İlçemizin Araştırma Yazarı Ercan Aydın’ın Fütüristk yazısı…

ÖNGÖRÜ-4
Birinci Öngörü Tekniği (tasavvurun ötesi ve yardımcı unsurları)

Tasavvurumuzun bir sınırı vardır. Sınırı aşmak ve göremediğimizi görmek için abartılı tasvirlere ihtiyaç duyarız. Abartı, bize tasavvurun ötesine geçmizi sağlar, ötesini görmemizi sağlar. Bunun için yardımcı unsurlara ihtiyaç duyarız. Öngörü de böyledir. Öngörü için ileriye ait tasavvurlar, ileriye ait tasavvurlar için abartılı tasvirler, abartılı tasvirler için de yardımcı unsurlar gereklidir.

Her yazımızda olduğu gibi bu yazımızda da metaforlar kullanacağız. Tasavvurun ötesi için anlatacağımız örnekler bizim metaforlarımız olacak. Önce abartı tasvirlerin kendisi nasıl ve nerelerde kullanılıyor ona bakacağız, sonrasında “birinci öngörü tekniğini” ele almaya çalışacağız.

Metaforumuz için hazırsanız başlayabiliriz:

  • Albert Einstein’in (1879-1955) Genel Görelilik Teorisi tasavvurların ötesindeydi. Newton’un (1643-1727) mekanik fiziği artık yetmiyordu… Nasıl olabilirdi, nereden çıktı bu görelilik… Genel Göreliliğin kanıtı için bazı abartılı tasvirlere ihtiyaç vardı. Bilim adamları şöyle yaptı: Güneş tutulması sırasında bazı yıldızların konumunu işaretledi, tutulma sonrasında aynı yıldızların konumunu tekrar işaretleyip karşılaştırdılar ve kütlenin ışığı uzayda büktüğünü tespit ettiler. Teorinin kanıtına tasavvurun ötesinde bir abartılı bakışla yani yıldızların geometrik konumunu karşılaştırarak ulaşmış oldular.
  • Bir önceki çağda, sananayi çağında bilimin gözlüğü Öklid geometrisiydi. Sanayi çağında öklid gözlüğü ile bakılmazsa hiçbir bilimsel çalışma ya da keşfe ulaşılamazdı. Tasavvurun ötesine yine geometri ile ulaşılabilirdi. Bilgi çağında geometri gözlüğü değişti. Öklid yetersiz kaldı, yerini kendi ileri düzeyi olan fraktal geometriye bıraktı. Şimdi fraktal geometri ile bakmazsak tasavvurun ötesinde ne var ne yok göremez durumdayız.. Fraktal geometrinin mucidi Mendelbort, bu geometrinin keşfini yine abartılı tasvirlere borçlu kalmıştı. Yarımcısı bilgisayardı… bilgisayarın icadından önce tasavvurun ötesinde göremediğimiz durum şuydu: y=x^2+c (y eşittir, x kare artı c) Formülünde, x yerine 1 değeri yazılarak y değerini buluyorduk. Çıkan y değerini alıp x yerine yazarak bir döngü yakalamamız gerekiyordu ve bu tekrarlar (iterasyon) işlemi bir yerden sonra devam edemiyorduk. Hesaplanması imkansızlaşıyor ve işlemlerin tekrarı tasavvurun ötesine geçiyordu. Bilgisayar, Mendeobort’e tasavvurun ötesinde tasvir imkanı sundu. Bilgisayarla tekrarları sonsuza kadar hesaplaya bildi ve elde ettiği değerlerin simülasyonunu da yine bilgisayarda yaparak ortaya ilginç sonuçlar çıkmasına neden oldu. Böylece büyük bir keşif yapıldı. Yeni, yepyeni bir geometri keşfedilmiş oldu. Çıkan sonuç tabiyatta ve evrende öklidin açıklayamayacağı çok ama çok tasavvur ötesi konuyu açıklayabiliyordu. Basit denklemin içinde aslında canlılık sistemi vardı. Düşünseniz canlılığın bir gometrisi vardı. Eflatunun akademisinin girişindeki o meşhur yazıyı hatırlayın, “geometri bilmeyen giremez”. Tabiyatın dili geometriydi de ondan…
  • Günümüzde gerek nerofinans, gerek neuralink, gerek blockchain konusu, gerekse datanın analizi konusu tasavvurların ötesinde bir işti. İnsanlığın şimdiye kadar elde edemediği kadar çok veriyi bir haftada elde edebiliyor ve depolayabiliyoruz. Bu kadar abartılı miktar veri nasıl analiz edilecekti? Yine yardımcı unsurlara gerek vardı. Yardımcı unsurlar algoritmaydı, yazılımdı, yapay zekaydı. Sonuç, data analizi ve datanın yönetilmesi kolay hale gelmişti.
  • Sinema veya tiyatro abartıdan yanadır. Örneğin tiyatro açısından bir olayın komedi olabilmesi, o olayın abartılmasına, bir nevi karikatürünün yapılmasına, anabartılı tasvirlerle tasavvurun ötesine geçilmesi gerekiyordu… fıkra örneğinden gidecek olursak, bir Nasrettin Hoca fıkrasını bu araya sıkıştıralım derim: “Nasrettin hocaya hanımı yatakta, öte git biraz der, hocada alır başını gider.. yolda görenler hocam nereye derler.. Hoca, hanıma söyleyin daha ne kadar öte gitmem gerekiyor, der”. Görüldüğü gibi abartı şarttır. Beynimiz abartıya karşı, tasavvurun ötesine çıkan işlere karşı hassastır, onu çok sever. Kıvrımlarından kan geçmesi buna bağlıdır.
  • Konuya sinema örneği üzerinden devam edecek olursak, bir sinema filmi için önce fantastik bir roman gereklidir. Fantastik demek abartı demektir değil mi? Akabinde sinemaya uyarlanırken de abartı kullanılır. Ses, ışık, görüntü efektleri hep abartı işleridir. Düşünün bir kere, konu; olduğu gibi anlatılsaydı o Oskar filmlerini kim seyrederdi? Ses sanatçısı için de abartı şarttır. Makyajı abartılıdır, kıyafeti abartılıdır… Resim sanatı içinde abartı şarttır. Duyguları, öfkeyi, ne bileyim, ne anlatacaksa onu abartmak zorundadır. Kusuru kusursuz vermesi gerekir. Demek ki abartılı işlerin beyin için bir cazibesi vardır. Sonuçta abartı beyni yükseltir, geliştirir, tasavvurun ötesine taşır…

Şimdi sıra geldi geleceği öngörmeye ve tekniklerine.

Aynı yöntemi kullanıyoruz. Tüm fütürologlar öyle yapmıştır. Geçmişe bakmış, gelecekle ilgili öngörülerini tasavvurun ötesine taşımızdır. Zaman gelmiş abartılan yani zorlanan tasavvurlarla zihinler açılmış bir çok çığır açacak icatlara imza atılmıştır. Bir zamanlar açılan bu çığırlar, aşılan hadlar küçülmüş, başka tasavvurunun ötesine geçen bilim adamlarına ihtiyaç duyulmuştur. Günümüzde ünlü fütürologlar, ünlü bilim adamları: Alvin Toffler, Yuval Harari, Michael Kaku gibi isimler hep tasavvurun ötesine geometri ile ulaşma yöntemini kullanmışlardır. Öyle ya, gelecek konusu tasavvurun ötesinde bir iştir, geometriye ihtiyaç vardır. Belki bu yüzden öngörü ile ya da fütürizmle çok az insan ilgilenmiştir. Zor iştir tabii. Süreç ister. İşin önce anlaşılamaması vardır, anlaşılmamasına bağlı olarak alaya alınması vardır, yetmez hor görülmesi vardır, arkasından beyne kan gittikçe öngörülerin kabul sürecinin başlaması vardır, arkasından öngörülen neyse ona karşı insanarda hayranlık süreci başlar, etrafında milyonlarca insan, kapında merak ettiklerini öğrenmek isterler, bu sempatiye cevap vermesi zorlaşır. Zor iştir öngörü işi.

