ESKİ BAYRAMLAR…

0
1

Naci Konyar 
Edebiyatçılarımızın bayram kültürüne büyük katkıları vardır. Dini bayramlarımızın manevi güzellikleri kalem ve kelam erbaplarınca yazıya dökülmesiyle bir ‘Bayram edebiyatı’ ortaya çıkmıştır.
Mayıs 2026 Türk Edebiyat Dergisinde ‘Abdurrahim Karakoç’un Bayram Tebriği’ başlığıyla yazılmış bir makale bayram edebiyatının güzelliğini yansıtmaktadır.
Karakoç ‘Suları Islatamadım’ kitabında İslami hassasiyetlerin ihlasla değil, gösteriş için yapıldığını, bu hareketlerde riya koktuğunu ifade ederek, Müslüman hayatının tezahürleri olan namazın, orucun, haccın, kurbanın riya içinde yaşanmasını Resul-i Kibriya (Peygamberimize) şikayet etmiştir.
‘Namaz, oruç, hac ve kurban hep riyadır, hep riya
Bir acayip ümmet olduk ey Resul-i Kibriya (Büyüklük ve ululuk sahibi olan peygamber)
Abdurrahim Karakoç, bayramları Yaradan’ın lütfuna mazhar olma günleri olarak görmüş, eski bayramları anarak şöyle yakınmıştır;
‘Bayram af günüdür, barış günüdür
Bayramlar rahmete giriş günüdür
Bayram Hak menzile varış günüdür
Gönlümü verdiğim bayramlar hani?..
Şair, Kurban Bayramlarının asli anlamı dışında kutlanmasına ‘Yangın var’ diye feryat etmiştir;
Mideden aşağının tahtı kurulmuş serde;
Ramazanı katlettik kul yapısı şekerde…
Hazret-i İbrahim’in mübarek aşkı nerde?…
Ruhta bayram yanıyor, ette kurban yanıyor
Abdurrahim Karakoç ‘Bayramlar Bayram Ola’ şiirinde bir bayram gününü anlatırken yoksul bir ailenin bayramının manevi iklimine sığınışını, toplumsal sorumluluğun en fazla hissedilmesi gereken bayram günlerinde toplumun birbirine duyarsız kalışını hüzünlü bir şekilde dillendirmiştir:
‘Güneş yükselmeden kuşluk yerine
Bir adam camiden döndü evine
Oturdu sessizce yer minderine

Kızı ‘Bayram’ dedi, yalın ayaklı
Adam ‘Bayram’ dedi , tam ağlamaklı…

Eli öpüldükçe içi burkuldu
Konuşmak istedi, dili tutuldu
Güç bela ağzından bir ‘off’ kurtuldu.

Oğlu ‘Bayram’ dedi, sırtı yamalı
Adam ‘He ya’ dedi, gözü kapalı..

Düşündü kış yakın, evde odun yok,
Tenekede yağ yok, çuvalda un yok
Yok yoka karışmış; tuz yok, sabun yok

Avrat ‘Bayram’ dedi, eğdi başını
Adam ‘Evet’ dedi, sıktı dişini…

Çalışsa ne iş var, ne cepte para
Dağ oldu içinde büyüyen yara
Dikti gözlerini karşı duvara

Takvim ‘Bayram’ dedi, silindi yazı
Adam ‘Öyle’ dedi, bağrında sızı…

Döndürse yönünü herhangi dosta
Yaralı, gariban, dul, yetim, hasta
Yıllar, aylar, günler erirken yasta

Yer-gök ‘Bayram’ dedi, ağzını açtı
Adam ‘Bayram’ dedi, evinden kaçtı.
Hepimizin dini bayramlarla ilgili canlı hatıraları vardır. Hiç şüphe yok ki bu hatıraların en ilginçleri çocukluğumuzda ki bayram anılarıdır. Mahallenin çocukları bayram kıyafetleri ile kahvaltıdan hemen sonra bayram gezmelerine başlarlardı. Önce anne baba ve aile büyüklerinin elleri hürmetle saygıyla öpülür, hayır duaları alındıktan sonra komşulardan başlayıp bütün tanıdıklar ziyaret edilirdi. Çikolata ve para veren evler daha önce ziyaret edilirdi. Saatler süren bayram ziyaretlerinden sonra mahallenin çocukları dolu cepler değişik şekerlemeler, birkaç günlük harçlıkla bayram sevinci içinde evlerine mutlu bir şekilde dönerlerdi.
Bir şeyin yokluğunu ne kadar çok hissediyorsak ondan o kadar fazla bahsediyoruz. Eski bayramları çok özlüyoruz. Aslında özlediğimiz sadece bayramlar değil, onun yanı sıra çocukluğumuzu da özlüyoruz. Çocukluk insanın vatanıdır. Çocukluğun her anı keyifle hatırlanır. Hele kurban bayramları. Rahmetli babamın gözü bağlı kurbanı tekbir getirerek kestikten sonra yüzmesi etlerin parçalanması kurban telaşı her kurban bayramında ailece yaşadığımız kurban etkinliklerindendi. Kurban gününün yağmurlu geçmesi kurbanın gözü yaşlı olur diye yorumlanırdı büyüklerimizce…
Bayramların bir özelliği de duyulan bayram sevincini ortak sevinç haline getirmektir. Bu da paylaşmakla oluyordu. Eski bayramlar tatil olacak diye değil, bayram olacak diye beklenen günlerdi ve eskilerde bayram ziyaretleri için üç dört günün kafi gelmediğinden dert yanarlardı. Bugün senede sadece bir iki defa hatırını soracağımız büyüklerimizi, dostlarımızı, komşularımızı bırakıp, bayramı değil dokuz günlük tatili tercih ediyoruz. Bayramlar artık büyüklerin ellerini öpme ziyaretleri yerine, kentten kaçma fırsatı olarak değerlendirilir oldu. Eskiden ayrıca sevgi, şefkat dolu tebrik kartları atardık uzaktaki dostlarımıza onların gönüllerini alırdık. Şimdi öyle mi? Alıyorsunuz elinize cep telefonunu, basmakalıp tebrikatla doldurup eşe dosta mesajları yağdırdıktan sonra cep telefonunuzla baş başa kalıyorsunuz.
Bu yazımızda, bayram konusunda duygu düşünce ve hayallerini en sade, anlaşılır, etkili bir şekilde ifade eden şair Abdurrahim Karakoç’un mısralarını paylaştık sizlerle. Okuyucularımızın kurban bayramını yine onun mısraları ile kutlamak istiyoruz;
‘Nimete gark olsun tüm aileniz
Biriniz bin olsun, damlanız deniz
Şans getirsin, hep şenlensin haneniz
Kurban bayramınız mübarek olsun…

Yorum Ekle

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz