KASABALAR NEDEN KÖYE DÖNÜŞTÜ?…

Yılmaz Sergen

Köyümüz, ilçemiz, ülkemiz için yapılan iyi niyetli içinde hinlik olmayan her şey elbette güzeldir, değerlidir. Yaşıtlarımızla: gençlik yıllarımızda oturduğumuz mekânlarda, ta o yıllarda memleket meselesini daha doğrusu köyümüzün, kasabamızın nasıl daha iyi olacağını konuşmak en önemli hobimiz idi.
Yan tarafımızdaki masada oturanlar hararetli bir şekilde kasabaya yapılan parkın ne kadar önemli olduğunu anlatıyorlardı.
Her tarafı doğal park olan, evlerin bahçelerinde ağaca, yeşile boğulmuş köylerde park gerçekten gerekli miydi?
“Parkta oturması düşünülen köylünün ceplerinin dolu, kazançların bol olması için bir çalışmanın yapılması, daha mı akılcı olurdu” diye lafa hariçten karıştım tartışma uzadı gitti…
Ben aynı fikirdeyim kıt olan kaynaklar yerinde kullanılmalı. Öncelikle, zirve noktasına kadar yaptığınız her yatırım para kazandırmalı.
Konuyu dar çerçeveden çıkarıp, genele bağladığımız zaman bütün Anadolu aynı sancılı süreci yaşıyor.
Ülke genelinde, dün kasaba olan nüfus yoğunluğu yüksek yüzlerce, ilçemizde onlarca belediye nüfusları düştüğü için kapatılıp, köye çevrildi. Gençlerimiz zorunlu olarak şehirlere göç etti. Bu gidiş aynı anlayışla devam etmesi halinde köylerin mezraya dönüşmesi kaçınılmazdır.
Demek ki bir şeyler yanlış yapılmış olmalı ki kasabalar köye dönüştü.
Bunu hiç sorguladık mı?
En son yapılması gerekenleri ilk başta yaparsanız, yapılması zaruri olanlara ne paranız nede zamanınız kalır. Ve üretim için ayırmanız gereken kaynaklar geri dönmemek üzere buharlaşıp gider.
Borçlanacağınız paranın ve onunla beraber üretimin maliyeti yükselir.
Yapılan her şeye güzel demiştik “ama” öncelikler sıralaması yapılmalıdır. Önceliğimiz: sorumlusu olduğumuz bölgede yaşayan insanların güvenli bir işinin ya da kazanç kapısının olmasıdır.
Kazancın bol ,maliyetini düşük tutabileceğiniz yaygın bir üretim.
Kasabalardaki mevcut yönetim, enerjisini köylüsünün ürettiği mahsulleri en iyi şekilde değerlendirecek, kafa yoracak birimler oluşturup, kazancı sürekli tutmaya odaklansaydı, Küçülmenin önüne geçebilir miydi?
Üretime destek, satışta yüksek kazanç, Belediyelerin kapanmasını durdurabilirdi.
Geçmiş dünde kaldı, ne alaka diyorsanız…
Aynı durum ilçeler için geçerlidir. İlçelerin kasabaya dönüşmeyeceğinin garantisini kim vere bilir.
Bütün yerel ve özerk yönetimler: üniversiteler, bütün belediyeler yapay gündemden uzak, kişisel menfaat sarmalına tutsak olmadan; Liyakatli kadrolarla ilmin ışığında, akılcı politikalarla bölgesinin kalkınmasına dokunmalıdır.
Kaynaklarını hemşehrilerinin tamamını kapsayacak, eşit ve adil bir şekilde faydalanabileceği çalışmaları hayata geçirebilecek bir ekiple, verimli kazanç kapıları açmanın derdine düşmelidir.
Kendi imkânlarıyla farklı üretim yapan birliklere, özel teşebbüslere, şahıslara yardımcı olunarak üretim yaygınlaştırılmalıdır.
Demem o dur ki, yaptığımız her işte gelirlerimiz artıp, taşmalıdır. Her bölgemiz bunu yapabilecek potansiyel ve imkâna sahiptir. Bunu yapacak ya da yapmakta olan yürekli insanlara sahip çıkıp çabaları taçlandırılmalıdır.
Alın teri kutsaldır zayi edilmemelidir. Girişimcilik bir oka dar değerlidir.
Burada verilen park örneği yatırımda önceliğin belirlenmesi adına rast gele kullanılmıştır.
Her kesin kazanacağı, bölgenin toptan kalkınacağı bir politik yaklaşım imkânsız değildir.
Bilinmeli ki yapacağımız yanlışlarla küçülecek, doğru ve yerinde tercihlerle büyüyeceğiz.
Ferhat imkânsızı başarmıştır.
Delinmeyecek dağ yoktur. Yeter ki, doğruluk şiarınız, millete hizmet tutkunuz, liyakatli kadronuz olsun.

Yorum Ekle