Sonuçta öngörü için, tasavvurun ötesine ve de yardımcı unsurlara ihtiyaç vardır diyelim. Medyumların, kahinlerin hatta üstte zikrettiğimiz bilim adamlarının, hatta sanat ve sinema dünyasının yeni tasavvur ötesi için geometriye ihtiyacı olduğu kesindir. Bunu biliyoruz artık. Bu metaforda daha fazla oyalanmadan biz öngörü teknikleri için ne diyeceğiz, tasavvurun ötesine hangi geomotri ile nasıl geçeceğiz ona bakalım. Biraz yardımcı unsur kullanalım ve yönetilebilir bir gelecek tasavvurunu gözlerinizin önüne serelim.

Geleceği zihnimize yakınlaştırmak için kullandığımız malzeme devlet olgusudur. Devlet olgusu zaten özünde abartıdır, insanın abartılı halidir, dev halidir ve her bir devlet sistemi bir geometriye karşılık gelir. Her zaman için bir önçki çağ, bir sonraki çağın devlet sistemini tasavvur edemez durumda kalmıştır. Her bir yeni devlet sisteminin insan yaşamında ne kadar büyük zihin sıçramaları yarattığını hatırlayın… Yardımcı unsur bizim için, devlet değil devlet sistemi ve onun tarih içindeki gelişim sürecidir ve önemlisi gelişim sürecinin geometrik örüntüsel karşılığıdır… Şöyle ki,

1-Avcı toplayıcı çağın devlet sistemi ve geometrisi:

Avcı toplayıcı çağda bir devlet sistemi vardı. Bugünkü anlamda değildi ama o gün de toplumu yöneten bir şef vardı. Bugünden farklı olarak şefle toplum arasında hiçbir hiyerarşik kademe yoktu. Sistem, hiyerarşinin olmamasıydı. Hiyerarşik yapının olmaması, organizasyon şemasının düz çizgiyle gösterilmesi demekti. Sistem düzdü, düz çizgiye karşlık geliyordu. Olmayan organizasyonu, olmayan karmaşıklığı düz çizgi ile kodlayabildik. Bu şu demektir, avcı toplayıcı çağın bir tamamını düz çizgi ile tasvir edilmesi mümkündür. Düzdür her şey.


Avcı toplayı çağın devlet sisteminin düz çizgiye tekabül ettiğinin sağlamasını yapacak olursak önce şu yasayı söylememiz gerekir: Her çağın ticari işletmesi kendine ait devlet sistemine benzerdir. İşletmeler model olarak devlet sistemine benzemek zorundadır. Bu benzerlik bir doğa yasası. Diğer tabiyat yasalarında olduğu gibi bu yasada bir denkleme yada bir geometriye karşılık gelir… Avcı toplayıcı çağdaki ticaret takas yöntemiyle yapılıyordu ve ticaret şu haliyle bahsettiğimiz gibi kendi devlet sistemine benzerdi. Devlet ve organizasyon tek kişiden oluşuyor olması gibi ticarette öyleydi. Satıcı tek kişiden oluşuyordu. Satıcı takas yapacağı ürünü hayvanın sırtına atıyor, kabile kabile geziyordu… Karmaşık bir sistem yoktu. Ticari işletmesi kısaca düz çizgiyle kodluydu.


Şimdi biz, bu düz çizgiye devlet ve işletme sistemi anlamını yüklemişsek, siz bu düz çizgiye baktığınızda, bu çizginin ne anlama geldiğini çok rahat söyleyebilir olmalısınız öyle değil mi? Düz çizgiye bakarak, devlet sisteminin, ticari işletmesinin neye karşılık geldiğini söylersiniz. Şöyle söylersiniz mesela; düz çizgi demek, hayatta fazla bir atraksiyon göstermeyen, karmaşık olmayan bir devlet ve işletme sistemi demektir diyebilirsiniz. Tıpkı, kalp grafisinde olduğu gibi… sırf düz çizgiye bakarak, M.Ö. 70 bin yıl öncesinden M.Ö 12 bin yıl sonrasına Göbeklitepeye kadarki çağda sistemsizlik yaşandı diyebilirsiniz. En fazla okun, yayın olduğu, en fazla ateşin icat edildiği, en fazla takas yönteminin kullanıldığı, en fazla taşların yontularak alet edevat yapıldığı çağdan bahsediliyor diyebilirsiniz. Kısacası çizgiye bakarak savaşın olmadığı bir çağdan bahsediliyor diyebilirsiniz… bu üçgenden olguya gitme işine tersine mühendizlik denir. Yardımcı unsurumuz tersine mühendislikte düz çizgidir. Gelelim tarım çağının koduna veya yardımcı unsurlarına;

2- Tarım çağının devlet sistemi ve geometrisi:

M.Ö. 12 bin yılından, M.S. 1789’a kadar olan insanlık dönemine gelelim. Tarım çağına… Tarım çağının devlet sistemi monarşik sistem idi. Başta kral vardı, altta kralın yardımcıları ve altında da tebaası vardı, o kadar. Üç kademeli bir yönetim sistemi idi. Fazla bir hiyerarşik skala yoktu. Monarşik devlet sisteminin organizasyon yapısı bu haliyle basık üçgenle tarif edilebilecek bir yapıydı. Monarşiye baktığımızda basık üçgene baktığımızı bilirdik. Ve yine monarşiye baktığımızda yani basık üçgene baktığımızda, büyük kanlı savaşları görebilir, sosyolojik yapının göçebe değil yerleşik düzeni tanımlayan köyler olduğunu görebilir ve tüm bunların kodunun basık üçgene karşılık geldiğini bilebilirdik.

Monarşik devletin üçgenle kodlu olduğunun sağlamasını yapacak olursak işletme sistemine bakmamız gerekir: ne demiştik, her devlet sisteminin ticari işletmesi kendisine benzemek organizasyon yapısına sahip olmak zorundadır. Tarım çağının işletmeleri de kendine benziyordu. Ticari işletmeler, tıpkı monarşik yapıda olduğu gibi başta kralın olması gibi işletmenin başında feodal bey vardı. Toprak ağaları işletme patronuydu. Başta feodal bey, altta yardımcıları kahyalar ve altta çalışan köleler vardı. Gördüğünüz bu skalanın organizasyon yapısı ortalama üç kademeden oluşuyordu ve bu kademeler basık üçgene karşılık geliyordu. Yardımcı unsur basık üçgen geometrisiydi.

Biz şimdi devlete ve işletmesine bakarak basık üçgeni görebiliyoruz. Peki basık üçgene baktığımızda, bu üçgenden aynı sonuçları çıkartabileceğimizi biliyor muyuz? Evet biliyoruz. Basık üçgene baktığımızda, basık üçgen demek; kölelik sistemi demektir diyebilir miyiz? Evet diyebiliriz. Basık üçgene bakarak, bu üçgenin monarşik sisteme karşılık geldiğini, sosyolojisinin köyler olduğunu çok rahat söyleyebiliriz. Yine basık üçgene bakarak, Feodal işletmeleri, rekabet koşullarının kılıçlarla yapıldığını, çalışanının köle olduğunu, zenginliğin babadan oğula geçtiğini söyleyebiliriz öyle değil mi? Basık üçgene bakarak artık biz hangi çağdan bahsedildiğini ve bu çağda neler söylebiliriz… buna tersine mühendizlik denir… Şimdi içinde bulduğumuz çağa ve yardımcı unsurlarına geldi;

3-Sanayi çağının devlet sistemi ve geometrisi:

1789’dan bugüne kadar olan dönem. Hepimizin en iyi bildiği çağ. Sanayi çağının devlet sisteminin modern devlet sistemi olduğu ve kuvvetler ayrılığı prensibinin esas olduğu çağdır. Monarşik sisteme göre devlet sisteminde bir çok hiyerarşik kademe bulunuyordu. Bir öncekinde üç, bunda en az 7 kademe vardı. Örneğin, başta Cumhurbaşkanı, altta yardımcıları, altta bakanlar, altta genel müdürler, altta daire başkanları, altta şube müdürleri, altta şefler, altta memurlar, altta hizmetliler vs. bu hali ile modern devlet sisteminde bir öncekine göre daha çok hiyararşik skala görülüyor. Bunun sebebi organizasyon yapısının işbölümü ve uzmanlaşmaya dayılı olmasıdır. Bu haliyle devlet sisteminin organizasyon yapısı eşkenar üçgendir.

