerini yaşatmak için Ruhi Su Kültür ve Sanat Derneği yeniden kuruldu. Derneğin kurucusu ve Ruhi SU’nun doğumunun yüzüncü yılı sebebiyle “Ruhi Su 100” adı verilen bir proje kapsamında 20’den fazla etkinlik düzenleniyor.


 


Ruhi Su Kültür ve Sanat Derneği ile Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin (MSGSÜ) ortaklaşa düzenlediği bu etkinlik tüm yıla yayılacaktır.


 


…”


 


Bu alıntıyı, 7 Mayıs 2012 günü yapılan Basın açıklamasından yazdım. Basın toplantısında; Ruhi Su’nun oğlu ve dernek başkanı Ilgın Su, kurucu üyeleri, geçici yönetim kurulu üyeleri de hazır bulunmuştu.


 


Saygı duyduğum bu çalışma, Ruhi Su dost ve sevenlerince sürdürülüyor. Ruhi Su Kültür ve Sanat Vakfı resmen kapandığında çok üzülmüştüm. Ruhi Su Kültür ve Sanat Derneği’nin yaşatılacağına inanıyorum. Bu derneğe destek olmak gerekir. Bu çalışmalar, umudumuzu geleceğe taşıyan çalışmalardır.


                                      


Ruhi Su, 1912’de Van’da doğdu. Anası ve babası öldüğü için, Adana’da ”Öksüzler Yurdu”na yerleştirildi. Ülkemizin karşılaştığı zorluklara ve Cumhuriyetin kazanımlarına tanık olarak büyüdü. Yeteneği ve disiplinli çalışmasıyla Türkiye’nin en iyi opera sanatçılarından biri olarak çalışmaya başladı… Türkü söylemeyi küçüklüğünden beri sürdürüyordu. Bilgisini, türkü söyleyerek, türküleri yeni bir düzeye çıkararak halkımıza ulaştırdı. O, ülkemizin sevgiyle çarpan “Ezgili Yürek”i idi.


 


Ruhi Su türkü söylemeye yeni bir yorum getirdi. Bu yorum, iyi bir ses eğitimiyle, sağlam bir müzik bilgisiyle, bilime dayanan dünya görüşüyle gerçekleştirilmiştir. Bu yönüyle yeni bir yol göstericidir. Çalışma arkadaşlarını da etkilemiştir. Adnan Saygun’un “Yunus Emre” çalışmasında da Ruhi Su etkili olmuştur. Kurduğu “Ruhi Su Dostlar Korosu” günümüzde de çalışmalarını sürdürüyor. Ruhi Su türkülerin gücünü artırmıştır. Bir gün mutlaka, türkülere olan katkısı müzikologlar tarafından bilimsel verilerle anlatılacaktır.


 


Ruhi Su, türkü söyleme konusunda şunları yazmıştır: “Türkü söylemek benim için bir aşk halidir. En güzel aşklarımı türkü söylerken yaşadım. Ne onlar beni aldattı, ne ben onları. Türkü söylerken yeşeriyor, çiçekleniyorum. Ben yalnız türkü söylemiyorum ki. Söylediğim türkülerle, aynı zamanda çağdaş Türk toplumunun lietlerini söylüyorum. Ben türkü söylerken sazım ne benimle yarışır, ne de türkülerimle… Bize yalnız eşlik eder, bizi tamamlar. Halkımızın büyük ustalarında da saz böyle saygılı bir uyum içindedir. Bu açıdan bakılınca türküleri bir besteci gibi ele aldığım daha iyi anlaşılır.”


 


Ruhi Su’yu örnek alanlar da elbette türküleri daha ileriye taşıyacaklar.


 


Ünlü “19512 Teşkilatı” sonrası yattığı zindanı bir okula dönüştürmesini bilmiştir. Örgütlü sanatçı olmanın bir örneğini göstermiştir.


 


20 Eylül 1985’te aramızdan ayrılan Ruhi Su, gerçekten kitlesel bir törenle uğurlandı… O günün yöneticileri, bu töreni sakıncalı buldu. Tören sırasında yüzlerce kişi gözaltına alındı. Gazeteler, “Ölümünde bile rahat ettirmediler” diye başlıklar atmışlardı. Radyo ve televizyondan adını duyurmak, sesinden türkü duyurmaktan kaçındı ilgili yöneticiler. Oysa yabancı radyo ve televizyonlar, bir büyük sanatçının öldüğünü dünyaya açık bir sesle duyuruyorlardı.


 


Bizler bu değerli sanatçılarımıza ne zaman sahip çıkacağız?


 


Tedavisi yurtdışında yapılabilecekti. Fakat pasaport verilmedi. Doğumundan ölümüne kadar engellerle, baskılarla savaşmıştır. Fakat yurtseverliği, özgürlüğü, insancıllığı, gelecek günlerin daha güzel olacağı umudunu hep öne çıkarmıştır. Sınıf bilinci olmayan insanların savrulup gittiği fırtınalı günlerden sağlam çıkan ve bulunduğu yeri güzelleştiren örnek bir insandır Ruhi Su.


 


Günümüzde yaşadığımız acılı günlere de denk düşen IRMAK şiirini sizlerle paylaşırken, büyük ustanın anısı önünde saygı ile eğiliyorum.


 


Hoş ve esen kalınız.


 


IRMAK


 


Ağaç demişti ki baltaya


Sen beni kesemezdin amma


Ne yapayım ki sapı benden


Bak şu ağacın bilincine sen


Ölen ben, öldüren benden.


                                      


                         Bunca analar ağlayıp durur da


                         Akıp gider gelinciklerden


                         Kör müdür sağır mıdır bu ırmak?


                               Ölen ben, öldüren benden.


 


Her yerde böyle olmuş bu


Önce doğa, taşa, ağaca söyletmiş halk


Sonunda sabahın bir yerinde


Uyanıp kalkmış ayağa ırmak


Ölen ben, öldüren benden.


 


 


                                      


 


 


 


 

Yorum Ekle