HÜKÜMETLERE BİÇİLEN ÖMÜR

HÜKÜMETLERE BİÇİLEN ÖMÜR
Ömer CELEP
Çok partili hayata geçişimizden bu güne kadarki hükümetler ve onlara biçilen ömürleri değerlendirmek istiyoruz. Çok partili hayata geçişten sonraki seçimlerin ilk iktidarı Adnan Menderes’tir. Bir seçim dönemi iktidar yaptırılmış üniversite olayları bahane edilerek iktidardan uzaklaştırılmış, dış güçlerin teşvikleri ve iç “rahatların” cuntası tarafından kurulan sözde mahkemelerle kendisi ve üç bakanı idam edilmiştir.
Bu ihtilalın hemen arkasından yapılan seçimlerden sonra Süleyman Demirel’in genel başkanlığını yaptığı Adalet Partisi iktidara gelmiş, bir dönem iktidarda bırakılmış ve hemen arkasından askeri muhtıralarla yine dış tahrik ve iç tahrip unsurları el birliği edercesine, tarihimizin en kayıp yılları olan 1970 yıllara getirmiştir. Bu kargaşa, karmaşa ve kaos yılları, kanla gözyaşıyla geçirilmiş yine bir dış tahrik ve iç tahriple ülkemiz, yeni bir askeri müdahaleye maruz kalmıştır. 12 Eylül 1980 müdahalesi.
Darbeden sonra demokrasiye geçişte bu kez, Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi güçlü bir şekilde iktidara gelmiş hemen bir dönem sonra zayıflatılmaya başlanmış ve yine 1990 lardaki, koalisyon hükümetleri dönemine geçilerek, ülkede medya; yasama, yürütme ve yargı erkinden sonra dördüncü erk haline getirtilerek farklı bir buhrana sürüklenmiştir. Bu dönmelerde çeşitli medya patronlarının, bazı haramzade iş çevrelerinin hükümetler yıktırıp, hükümetler kurdurduklarını yaşı müsait olan herkes bilir. Elde ettiği gücü daha da etkili kılmak isteyen, emir vermelere, buyruk koymalara, alışkın çevreler eldeki güçlerinin kullanımına doyamıyor daha etkili görevler bekliyorlardı. Artık bunun arayışı içine girmişlerdi.
Bu kez demokrasi yani millet iradesi, e muhtıralarla, post modern darbelerle “yok” sayılmaya başlanmıştır.
Bu son karmaşadan sonra 2002 seçimleriyle bu günkü Ak-Parti hükümetleri kuruldu.
Diğer hükümetler tersine bu hükümet yapılan her türlü müdahaleleri bir şekilde atlatarak millet iradesini hakim kılma yolunda oldukça başarılı oldu. Cumhuriyet tarihimizde hangi iktidar iradesi bunca baskıya bu kadar dayanabildi. Gayrı meşru iktidar alışkınları durmadan çalışıyorlardı. Cumhuriyet mitinglerinden, gezi eylemlerine, sokak hareketlerinden, faiz baronlarının karanlık tuzaklarına kadar yapılmayan ne kaldı Allah aşkına?
Dış tahrik ve iç tahrip unsurları, millet iradesinin hakimiyetini hazmedememiş, bir bakıma çıldırmışlar. Milli irade hakimiyetini gözden düşürmek amaçlı çok farklı tuzaklar denediler, bu güne kadar bir sonuç alamadılar.
Bu gün ise şimdiye kadar hiç denemediği bir yöntemle çıktılar ortaya. O tuzakların hemen hepsini bu güne kadar bir şekilde atlatıldı. İşte o tuzaklardan şimdilik sonuncusu içinde bulunduğumuz 17 Aralık operasyonu sürecidir.
Bunda muvaffak olurlar mı dersiniz? Bu tuzağı milletin görmesine bağlı… Eğer bu tuzak görülürse muvaffak olamazlar, ama görülmezse onların başarısı maalesef kaçınılmaz olacaktır.
Hemen itiraf ve kabul edelim; ülkede bir yolsuzluk var mı? Var. Bunun hesabını kendimiz sormalıyız. Gereğini kendimiz yapmalıyız. Bu ülkede bu gibi sorunlar, dün de var idi, bu gün de vardır ve muhtemelen yarın da olacaktır.
Dünyanın hangi ülkesinde sorun yoktur ki? Bilmemiz gereken şudur. İnsanın olduğu her yerde sorun vardır ve var olan bu sorunlar yine insanların kendi güçleriyle çözülür. Ülkeler kendi iç sorunlarını dış güçlere ihale ederlerse sorunlar çözülmediği gibi daha da karmaşık bir hal alır. Bunları kendimiz çözeceğiz, çözmeliyiz.
Bilmeliyiz ki; düşmanın açık bıraktığı kapı, onun istediği yere çıkar ve o çıkış yerindeki eşiğin dibi tuzaktır. Onu görmemiz gerek…

Yorum Ekle