BOĞALI MADENE FEDA EDİLMEMELİ…

0
2

Naci Konyar 
Çevre; hava su toprak her bireyi ilgilendiren ortak yaşamsal varlığımız. Günümüz insanı kendini toplumsal bir bütünün parçası olarak görmüyor, yaşananları kendi sorumluluğunda görmediği için de beni ilgilendirmiyor diyebiliyor. Kişi kendini olayın dışında konumlandırıyor. Çevre meselesine başkasının meselesi gibi bakıyor.
Bireylerin, yaşadığı toplumun sorunlarından koparak sorumluluktan sıyrılması, kendi yolunu çizmesi özgürlük olarak değerlendirilse de bu toplumsal bağların zayıflaması, kopması anlamına gelir. Bu da toplumsal dayanışmayı azaltır, köreltir. Bir tarafta kendini her şeyden sorumlu tutan bireyler, öte tarafta kendini hiçbir şeyden sorumlu hissetmeyen, başkasının meselesine karışmayan vatandaşlar. Bireyler kendilerini birbirlerine sorumlu hissetmedikçe, sistemdeki olumsuzluklara itirazda bir araya gelemezler. Mesele bireysel bir mesele değildir, herkesin eşit derecede sorumlu olduğu çevre meselesidir.
Kimseye suçluluk yüklemek istemeyiz. Mesele sorumluluğun farkına varmak, sorumluluğu görmek ve bilmektir. Benim meselem değil diyenler bu koşulların üretildiği dünyanın dışında yaşamıyorlar. İnsan sadece kendi hayatını yaşamıyor aynı zamanda başkalarının da hayatlarının devam ettiği bir dünyada yaşıyor. Elbette meseleye kayıtsız kalanların tavırları da bir tercihtir ancak sonuçları tüm yaşayanları etkiliyor.
Evet sorumluluk her şeyin yükünü sırtlanmaktan ziyade meselelere biraz ilgi duymak, hiç olmazsa bir çevre platformuna katılmak, dinlemek, alkışlamak, destek olduğunu hissettirmektir.
İlçemizde 30 Nisan 2026 günü çevre dostları, Taşova Meydanında, Boğalı eteklerinde yerleşik köylerin temsilcileri, muhtarlar, siyasi parti temsilcileri (CHP, İYİ Parti, Sol Parti) sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlarımızın katıldığı Taşova-Erbaa Boğalı yaylası-Sakarat dağındaki doğal yaşamı ve su kaynaklarını tehdit eden madencilik faaliyetine karşı meralarımızın, yaylalarımızın zarar göreceğini dile getirerek ‘Doğamıza ve Geleceğimize Sahip Çıkıyoruz’ sloganıyla bir basın açıklamasında bulundular. Bölgenin tarımsal değerine vurgu yaparak ‘Biz maden tozu değil, coğrafi işaretli Dazlı fasulyemizi, dünyaca ünlü bamyamızı yetiştirmek, meralarımızda hayvancılık yapmak istiyoruz. ‘Taşova Uyuma Toprağına Sahip Çık’ dediler.
Çevreye duyarlı değiliz, çevre bilincini geliştiremedik. Toplumda çevre meselesini solun meselesi olarak anlamlandıran bir anlayış hakim. Onun için bir avuç çevreci her yere koşuyor, duyarlılık gösteriyor. Seslerini duyurmaya ‘Bindiğiniz dalı kesiyorsunuz’ diye haykırıyor ve bir Kızılderili şefinin sözleriyle toplumu uyarıyor;
‘Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak’
Bereketli toprakları, dört mevsimi, ormanları, ırmakları, gölleri, denizleri, dağları ve ovalarıyla cennet gibi bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu coğrafya gözümüz gibi bakmamız gereken, korumamız gereken, üstüne titrememiz gereken bir yaşam alanımız. Soluduğumuz hava, ürünlerimizi yetiştirdiğimiz topraklar, kana kana içtiğimiz su kaynaklarımız, bunların hepsine sahip olan bir ülkeyiz.
Asıl zenginliğin kirlenmemiş bir doğa, tarım yapılabilen topraklar, temiz su kaynakları olduğunu görebilmeliyiz artık. Her şeye para gözüyle bakan maden şirketleri gözlerini karartmış, ağaçmış, doğaymış, çevre kirliliğiymiş hiç umurlarında değil. Ne yazık ki böyle giderse ülkemizin doğal güzelliklerinin çoğu ‘Maden çıkarıyoruz’ denilerek sülfürik asitle katledilecek.
‘Millet Bahçesi’ gibi güzel bir çevre projesini ülkenin dört bir yanında gerçekleştirenlerin, yaşam alanlarını talan eden, yüzbinlerce vatandaşın üretim hakkını, yaşam hakkını, hayvanlarını, bitkilerini, ağaçlarını, suyunu siyanüre ve sülfürik aside boğdurma projesine müsaade etmelerini anlamakta güçlük çekiyoruz.
Ormanlarımızı, tarım alanlarımızı, sularımızı korumak için mücadele edenler yalnız kalmamalıdır. Türkiye acilen madencilik adı altında yaşanan bu talana dur demelidir. Tarım toprakları, ormanları, suları koruma altına alınmalıdır. Ülkenin madencilik talanının yıkım ve yağma projelerine değil, kalkınma projelerine ihtiyacı var.
Tükettiğimiz, yok ettiğimiz bizim ülkemiz. Çocuklarımızın torunlarımızın geleceği. Kaçıp gideceğimiz başka bir yerimiz yok. İçinde yaşadığımız bu cennet ülkeyi el birliğiyle yok edemeyiz. Bunun siyasetle, particikle bir alakası yok ama insan olmakla alakası var.
Şimdi bu satırları okuyan okurlara sesleniyoruz. Lütfen, bu bölgede yaşıyorsanız bugün yarın en kısa zamanda koşun bu çevre dostlarını yalnız bırakmayın. Onları destekleyin. Onlar gerçek vatanseverlerdir. Onlar bahçemizi, sularımızı, ormanlarımızı ve binlerce canlının yaşaması için mücadele veriyorlar. Yalnız bırakmayın onları; izleyin uzaktan, yanlarına gidin birlikte olun onlarla. Katılın sesinizi çıkarın. Tıpkı Karadenizli Annenin Aybastı’da 86 milyona yaptığı ‘Bu yaylalara sahip çıkacak bir tane Müslüman yok mu!’ çağrısı gibi siz de bir şeyler söyleyin.
Albert Einstein’i haklı çıkarmayalım;
‘Dünya kötülük yapanlar yüzünden değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir’

Yorum Ekle

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz