BU KADER DEĞİLDİR…

Yılmaz Sergen

1992’de Erzincan’da deprem olmuş 650 yakın vatandaşımız yıkılan binaların enkazı altında kalarak hayatlarını kaybetmişti. İlçemiz ve Taşova Gazetesi ekibi bölgeye yardıma koşmuştu.
Bende o günlerde Taşova Gazetesinde haftalık yazılar yazmaya başlamıştım. Okumadan araştırmadan yazılan yazılar manasızdır. Günlük gazete okumayı gençlik yıllarımdan beri alışkanlık haline getirdim.
Okuduğum köşe yazılarında ilginç yorumlar vardı. Bu kaderimiz, yapılacak bir şey yok diyenlerin yanında çok ağır eleştiriler vardı. En çok ilgimi çeken yazı ise ülkenin en büyük gazetesindeki başyazarının köşe yazısıydı.
“On beş, yirmi yıllık binalar, bilhassa kamu binaları kurabiye gibi dağılırken, yanı başındaki tarihi binaların dimdik ayakta durmasını nasıl izah edeceğiz” diye soruyordu.
Buyurun cevap verin?
Ben de haddim olmayarak bu yazıya cevaben bir yazı yazmıştım, evet bizler de suçluyduk, Selçuklunun, Osmanlının yaptığı binalar dimdik ayakta yıllara meydan okurken bizimkiler neden yıkılır, onca insanımız neden ölür?
Bende cevaben özet olarak ”Birinde Allah’ın rızası, insanlığa daha uzun süreli hizmet varken, bizimkinde şuursuzca para kazanma hırsı, malzemeden çalma, bilimsel kriterleri yok sayma, bütün mekanizmayı felç eden rant var.” demişim.
Bu kader değildir.
Ülkemiz deprem bölgesi, bu coğrafik kaderimiz: depremler dün olduğu gibi bugünde yarında olacak bu kaçınılmaz.
Suçu coğrafik kaderimize atarak vebalden kurtulamayız.
Hocanın yavuz hırsız hesabı ev sahibini suçlarken, hırsızın hiç mi kabahati yok?
Oy uğruna verilen ruhsatları, imar aflarını, liyakatsizliği;denetimsizliği, çürümüşlüğü, zemini sağlam olmayan yere rant uğruna bina dikmeyi, nereye koyacağız?
Yalova’da yıkılan yerler, İzmir Bayraklının zemini hiç tartışılmayacak mı?
Tedbirleri tüketmeden buna kader diyemeyiz.
Geçmişimizden, Mimar Sinan’dan, dimdik ayakta duran Selçuklunun, Osmanlının yaptırdığı eserlerden alacak dersimiz yok mu?
İzmir depremi sonrası bir deprem profesörü bu günlerde “Van’da bizim yaptığımız düz ovadaki binalar yıkılırken, onca yağmura, sele depreme rağmen Van kalesi nasıl ayakta duruyor” diye soruyor.
Aynı tehlike güzel İstanbul’umuz içinde geçerlidir. Olası bir depremde daha fazla can kaybının yanında, Ülkemizin yükünü taşıyan İstanbul’un ekonomisi durursa: bilinmeli ki Türkiye’nin ekonomisi de durur. Bu ülkemiz için gerçek manada beka problemidir. İstanbul için radikal kararlar almak yerine zamanı tüketiyoruz.
Şehirlerimize Anadolu’daki işsiz insanları yığarak kaldıramayacağı yükleri, yüklemekten vazgeçmeliyiz; nüfus göçünü tersine Anadolu’ya döndürerek, şehirlerimizin omuzlarındaki taşınamayan yüke, Çarpık yapılaşmaya bir çözüm bulmalıyız.
Kader gayrette gizlidir.

Yorum Ekle