Hazinedar Süleyman Paşa SÜLEYMAN AĞA’NIN SEPETLÜ ÇİFTLİĞİ

16. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti’nde düzenin arıza vermeye başlaması, tımar sisteminin bozulmaya yüz tutması beraberinde bazı tedbirlerin alınmasına sebep oldu. Devlet
tımar sisteminin yerini doldurmak, asker hazırlamak, yetiştirmek ve toplamak, vergi tahsil etmek, asayiş ve huzuru sağlamak zorundaydı. Bu itibarla merkezden uzak eyaletlerin dolayısıyla bölgelerin idare edilmesinde, vergilerin toplanmasında, taşranın yönetilmesinde halkın itibar ettiği mahalli seçkin sınıftan ve eşraftan yararlanma yolunu tercih etti.
Hazinedar Süleyman Paşa da bu yerel, itibarlı, soylu, seçkin sınıftan bir ağa olarak muhassıl sıfatıyla Canik, Çarşamba ve Ünye dolaylarında göreve tayin edildi. Babası S. Behram Ağa, bölgenin önceki muhassılı ve ayanı Canikliler hanedanında hazinedardı. Caniklizade Ali Paşa 3. Selim’in gerçekleştirmek istediği reformlara, düzenlemelere katılmadı, muhalif tavır takındı ve netice itibariyle devlet tarafından malı mülkü müsadere edildi.
17. asırda iç ve dış dinamikler devletin değişim ve dönüşüm sürecine girmesine etki etti. Miri araziler iltizam usulüyle malikane olarak verilmeye başlandı. Böylece klasik feodal düzenlerde görülen derebeylik sistemi Osmanlı Devleti’nde sisteme dahil oldu. Bu dönem “Ayanlar Dönemi” olarak kayıtlandı. Hatta Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa, Sadrazam ünvanıyla devletin başına bile geçti.
Süleyman Ağa ( ? – 1818) bölge ayanı olarak egemen olduğu yerlerde muvaffak oldu, başarı gösterdi, Gürcistan, Kafkasya ve Kırım’a kadar hakimiyet kurdu. Kale muhafızlığında, huzurun temininde, isyanların bastırılmasında, asayişin muhafazasında ve savaşlarda üstün gayret gösterdi. Bu başarı ve muvaffakiyet neticede vezaret rütbesiyle beraber paşa kimliğine kavuşmasını sağladı ve Trabzon valisi olarak tayin edildi. (1812)
Orta ve Doğu Karadeniz bölgesine hakim olan Canikli ailesinin gücünü kırdı, hakimiyetine son verdi ve idareyi eline aldı.
Son dönemde devlet idaresi özellikle Padişah 2. Mahmut, özel mülkiyeti sınırlandırmak gayesiyle müsadere sistemine döndü. Hal böyle olunca, Süleyman Paşa müsadere korkusu yaşamaya başladı ve malının tamamını vakfetti. Zira Ayanlar bölgelerinde servetlerini kurtarmak istiyorlardı ve mecburen evlatlık vakfiyeler tesis etme yolunu tercih ediyorlardı.
Süleyman Paşa’nın aslen Ayvacık kazasından olduğuna delalet eden bilgiler vakfiyede hısımlarını saydığı fasılda geçiyor. Bazı kaynaklarda ceddinin Ordu veya Ünye tarafından geldiğine dair malumat dahi var.
Bölge ayanı sıfatıyla Canik, Çarşamba, Ünye bölgesinde diğer mal ve mülklerinin yanında çiftlik ve kahvehane mülkü de edindi. Kahvehaneler genellikle yol üstünde olup konaklamak isteyenler için ehemmiyet arz ediyordu. Böyle bir kültür ve geleneğin başlamasına vesile olmuş oldu belki de!
Osmanlı tabirinde çiftlik, bir çift öküzle sürülebilen arazi anlamına geliyordu.
Taşova’nın kuzeybatı tarafına denk gelen Sepetli Çiftliği ile batı yönündeki Haddadi Çiftliği Süleyman Paşa vakfiyesinde yer alıyor.
SEPETLİ Çiftliğinin konumu:
“Dört tarafı Boraboy köyü toprağına muttasıl ve Kozluca karyesi toprağına muttasıl ve Halamaz köyü toprağına bitişik ve dağ tarafında Elmapınarı ve umum yol ve Tekelüze köyü toprağına bitişik işbu hudut ile mahdud Sepetlü Çiftliğidir.”
Bu tarifle zaten Haddadi Çiftliği de Süleyman Paşa vakfı dahilinde olduğuna göre yörenin en verimli arazilerini Hazinedarzade hanedanlığına ve dolayısıyla evlatlık vakfa dahil etmiş görünüyor.
Ancak 2. Mahmut vatan ve millet adına bütün bu türden hadiselerle mücadele etti. Bir hatadan dönülmesi icap ediyorsa döndü. Ordunun yenilenmesi hususunda azami gayret gösterdi. Tanzimat’ın ilanıyla birlikte iltizam, hanedan, mütesellim, ayan düzeni tarihe karıştı.
Genel itibariyle de ayan sistemindeki araziler, çiftlikler, vakıflar devlet tarafından zaptedildi ve müsadere edilerek hazineye veya miri araziye katıldı.
16. yüzyıldan beri devam eden tımar sisteminin ihyası veya kaldırılması yahut iltizama verilmesi konusu da böylece kapandı. Kapanmasa da derebeylik düzeninin sınırları daraldı, bazı bölgelerde son buldu.
HADDADİ Çiftliği’nin tarifi:
“Dört tarafı Nehr-i Kebir (Tozanlı Nehri) ve Ilıca derbendi ve yaylada Arpaderesi ve Cuma Camii ve Kızılcaköy ve Gökdere altında eski Kebker köprü yeri ve Tekelüze karyesi yolundaki Yağlutaş ve Zuday taş yığını ve Çılgıdır kurbunda Çorak deresi ve Nehr-i Kebir ile mahdud ma’lumü’l mikdar mülk-i mezra’aları muhtevi Hüdadi Çiftliği adındaki bir bab mülk çiftliktir.”
Çiftlik hududu Çılgıdır’ın batısından başladığına göre buradan o yıllarda bazı köylerin henüz yerleşim sağlamadığı veya yeter hane sayısında olmadığı sonucuna varılabilir.
Bugün itibariyle bu iki çiftlik Taşova’nın iskan olduğu yer dahil Yeşilırmak’tan Halamaz hududuna, Elmapınarı’ndan Boraboy toprağına kadar çok büyük bir alanı kaplıyor, içine alıyor.
O dönemde Rum Eyaleti’ne bağlı bu bölgenin Canik Sancağı’nın ayanı tarafından mülk olarak zaptedilmesi dikkate şayandır…
EnverSeyhan
Eylül 2020

Yorum Ekle