19. YÜZYILIN İLK YARISINDA TAŞABAD NAHİYESİNDE GEÇİM KAYNAKLARI (1840)

Tanzimat döneminde Taşabad bölgesi halkının toprağa bağlı işlerden geçimini temin ettiği toprağı işlediği görülmektedir. Sanayi sektörünün henüz faaliyet göstermediği bölgede tarım ve hayvancılık ön plandadır. En fazla ekilen ve hasat edilen ürün buğday ve arpadır.
Buğday Önasya’nın kadim bitkisidir ve yüzde doksanlara varan bir ekim ve hasat mevzubahistir.
Bunun dışında halk bağcılık, arıcılık, bahçecilik, çerçilik, tacirlik, çobanlık, imamlık, kömürcülük, dülgerlik, arabacılık, değirmencilik, berberlik, azaplık, amelelik ve hizmetkarlık gibi işlerle meşgul olmaktadır.
Kayıtlı 845 hane içinde 21 hanenin ise bir geçim meşgalesinin ve gelirinin bulunmadığı
görülmektedir. Bu sebeple deftere “şunun bunun ianesiyle geçindikleri” kaydı düşülmüştür.
Bu dönemde arpa, buğday ve yulaftan sonra pamuk, duhan = tütün, mahlep, ipek ve cevizi geçim kaynakları tür ve çeşitleri olarak ele almak yerinde olacaktır.
Pamuk:
Tasna’da 12.5 dönüm, Tekye’de 6.5 dönüm, Kalekale’de 3 dönüm, A. Baraklı’da 2.5 dönüm,
Yenidere’de 2 dönüm, Kuşeyh’te 1.5 dönüm ve Kiranpa’da 0.5 dönüm olmak üzere yekun 50.5 dönüm arazide üretim gerçekleştirilmiş olup devlete 426 kuruş Pamuk öşrü ödenmiştir. Dönüm başına düşen vergi 8.4 kuruştur.
(Çavdar N.)
Ceviz:
Asya dağlarının ve vadilerinin kadim meyve türüdür. Ceviz Anadolu’nun yerli türü olarak bilinip tanımlanmış olsa dahi İran üzerinden önce Doğu Anadolu’ya sonra da bütün Anadolu sathına yayılmıştır.
1840 yıllarında Taşabad bölgesinde yani Yeşilırmak Nehri’nin güney dolaylarında 9 köyde ceviz üretimi yapıldığı hane başına 4.2 kuruş ceviz öşrü ödendiği görülmektedir.
Ceviz üretimi yapılan köyler: Y. Baraklı, A. Baraklı, Belgü = Belevi, Tanoba, Karaağaç, Yerkozlu, Kalekale, Yornus, Darma.
Son senelerde Ceviz ağacında aşılama yöntemi
geliştirilmiştir. Yarım asır öncesine kadar ceviz ağacı için böyle bir durum söz konusu değildi. Tabiatta kendi ortamında yetişmekteydi. Hatta eskilerin “ceviz ağacı ekilip dikilmez” dediklerini duymuşluğumuz olmuştur.
Bahçe Bitkileri:
Bahçe bitkileri 550 dönüm arazide ekilmiş olup elde edilen hasat neticesinde dönüm başına 8.1 kuruş vergi tahakkuk etmiştir. Bahçe bitkilerinde Darma 46.5 dönümle ilk sıradadır. Darma köyünü 45 dönümle Belgü = Belevi köyü takip etmektedir.
Meyvecilik:
Meyvecilik de bölgenin ele gelir bir geçim kaynağı türüdür. Boladan, Tanoba, Kalekale, Tekye ve Yerkozlu önde gelen köylerdir. Hane başına düşen öşür miktarı 15 kuruştur.
Arıcılık:
Hem Sonisa hem de Taşabad bölgesinde 16. yüzyıldan itibaren arıcılık yapılmaya başlandı. (Kıvrım İ.)
Burada yeri gelmişken kısa bir açıklama yapmak icap etmektedir:
Bölgenin Kadılık ve Subaşılık bulunan kenti ve yönetim merkezi 1840 yılına kadar SONUSA şehriydi. Gerek Kaza gerek Nahiye olarak Tahrir defterlerinde Sonisa adıyla kayıtlar yapılmıştır.
Tanzimat ile beraber bölge Dört Nahiye adıyla bölündü. Erbaa = Dört adı buradan gelmektedir. Nevahi-i Erbaa denilen nahiyeler şunlardır:
-Sonusa.
-Herek = Erek.
-Taşabad.
-Karayaka = Ziğdi.