Devlet sisteminin eşkenar olduğunun sağlamasını yapacak olursak, bu çağın işletme sistemine bakmamız gerekir. Yasamızı tekrar edelim: Bir çağın devlet sistemi ile işletme sistemi birbirine benzemek zorundadır. İşletmesisinin organizasyon yapısı devletinde olduğu gibiydi; başta ceo, altında genel müdürler, altta daire başkanları, altta şube müdürleri, altta ustalar, altta kalfalar, altta işgörenler, altta çıraklar vardı. bir önceki çağın feodal işletmelerine göre hiyerarşik yapının fazlalığına şahit oluyoruz. işte bu 3’den 7’ye çoğalan hiyararşik kademeler bize, organizasyon yapısının eşkanar üçgene karşılık geldiğini söylemektedir… bu tür devletlerin içişlerinde, dış işlerinde neler yapabileceğini biliyoruz. Nüfusun çoğu devletten geçinmektedir. Hukukun üstünlüğü vardır. örneğin, devletlerin kendini koruma refleksi ile savunma sanayine çok daha fazla harcama yaptığını, buna bağlı olarak kendini kılıç kalkanla değil, atom bombası ile, nükleer bomlarla, konveksiyonel silahlarla korumaya çalıştığını söylebiliriz. Daha bir çok yorum yapılabilir ve yorumların zihnimizdeki karşılığı eşkenar üçgene karşılık gelirdi. Sanayi çağının işletmelerin kodu eşkenar üçgen olmuştur. Bu çağdaki tüm gelişmeleri eşkenar üçgenle tasvir etmemiz mümkündür.

Şimdi devlet ve işletme sistemine bakarak eşkanar üçgeni gördük. Peki, eşkanar üçgene bakarak şunları söyleyebilir miydik: Eşkenar üçgen demek, modern devlet sistemi demektir diyebilir miyiz? Eşkanar üçgen sanayi çağının kodudur, şifresidir diyebiliriz elbette. Yine bu üçgenden hareketle bu çağda; halkın, temel hak ve özgürlüklerinin gelişmiş olduğunu, insanların daha mutlu refah içinde olduğunu, yine eşkenar üçgene bakarak işletme sisteminin uzmanık ve işbölümüne dayılı olduğunu söyleyebiliriz. Çok çeşit mal ve hizmet üreten bir işletmeden bahsedildiğini, karmaşık bir muhasebe sistemi olduğunu, ürün fazlalığından hareketle de tüketimin çok olduğunu, tüketimden hareketle de insanların şehirlerde yaşadığını söyleyebiliriz. Eşkenar üçgene bakar bir çok açıklamayı yapmamız mümkün. Bir üçgene bakarak, onun hangi çağa işaret ettiğini biliriz artık. Yine eşkanar üçgenden hareketle işaret ettiği çağın enerji ihtiyacının çokluğunu ve buna dayalı olarak, gizli açık savaşları, sosyolojinin kentler olduğunu veya ne bileyim bu çağda eylence sektörünün gelişmiş olduğunu ve buna benzer bir çok şey söyleyebiliriz. Ve söylediklerimizin tamamı doğru çıkar… ve biz, üçgene bakarak olgu hakkında bilgi veriyorsak tersine mühensizlik yapıyoruz demektir.

Buraya kadar oldukça bilgi yoğun bir okuma yaptık. Daha Göbeeklitepedeki sembollerin anlamı çözülmemişken biz ondan öncesini geometrik sembollerle çözmeye çalışıyoruz. Çünkü dünya bir pandemi salgını sürecinden geçiyor ve bir an önce bu bilgileri paylaşalım ki, şekillencek yeni dünyada yerimizi alalım istiyorum. Bu yüzden yoğun bilgi paylaşımı yapıtık. Musade ederseniz, bir ara değerlendirme yapalım:

