DİYARBAKIR BULUŞMASI

0

İtiraf edeyim bu yazıyı 16 Kasım 2013 günü yazdım. Yayınlayıp yayınlamamak için çok düşündüm. Hatta birkaç arkadaşıma yayınlayıp yayınlamamam konusunda istişarede bulundum. Hemen hepsi yayınlamam yönünde görüş bildirdi.
16 kasım 2013, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır ve yöresinde düzenlenen açılış törenlerine Mesut Barzani ve Şivan Perver gibi isimleri de davet ettiği tarihtir. Esasında sade bir açılış töreni olarak planlanmış iken hem başbakanın hem de Barzani ve Şivan Perver’in ülkemizde otuz yılı aşkın bir zamandan beri süregelen terör olaylarının bitmesine yönelik yaptıkları konuşmalardaki içerik, olayı başka boyutlara taşıyıverdi.
Düşünelim; otuz yıldan beri bu ülke insanından otuz beş bin kişinin ölmesini sanırız hiç kimse istemez. Bunun durması ya da durdurulması için bir şeylerin yapılması elbette şarttır ve bunun bir yerinden başlanması gerek.
Arkadaşlar bilelim ki; dünyada hiçbir barışın tartışması bitmez. Lozan barışı yapıldı tartışması hala sürüyor, Sevr Anlaşması yapıldı tartışması hala devam ediyor. Hatta daha ileri gidelim, hiç savaş yapmadan Fransızlara tanıdığımız Kapütülasyon tartişmaları bile ardan beş yüz yıl geçmiş olmasına rağmen hala devam ediyor. Bu anlaşmaların yapıldığı günlerde de üzerinde kim bilir ne kıyametler koparıldı. Ama bu gün bakınız her anlaşmayı kabul edenimiz de var etmeyenimiz de…
Dünyanın en büyük tarihçisi olarak kabul edilen HERODOT’un bir sözü var;
“Barışta, oğullar babalarını gömerler,
Savaşta; babalar, oğullarını gömerler.”
Ne hazin bir olgu, değil mi?
Biz dileriz ki; hep oğullar babalarını gömsünler, babalar oğullarını değil.
Olaya bu şekilde bakmayan hiç kimse yoktur. Sanırız feryat şurada.
“Terör elbette dursun ama bu terörü bu günkü hükümet değil, ben durdurayım.” Ya da “niçin o durduruyor?”
Konuya bu açıdan bakarsak, terörün bitirilmesinde siyaseten birileri kazanacak birileri de kaybedecek. Bu feryat sanırız siyaseten kaybedecek olanların feryadı.
Biz siyaseten kimin ne kazanıp kimin ne kaybettiğine bakmıyoruz. Vatanımız bölünmesin, askerimiz şehit olmasın!
Siyasiler beklentilerine ulaşamayacaklar diye askerimizin şehit edilmesine göz yumamayız, yummamalıyız.
Terörün en çok kol gezdiği yılların acısını iliklerine kadar yaşayan bir asker babası olarak söylüyoruz.
Bu konu bitsin!
Efendim teröristle aynı sahneye çıktın, efendim “Kürdistan” dedin gibi sığ yaklaşımlara takılırsak, bu yolda ilerleyemeyiz.
İnsanların “kim” idiliğine takılmamalıyız, “kim” olduğuna bakmalıyız. Sabit politikalarımızı “dayatma” yoluna gitmemeliyiz, dünya gerçeklerine göre politika üretmeliyiz. Bu sözümüzden; her gelen duruma göre değişmeliyiz anlamı çıkarılmasın. Evet siyasetçi, gelişen olaylar karşısında yeni politikalar geliştirmelidir. Geliştirmezse, kendisi de partisi de gelişemez. Zaten ülkemizde çekilen sıkıntı “değişmek” değil, “değişememektir.”
Eflatun’un bir sözü var;
“Küçük şeylere takılanlar, ellerinden büyük iş gelmeyenlerdir.”
Bu konu, bir yazıya sığacak kadar küçük değil. Mevlâm kısmet eder de ömrümüz yeterse, konu ile ilgili bir kitabımız “yaz aylarında çıkacak.” Orada ayrıntıları ile ve tarihi gelişimi içinde değerlendireceğiz.
Önceliğimiz, terörün durması, askerimizin şehit olmamasıdır. Gerisi ayrıntı olacaktır. Onları bir şekilde çözeriz ya da onlar üzerinde bir şekilde birliktelik sağlarız.
Duamız odur ki; Allah bu milletin başına bela olan terör illetini başımızdan defetsin.

Yorum Ekle