KÖYLERİMİZİN DÜNÜ , BUGÜNÜ ve TOKİ..

Mevsimlerden yazı, aylardan Ağustosu oldum olası sevmişimdir. Ağustosun son haftasını birkaç yıldır memleketimde geçirmeye çalışıyorum. Bu yıl gecikmeli olarak Eylülün ilk haftasında, yolumuz Amasya Taşova derken köyümüzle keşişti. Babadan yadigâr ahşap kerpiç; çocukluğumuzun, gençliğimizin yaşandığı, yorgun evde bir haftamız geçti. Köyümüz vitesi geriye takmış; tükenmişlik, geri kalmışlık, sahipsizlik girdabında Anadolu’nun tüm köyleri gibi can çekişiyor.
Osmanlı döneminin ekonomik faaliyetlerin yoğun olduğu önemli yerleşim yeri olan kazalıktan kasabalığa hızını alamamış olmalı ki, köye terfi eden köyümüzün tarımda saniyede onca teknolojik gelişime rağmen, geriye dönük nasıl bir süreç içinde olduğunu anlamak için 1450*1570 yıllarına bir yolculuk yapalım…
“1620’lerden Tanzimat’ın ilk yıllarına kadar Sivas Sancağının kaza sayısı 22’dir. Bu 22 kaza arasında Sonisa (Sonisa)’da vardır. Sonisa kaza merkezinin önemi Tebriz’den Bursa’ya giden tarihi İpek Yolu üzerinde olmasıdır. 1455’te eğitim öğretim faaliyetinde bulunan sadece Hızır Paşa Medresesi varken,1520’de Hüseyin Ağa’nın yaptırdığı medrese ile medrese sayısı ikiye çıkmıştır. Bir diğer dini ve sosyal kurum ise zaviyelerdir. Kaza merkezinde dört tane zaviye bulunmaktadır.
“Dokumacılıkta ve tersanelerde gemi yapımında kullanılmak için ihtiyaç duyulan halatın ham maddesi olan kendir ve keten üretimi de Sonisa kazası kırsalında yapılmaktadır. Tahrir defterlerinden Sonisa kazasında hayvancılık hakkında bilgiler edinmekteyiz. Bunlar küçükbaş hayvancılık, arıcılık ve ipek böcekciliğidir.

Sonisa da önemli miktarda pamuk ekimi yapılmakta ayrıca keten ekildiği için bölgede dokumacılıkta gelişmiştir. Koyun yetiştiriciliğinin fazla olması bunun bir kanıtı olabilir. 16.yüzyılda bölgede kendir üretimi yapıldığı gibi, başka bölgelere satılarak ticareti de yapılmıştır. İşlenmemiş pamuk ve pamuk ipliği üretiminin aynı zamanda bölgede boyahanelerin bulunması dokuma alanında da faaliyet yürütüldüğünü göstermektedir.
Sonisa merkezinde dönemin küçük sanayi işletmelerinde kabul edilen bir boyahane vardır. Boyahanenin geliri ise toplam gelirin 1455 te % 9,8 ini, 1520 de %24,4ünü ve 1574 de ise 17,5 ini oluşturmuştur. Ayrıca 1455’te kaza merkezinde 10 adet dokuyucu (cullah)esnafı bulunmaktadır.

Bu bölgede yetişen başlıca tahıl ürünleri buğday, arpa, yulaf, soğan, nohut, mercimek, kendir, tütün, darı, karıklı, burçak,çavdar,fiy gibi ürünlerin yetiştirildiği görülmektedir. Bağcılık faaliyetlerinin de oldukça yoğun olduğu görülmektedir.
Sonisa kazasının gelirleri, yörede üç büyük gelir sahibine tahsis edilmektedir. Bunlar mülkler, tımarlar (has, zeamet ve normal tımarlar) ve vakıflardır.”

Tarihimizin yoğrulduğu Anadolu’nun, köylerimizin kaderi böylemi olmalıydı? Osmanlı döneminin çok ötesine taşınmalıydı, güzergâhımızdaki Sonisa kazasına bağlı olan köylerimizin durumu bundan farklı değil; onca arazi, onca mera, yeşillik akan sular, ülke ekonomisine değil boşluğa doğru akıp gidiyor. Köyler bomboş, genç nüfus nerdeyse hiç yok. Metropollerde İŞKUR’un kapısında iş kuyruğunda ya da asgari ücretle kıt kanaat geçinme derdindeler.
Dünkü ekonomik aktiviteleri nasıl kaybettik, köylerimiz üretimin ekonominin dışına gözlerimizin önünde savrulurken biz ne yaptık?
Neden bu haldeyiz?
Köylerine yaz tatilinde bizler gibi kısa süreli olarak gelen, şehirde hayatını sürdüren, emekli olmuş hemşerilerini daha uzun süre köyde tutabilmenin yolu bulunmalıdır. TOKİ EMEKLİLER’ e bahçeli müstakil evler yaparak köye dönüşümü kolaylaştırabilir, köye dönen emeklilerin birikimi oluşturacağı kısmi nüfus artışı köylerimize sinerji oluşturabilir. Köyü olmayan ömrünün tamamı şehirde geçen insanlar bile köye dönmeye iştahlanacaktır. Emeklinin; sağlıklı, huzurlu yaşayacağı en rahat yer, gürültüden, kirli havadan, yoğunluktan uzak temiz havası, suyu ve doğal yapısıyla köylerdir.
TOKİ tarafından, yaşadığım şehre yakın bir köye yapılan bahçeli dubleks evler, kısa süre de satılarak köye ciddi anlamda canlılık kazandırmıştır.
Köylerimizin muhtarları, ileri gelenleri mümkünse doğal güzelliğiyle öne çıkan bir arsayı bedava tahsis ederek veya eski evlerin yerine yenileri yapılabilecek bir projeyle TOKİ nin kapısını çalabilir. Çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakmak için, terk ettiğimiz yalnız başına kaderiyle baş başa bıraktığımız, ihanet ettiğimiz Anadolu’muza sahip çıkmak zorundayız.
YILMAZ SERGEN

Yorum Ekle