KÖYÜMÜZÜN USULÜYDÜ : “GÖRÜ”

Facebook ile bağımı yüzde doksan beş civarında kopardım. Diğerleri ile zaten hiç tanışmadım. Bugün eskiye dönük bir yazı kaleme almak üzere buradayım.
Herkese umduğu gibi güzel, özel, mutlu, sağlık ve afiyet dolu yıllar dilerim.

Şöyle duymuştum: “Bugün falancanın şerbeti var. Cuma Namazı’ndan sonra şerbet içme merasimi düzenlenecek.”

Belki çocuk yaşımdan beri bildiğim ama üstünde hiç durmadığım “şerbet içme” merasimine katıldım o gün. Elbette anlatılan eski “şerbet içme” törenlerinden farklı gibiydi.Her şey yerli yerinde ve bir zamanlar ekseri ailenin evinde bulunmadığı için bakır veya metal tas kap kullanılırken bu kere cam bardaklar vardı.

Nasıl oluyor?
“Dünür başı” denen şahsın refakatinde “dünür” gidilip kız isteniyor. Adabınca ve genel kaideler dahilinde, sonra yine aile ve refakatçiler tarafından kız-oğlan adı belli ediliyor. Buraya yeniden döneceğim.

“Şerbet İçme” merasimi oğlan evinde veya Cami önü gibi meydanlarda gerçekleşiyordu. Şekerden iki bakır şerbet eziliyor ve pekmez gibi diğer tatlı türleri ile de beslenerek renklendirme sağlanıyordu. Fakat, çok önceleri, şekerin olmadığı, bulunmadığı zamanlarda sanıyorum, bal veya pekmez kullanılıyordu. Şeker bakırlarından birisi kız evine gönderiliyordu. “Bakır” kelimesini özellikle belirtiyorum; zira bizim Oba köyünde helke, bakraç veya öteki isimlerin kullanıldığına şahit olmadım. Kova deniliyordu belki, ancak “bakır” adı cevherin bakır madeni olmasına dayanıyordu. Kova kelimesi bu manayı kaldıramazdı.

“Kız-oğlan adı belli ediliyor” demiştim. Bu iş için, yakın akrabalar ve dostlar davet ediliyor. Şerbet bakırı ile beraber bir de heybe gidiyor kız evine. Heybe boş değil elbette. Bilgi kaynağımın dediğine göre; yeteri kadar yazma, şeker, fistanlık kumaş, divitin, havlu gibi eşyalar heybeye konuluyor. Yakın çevre heybeye hediyelik veriyor; hediyelik yazma, çenber yani yemeni, havlu, kuru üzüm, büsküvi, lokum, elbiselik olarak ifade edilebilir. Damat adayı oğlan da heybeye bir hediye verebiliyor. Böylece kız-oğlan adı belli edilmiş oluyor.

Kız-oğlan adının belli edilmesinden on beş veya yirmi gün sonra bu defa “Küçük Görü” için akrabalar, yakınlar ve dostlar bir araya geliyor. “Küçük Görü” bütün köyü veya etrafı içine almayan, sadece belirli ailelerin, yakınların davet edildiği bir toplantı olarak gerçekleşiyor.

“Küçük Görü” töreninde “Gelin adayı” odanın orta yerinde sandalye yahut iskembiye oturuyor. Davetliler salavatlar eşliğinde hediyelerini kızın başına örtüyor. “Görü” merasiminde erkekler kız evine gitmiyorlar. Bu münasebetle tef eşliğinde türküler, maniler çığırılarak kadınlar kendi aralarında eğlence düzenliyor, oyunlar oynuyor. Tabii olarak bu işlerin aynı düzen içinde devam edebilmesi için işi idare eden, mani söyleyen, tef çalan kadınlar mutlaka bulunuyor.

Nişanlılık süresince bayram ve seyranlarda yine kız evine hediye göndermek adetten olmuş. Mutlaka gereği yerine getiriliyor. Kız-oğlan adının belli edilmesinde doğal olarak kıza ve oğlana “Dünür başı” veya bir büyük tarafından yüzük takılıyor. Böylece oğlan ve kız nişanlanmış oluyor.

Gördüğüm ve bildiğim kadarıyla resmen olmasa da gayri resmi bir “başlık” olayı son otuz yıla kadar devam ediyordu. “Başlık” denemez buna, ancak oğlan tarafı kız tarafına küçük bir miktar ödeme yapıyordu. Bu miktar, “süt hakkı bedeli” olarak ele alınabilir. Bu meblağın yine kızın düğün masraflarına harcandığını sanıyorum. Aileler arasındaki ilişkinin durumuna göre bu durumu değerlendirmek lazım. Fazla üzerinde durulacak bir şey de değil zaten.

Düğün yaklaştıkça heyecan artıyor. Bağlı olarak bu defa “Büyük Görü” için bütün köy, mahalle, dost ve akraba davet ediliyor. Davetiye yerine “okuntu” kelimesi kullanılırdı eskiden; belki hala da devam ediyor.

“Büyük Görü” düzenlendikten sonra bir veya iki hafta içinde düğün başlıyordu. “Büyük Görü” den evvel oğlan evi eksik görüyordu. “Eksik görme” de başlı başına bir olay olup evlenecek kız ve oğlanın dünya evi baştan tanzim ediliyordu. Kız evinde kimler mevcutsa, onlara da hediye alınıyordu. Bugünkü bohçaların hazırlanmasına benzer bir şey olsa gerekiyor.

Devamında, “Seysana” yıkılıyor veya “Aşboğaz” oğlan evinden kız evine götürülüyor. Sonra davul-zurna ekibi veya mehter her evin önüne giderek “nöbet” duruyor. Bu bir nevi düğüne davet. Bu itibarla her hane odun veya benzer düğün ihtiyacının karşılanmasına yönelik yardımlar yaparak yeni evlenecek kız ve oğlanı madden desteklemiş oluyor. Odun düğün yemeklerinin ateşini yakıyor, keşkek malzemesi keşkek yapımında kullanılıyor.

Eskiden bir de, “donakçı” ve “konakçı” adeti bulunuyordu. Donakçı adetinin bugün devam etmediğini sanıyorum. Donakçı geleneği “okuntu” denilen davet etme usulüyle bütün köye haber veriliyordu. Donakçı toplantısı ve köyü bir baştan bir başa dolanma geleneği kadınlara özgüydü. Genel geçer kurallar çerçevesinde “Bürük” denilen siyah bir örtü giyiliyordu.

Sonra düğün başlamış oluyordu.
Düğün için de ayrıca “okuntu” dağıtılıyordu. Bugünkü ortamda, “okuntu” dağıtılmıyor, hoparlör kanalıyla köylü düğüne davet ediliyor. Bu ise kanaatimce, hakikate, adete ve alışkanlıklara gölge düşürüyor. “Konakçı” usulü devam etmiyor artık, çünkü gelen araba ile gelip geri dönebiliyor. Bugün şehirlerarası konukların sanki eski konakçı bağlamında olduğunu düşünüyorum.

Sevgi ve muhabbetle.

Enver SEYHAN

Yorum Ekle