SON NEFESE KADAR…

Son günlerde dünyayı saran korona virüs hepimizi hizaya getirdi. Düzeni değiştirdi. Mevcut ne varsa yeniden disipline etti. Planları altüst etti. Biz dahi apar topar büyük şehirden doğup büyüdüğümüz küçük bir köye sığındık. Küçük bir bahçe iki artı bir ev zor günlerde bizi ağırladı.
Beynimizde, masamızda, dosyalarımızda ne varsa hepsini bir kenara bırakıp “hiç” noktasının derinliğinde yeni bir nefes, taze bir günle, esen yelden nem kapıyor ve kendimizi eve kapatıyoruz.
“Almıyorum”, “İstemiyorum.” “Bir lokma bir hırka…” “Daha çok dua.” Bir, iki ve üç kelimeli o kadar çok söylem var ki.
Kelkit ırmağı ile sohbet eden yalnız adamın Selvi söğütleri de davet edişindeki derinliği ancak sevgi dolu gönüller bilir. Bilirde etraftan laf atanlara, hal hatır soranlara takılmada “ Hiç” diye cevap verir. Sadece “hiç.”
“Hiç” kelimesine her insan ulaşamaz. Derinliğinde yürüyemez, konuşamaz, yazamaz. “Ne var ne yok.” Cevabı hazırdır. “Hiç.”
Neyin varsa, bir nefes sonrasına emin olmadığımız bu dünyanın üç kelime ile anlatımlarından biridir.
Okuyan ve yazanlar içinde zaman zaman kelime olarak katılımcı sıfatıyla yerini alır. Olumsuz cümleler fiil olabilir. Soru cümlelerinde net olmayan zamanı, soruları geçiştirmede ve anlamsız cevaplarda kullanılır.
Bu üç harfli kelimenin bir de milli ve manevi derinliği vardır. Okuyucularımız yazımızın ara sokaklarında istediklerine ulaşacaklardır.
Paylaşımlar. Özel ve gizil ne varsa gözleri kapanmadan bırakılan mesaj ve vasiyetler. Ebedi âlemde pul kadar değeri olmayan emanetler. “Hiç” orucun gözyaşlarındaki damlalarla dünya hayatına gülümseyiş…
İnsan bazen isteyerek veya istemeden zora talip olur. Okuyucuları ile paylaştıkları ile bilgi ve birikimleriyle kendine ulaşır. Özel ve gizil yetenekleriyle olgunlaşır. Onlarca yapması gerekenlerin arasından geçerek, nedenlere takılmadan uzun ince yolcuğun tadı ve lezzetiyle yoluna devam eder.
Yazmak beni mutlu ediyor. Dinleniyor, huzura ulaşıyorum.
Yerli ve milli olmanın ana damarlarından biri de üretmektir.
Düşüncelerini, projelerini ve sevdalarını sevgi ile besleyenlerdenim.
Türk –İslâm Kültürünün engin derinliğinde edebiyatın serinliğiyle kendime gülümsüyorum. Birikimlerimi okuyucularımla paylaşarak beynimi temizliyor, kendime güveni tazeliyorum.
Kendimi daha canlı, diri, zinde ve genç hissediyor, okuma işlemini tamamladığım kitapların son sayfalarını kapattığımda gözlerimi kapatıyor, bende bıraktıklarını değerlendiriyor, ihtiyaç duyarsam yazıyor arşivime alıyorum.
Bir öğretmen, Müdür yardımcısı, müdür ve Maarif müfettişi olarak yaptığım ve tavsiye ettiğim kültür etkinliklerinin önemli kısmını daima ben yazdım. Tiyatro, hikâye, masal ve şiirlerimi öğrencilerim ve velilerle buluşturmak çok güzel bir duygudur.
Önce konuyu tespit ediyor, araştırıyor, malzemeleri topluyor sonra yazımın türünü tespit ediyorum. Çalışmaların tamamladığım da önce iki Türkçe öğretmeni tarafından inceleniyor. Atölye çalışması yapılıyor. Yeni düzenlenen bir park titizliğinde işleniyor, ekiliyor ve dikiliyor. Son şeklini aldıktan sonra Edebiyatçım görüyor. Onun çalışmasını peyzaj mühendislerinin çizim ve estetik düzeltmelerine benzetiyor. Eser tamamlanıyor.
On iki yaşımda başladığım yazı çalışmalarıma kırk sekiz yıldır devam ediyorum. Hiçbir dönem ekonomik girdi için yazmadım. Kitaplarım ve dergiler için ciddi rakamlarda harcamalar yaptım.
Konu sıkıntısı çekmiyorum. Ülkemiz de ve dünyada gündem çok hızlı değişiyor. Yaşadığım şehirlerdeki insanların doğal halleri ve bıraktıkları izler yazılarıma kaynak oldu.
Yazdıklarımın tamamının altında tarih var. Okunduğunda güncelliğini kaybetmesin diye yazıyorum.
Yazdıklarım gözyaşlarımdır.
Son nefese kadar devam edeceğim inşallah…
29.05.2020 /Tepekışla Köyü-Erbaa

Yorum Ekle