BİR SELAM SAL YÜZÜM GÜLSÜN!

0

Rahmetli Kıvırcık Ali öyle demiş:
Bir selam sal sabah olsun / Bir selam sal yüzüm gülsün!

Özellikle büyük şehirlerde, insanlar, düğün salonları dışında birbirini görüp ağır ağır yol alan muhabbet kervanına katılamıyor. Geçmişten geleceğe uzun uzadıya konuşup dertleşemiyor. Birbirine özlem duyuyor ve yan yana gelince de hasret gidermek istiyor. Denilebilir ki, bundan doğal ne var?

Demek ki var!

Geçtiğimiz günlerde, yine bir memleket düğün merasiminde, davetliler uzaktan yakından gelip toplandılar, selamlaştılar, kucaklaştılar; aynı havayı teneffüs ettiler, simsim oynadılar, halay çektiler, eğlendiler. Gurbetin her birini bir yere savurduğu insanlar, kendinden birileriyle sohbet etti, kendinden şeyler buldu, kendinden şeyler konuştu oturduğu masada…

Kendini yeniden tanıdı, keşfetti, rahatladı, yabancılıktan sıyrıldı ve özüne döndü, kendisi oldu…

Her masada muhabbet, sohbet çoğalıp arttı, kırdan, bayırdan, şerden, hayırdan konuşurken laf geldi, dolaştı; dile getirilen eleştirel cümlelerle belki de zirveye ulaştı…

Doğru sözlerdi ve haklı cümlelerdi…

“İnsanlar çok değişti, aynı sokakta görüyor ama görmezden geliyor, yönünü öte dönüyor, şımarıyor, cıvıyor, böbürlenip kibirleniyor.”
Bu sözler üstüne içimden geçti de sonra düşündüm, sustum ve sözlerimi yuttum. Şunu diyecektim:
Bu mu insanlık?
Bu mu dostluk, arkadaşlık, komşuluk, hemşehrilik?
Bu mu akrabalık, yakınlık?
Bu mu Müslümanlık?
Gurbet elde yakışır mı?

Evet!
Dünya bazı kültürel değişimlerin, etkileşimlerin, başkalaşımların sonucu olarak savruluyor, son raddede kibir ve enaniyet tavan yapıyor. Küresel değişimlerin neticesinde, bireysellik baş tacı edilmiş durumda. Çıkarı olmadıkça kimse kimseyi aramıyor, sormuyor, görmüyor…
Doğruya doğru!
Bunun sakınılacak, yakınılacak bir yanı yok…

Başka bir ifade ile insan, kendinden başkasını tanımıyor, tanımak istemiyor, görmüyor, küçümsüyor; güzel kendisi, özel kendisi, ağa kendisi, paşa kendisi…

Kimseye muhtaç olmadığını, olmayacağını düşünüyor…

Bu tavır ve davranışların insani bir tarafı olabilir mi?
İnsan, toplumsal bir varlık ve toplumdan ayrı yaşayamaz. Sadece, belirtilen bu haliyle bile, kibrin ve nefsin elinde oyuncaktır. Yardımlaşmak ve sosyalleşmek zorundadır. Büyüklenen, diklenen, böbürlenen ve höyküren nicesinin mezarı bile belli değil bugün…

İnsan, nihayet sevgi ve muhabbettir.
Nihayet bir avuç kara topraktır.
Nihayet, bir damla sudan meydana gelmiştir.
Büyüklenme, övünme ve övülme sadece Yüce Allah’a aittir…

Bu türden hal ve tavırların sebepleri de var elbette; birkaç tanesini ele almak, irdelemek, sorgulamak gerekiyor:
İlk mesele sevgisizlik, kibirlilik durumu ve bunun yüce kurumu para. Paranın getirdiği mal, mülk, zenginlik. Öyle hal almış ki tarifini cümlelere sığdırmak mümkün değil…

İkinci mesele zenginlikle insan nefsinde bina edilen kendine aşırı güven, aşırı gurur ve kibir. Bunu tarif etmek de zor. Bahusus, insanın en nankör olduğu durumdur…

Üçüncü mesele siyasi düşünce ve fikirlere teslim olmak, tapınmak ve tabulaştırmak. Muhabbet bağını siyaset ateşinde cayır cayır yakıp akrabalık, dostluk, arkadaşlık, komşuluk köprülerini kıyamete kadar yıkmak…

Dördüncü mesele dini değerlerden çokça bahsetmek, dinin etrafında dönmek, fakat dinin emir ve yasaklarını küçümsemek, nefsin emirlerine önem vermek. Edebi ve saygıyı itelemek, ötelemek…

Beşinci mesele, bireysel ve ailevi sorunların ta içine girmek. Ailevi sorunları çözmek, ayrılığı, gayrılığı, anlaşmazlığı gidermek babında, niyeti halis ve ehil kimse olarak bir faide sağlama amacı dışında her ne yapılıyorsa, hemen hepsi dedikodu, gıybet ve aşırılıktır. Mahrem hallerin ve olayların insanların diline dolanması ve orada, burada tekrar edilip üstüne üstüne gidilmesi kadar insanlık dışı, berbat, iğrenç ve çirkin hareket yoktur…

Ayrıca çok önemli bir konu da başa kakmak!
Bir iyilik ya çok gizli yapılır veya açıktan yapılmışsa, bir daha, hiçbir zaman ve hiçbir yerde konuşulmaz. Tekrar edilmez, yinelenmez. Bu kişilerin karşılıklı haysiyetidir, şerefidir, onurudur. Kişi haysiyetini, vakarını, onurunu muhafaza etmeli, diğer tarafı da gözetmeli ki vicdanlar, gönüller rahat etsin, feraha ersin…

İnsan niçin iyilik yapar? Neden yardım eder? Mecbur mu? Ahkam kesmenin manası var mı?
Hadi yazayım:
Bizim dinimiz emrediyor. Allah rızası için; akrabaya, komşuya, yolda kalmışa, hastaya, yaşlıya yardımı ve iyiliği emrediyor. Başa kakmayı, hor bakmayı yasaklıyor…

Konunun mahiyeti itibariyle, geniş, kapsamlı ve tafsilatlı olmasına binaen devamını başka bir zamana bırakmak ve başka bir ruh haliyle kaleme almak istiyorum.
Daha çok sevgi ve muhabbet için: “Bir selam sal, güneş doğsun!”

Selam ve dua ile!
Enver SEYHAN

Yorum Ekle