Evvelce kaleme aldığım yazılarımda bu konuları işledim ancak albaştan yapmakta fayda mülahaza ediyorum. Ayrıca her nahiyeye bağlı köylerden de söz ettim. Bu yazıda geçen Tanoba, Karaağaç, Hacıpazar gibi köyler 1840 yılında Taşabad nahiyesine tabi idi. Bu nedenle
bağlı köyler olmaları hasebiyle adları geçmektedir.
Arıcılık:
Taşabad nahiyesinde 14 köyde 27 hanede 89 adet arı kovanı bulunmaktadır. Kovan başına 4 kuruş vergi tahakkuk etmektedir. Bal üretimi ekonomik bir değer olmaktan ziyade genelde tüketime dönüktür. Sanıyorum son devirde yavaş yavaş ekonomik bir değer olma yolunda ilerleme kaydetmektedir.
Arıcılık yapılan köyler ve kovan sayıları şöyledir:
Karaağaç 20 kovan, Kiranpa 13 kovan, Belgü = Belevi 12 kovan, Tasna 10 kovan, Darma 10 kovan, Yenidere 5 kovan, Bidevi 3 kovan, Devre 3 kovan, Tonu 3 kovan, Boladan 2 kovan, Tanoba 2 kovan, Fidi 2 kovan, Hacıbazar 2 kovan, Kal’a kal’a 2 kovan.
Duhan (Tütün):
Tütün 1500’lerde Amerika’dan İspanyol gemiciler vasıtasıyla Avrupa’ya getirilmiştir. Avrupa sathına yayılarak ticaret ve tüketim metaı halini almıştır.
Türkiye’ye Venedik, İngiliz ve İspanyol gemiciler ve tacirler tarafından sokulmuş ve kullanımı kısa sürede yaygınlaşmıştır. Milas’ta 1583 yılında ekilip üretilmiştir. 17’nci asırda Ege bölgesinde, Marmara’da ve sonra da Samsun’da tütün ekimi başlamıştır. 19. asrın ikinci yarısında 150 bin çiftçi dönümlerce arazide duhan ekiyordu.
18’nci yüzyıldan itibaren tütün hazinenin önemli gelir kaynakları arasında yer alıyordu. 19. asrın ikinci yarısında tütünden alınan vergi bütçenin yüzde 5’ine isabet ediyordu. “Bu yüzden 17. yüzyılda tütün lehine yazı yazan bir kişi devlet nazarında tehlikeli sayılırken, 19’uncu asırda tütün aleyhine risale yazan
şahıs devlet nazarında tehlikeli kabul edilerek Afyon kalesine kapatılıyordu.”
(Afyoncu E.)
Tütünün yasaklanmasının yolu 1649 yılında Şeyhülislam Bahai Efendi’nin tütünün mübah olduğuna dair fetvasıyla kesilmiştir. (A. E.)
Bu tarihten sonra Anadolu ve Osmanlı coğrafyasında tütün serbestçe üretilmeye başlanmıştır. Balkanlar, Suriye, Halep ve Lazkiye bölgeleri Anadolu ile beraber önemli bir tütün ekim ve üretim sahası halini almıştır. Tütün tarıma dayalı sanayi ürünü olup halkın önemli bir geçim kaynağıdır. Son dönemde emperyal güçler çiftçinin elinden geçim kaynağını çekip almış bütün tesisler de kapatılmıştır. Ne yazık ki tütün kullanımı devam etmekte olup ihtiyaç ecnebi şirketler vasıtasıyla ikmal edilmektedir.
Söylemek lazımdır ki tütünün insan sağlığına ve çevreye verdiği zarar asla göz ardı edilemez…
Önceki bir yazımda 1840 yılında yapılan sayımlarda Rum köylerinde 18 hanede duhan üretimi yapıldığını kaydetmiştim. Bunun yanında müslüman köylerinde yapılan üretimden de dönüm bazında bahsetmiştim.
Bu itibarla yinelemek babında olacağından bu kadarla yetinmek kafidir diye düşünüyorum.
Gelecek zamanda ömrüm vefa ederse aynı konu üstünde duracağım. Hiç bahsetmediğim geçim kaynaklarını irdelemek ve elimden geldiğince anlaşılır bir dilde ve halde okuyucuyla buluşturmak gayesi içindeyim.
Sağlıcakla…
17 Ocak 2021
Enver Seyhan
*
Kaynak ve Teşekkür:
Geçmişten Günümüze Merzifon ve Amasya Yöresi Sempozyumu: (1840 – 1845)
Sunum: N. Çavdar.
GOPÜ.

Yorum Ekle