YÖNETMEK SANATTIR

0

Yönetim bilimi eğitimi alanlar bilirler, yönetim işinin bir sanat, bir debilim yönü vardır. Bu yüzden yönetim bilimi hocaları derslerinde öğrencilerine yönetimi “Sanatların en eskisi, bilimlerin en yenisi” diye tarif ederler.

           Gerçekten de yönetim sanatının teorileri ve belirli kurulları olan bir bilim dalı haline gelme sürecinin tarihini en fazla iki asır kadar öncesine götürebiliriz. Oysa yönetim işinin sanatsal ve estetikle bağlantısı insanlık tarihi kadar eskidir.

 

En basit şeklide bilimsel olarak yönetimi “Başkaları vasıtasıyla iş görmek”   şeklinde tanımlayabiliriz. Yönetici ise; başkaları vasıtasıyla iş yaptıran kişidir. Önceden belirlenen amaçlar doğrultusunda yöneticiler başkalarına iş yaptırırken aynı zamanda sanatlarını icra ediyorlar demektir. O halde, her yönetici aynı zamanda bir sanatkârdır.

Yönetim bilimi eğitimlerinde / seminerlerinde yaygın olarak anlatılan örnek bir olay vardır, bunu paylaşmak istiyorum. Gerçek hayatta yaşanmış olan yönetim sanatıyla ilgili bu örnek olay hatırlayabildiğim kadarıyla şöyledir;

        “Bir vakit Manisa’nın Demirci ilçesinde bir makarna fabrikası kurulur.(Aslında öyküde geçen yer ismi o kadar önemli değil, bu olay başka bir yerde de geçmiş olabilir).

 

Fabrikanın kuruluş işlemleri tamamlanıp üretime hazır hale gelince fabrikaya bir genel müdür atanır ve üretime geçilir. Genel müdür kendi halinde bir adamdır; aynı zamanda kültürel ve sanatsal etkinliklere ilgili birisidir. Fabrikaya geldiği zamanlar, fabrika birimlerini pek dolaşmaz, ayrıntılarla uğraşmaz, sadece yardımcılarıyla görüşür, onlara gerekli talimatları verir ve trendi takip eder, o kadar.

 

Bunun dışındaki vakitlerde ise fabrikanın yönetim merkezinin en üst katındaki çalışma odasında proje üretir, planlama yapar, görüşmelerini yürütür. Aynı zamanda mesleki alanda ve genel kültür alanında, kitap ve dokümanlarla haşir neşir olur daha çok. Bir de günün belirli saatlerinde çalışma odasının penceresi önüne gelir dışarı bakar, kahvesini yudumlayıp piposunu tüttürürken fabrikanın bacalarını seyreder birkaç kez.

 

Fabrika, öngörülen zamandan daha önce başabaş noktasına ulaşır ve kâra geçer. Üretim ve satışlar hızla artmaktadır ve fabrika hızlı bir şekilde büyümektedir. Fabrikanın öngörülenden daha erken ve daha hızlı şekilde büyümesi, bir taraftan ortakları sevindirirken, diğer taraftan onları yeni bir arayışa sevk eder.

 

Ve bir gün fabrikanın ortakları toplanarak “Odasından pek çıkmayan, üretim tezgâhları arasında hiç dolaşmayan bu genel müdürle bu başarıya ulaşmışsak, daha çalışkan bir genel müdür atamamız halinde daha büyük bir üretim ve satış hacmine ulaşırız” diye düşünürler. Kısa süre içerisinde de eski genel müdürü azlederek, fabrikaya yeni bir genel müdür atarlar.

 

Yeni genel müdür, öncekinden farklı birisidir. Göreve başladığı andan itibaren hiç yerinde durmaz nerdeyse, sürekli üretim tezgâhları ve diğer departmanlar arasında dolaşır. İşçilerin, çırakların, ustaların, ustabaşıların ve diğer mühendis ve teknik personelin işine karışır, onlara işlerini nasıl yapacaklarını anlatır durur. Fabrika bahçesindeki çimleri ve ağaçları sulayan, bakımını yapan bahçivana bile işini nasıl yapacağını o tarif eder. Ve nihayet ayrıntılarda boğulup kalır; yani fabrikadaki bunca çalışana iş kalmamıştır artık, adeta her şeyi tek adam üstlenmiştir!

 

Sonuç olarak; öngörülünden dana kısa bir süre içerisinde fabrikanın yükselişi nasıl olmuşsa, çöküşü de öyle hızlı olmuştur. Fabrika hızla zarar etmektedir, zarar hacmi büyümüş, iflas noktasına gelinmiştir.

 

Bu beklenmedik vahamet karşısında, ortaklar tekrar bir araya gelirler ve toplantı yaparlar. Toplantıda eski genel müdürü bulup, bu olanların sırrını sormaya ve öğrenmeye karar verirler. Araştırılar; eski genel müdürün Alanya’da tatilde olduğunu öğrenirler ve hemen Alanya’ya hareket ederler.

 

Tarif edilen adreste eski genel müdürün tatilini geçirdiği otelin terasına çıktıklarında; eski genel müdürü plajda şemsiyesinin altına uzanmış, yine piposunu tüttürürken görürler. Ortaklar hemen plaja inerek, şemsiyesinin gölgesinde uzanmakta olan eski genel müdüre doğru yaklaşırlar. Esik genel müdür onları görünce gülümser ve “Ben sizin geleceğinizi biliyordum” diye karşılamış onları!

 

Uzun lafa hacet yok, bundan sonrasını anlatmaya gerek yok sanırım. Bugünlerde yaşadığımız mahalleyi, köyü, beldeyi, ilçeyi ve kenti yönetmeye talip yönetici adayları görücüye çıktılar. Yolları açık olsun; onların yönetim beceriler ile birlikte sanat ve estetik duyarlılıkları da yaşadığımız kente bağlılığımızı artıracaktır.

 

Bu çok önemlidir; esasında lafı buraya getirmek istiyordum, lâkin söz uzadı. Bu konuya bir başka yazıda/yazılarda devam edeceğiz.

 

A.Yusuf Kuyucaklıoğlu

Yorum Ekle