Şimdiye kadar öngörü tekniği açısından iki şey yaptık. Birincisi, devlet ve işletmelerini açıklayan yardımcı unsur olarak bir geometrik şekle karşılık geldiğini gördük. İkincisi de tersine mühendislikle geometriye bakarak, o geometriye karşılık gelen aynı devleti ve işletme sistemini okumaya çalıştık. Burada “Geometriye bakarak” cümlesi bizim için çok önemli bir cümledir, burda durmamız gerekiyor. Şöyleki, tabiatın bir matematiği olduğunu hatırlayın, evrenin bir geometrisi olduğunu hatırlayın. “geometri bilmeyen giremez” cümlesinin nedenini hatırlayın. Bizde zaten bu dili anlatmaya çalışıyoruz değil mi? Evrenini dili nasıl geometri ise insanın tabi olduğu sosyoloji yasalarının dili de geometridir. İlgili geometrik şekle bakarak sosyolojik, siyasi, ticari ne tür gelişmeler anlatılabileceğini gördük. Üstteki metaforları niye vermiştik ki? Öyleyse bu iki durum yani olguya bakarak geometriyi, geometriye bakarak olguyu anlama işini zihnimizde netleşsin istiyorum.

Ara değerlendirmeyi böyle yaptıktan sonra, yani gelecek analizin geçmişe bakarak yapıldığını aynı zamanda geometrik şekillere bakılarak geçmiş analizi yapılabileceğini görmemiz önemliydi. O halde, geleceğe bakmak işinde, öngörü işinde örüntüleri analiz ederek ulaşabileceğimizi görmenizi istiyorum. Şimdi geleceğe bakabiliriz;

4-Bilgi çağının devlet sistemi ve geometrisi:

Bilgi çağına henüz girmedik. Bu yüzden ne devlet sistemini ve nede işlete sistemini bilmiyoruz.

Bomba sorumuzu sorabiliriz. Bilgi çağının devlet sistemi ve işletme sistemi nasıl olacak?

Geometrik şekillerle amacımız zaten bu soruya verilecek cevabın zemini hazırlamaktı. Sadece bizim mi, pandemi günlerinde tüm bilim adamlarının bu sorunun peşine düştüğünü hatırlayın. Kaldı ki dünya siyasetini, ticaretini kurgulayanlar, o sahnenin arkasında bu soruya cevap vererek illizyon gösterisi hazırlamaya çalışanlar olduğunu, daha önce hep böyle yaptıklarını söylemiştim. Dedim ya, gittim baktım. Bu sefer bir hazırlık yok. Henüz bir hazırlık yapmamışlar demiştim bir önceki sayılı yazılarımda. Aslında tamda sorulması gerken soruyu bilemedikleri için cevabı bilemediklerini gördüm diyorum size. Bugün olmazsa yarın doğru soruyu soracaklardır tabiiki. Velhasıl, şu ana kadar kimsenin bilemediği ama heyecanla bilmek istediği soru budur, cevap ise şimdi bizim burada vereceğimiz cevaptır. Cevabı bilirsek çok büyük kazanımlarımızın olacağı ortadadır. Önce gören kazanır.

Peki sorumuza dönelim. Biz, devlet sistemini ve işletme sistemini daha yaşamadığımıza göre nasıl bir oluş hikayesi ile karşılaşacağımızı bilmemiz mümkün müdür?

Elbette mümkündür. Tesine mühendislikle mümkündür. Biz bilgi çağının devlet sistemini ve işletme sistemini yaşanmamış bir çağ olduğu iççin henüz bimiyoruz. Ama geometrik örüntünün nereye gittiğini gideceğini bilirsek, cevabı da biliriz demek istiyorum.

Örüntüyü görelim, elimizde ne vardı? Birinci örüntü şeklimiz düz çizgi vardı. Düz çizgiden sonra basık üçgen geliyordu. Basık üçgenden sonra eşkenar üçgen vardı. Sorumuz eşkanar üçgenden sonra gelecek üçgen şeklin ne olduğu soru idi değil mi. Aşağıdaki şekilde örüntüyü daha ne görebiliriz. 4. Üçgenin ne olacağı sorusu açık bir şekilde ortada duruyor.

Dördüncü örüntünün tepe açılarına bakarak, bir sonraki üçgenin nasıl bir üçgen olduğunu bildiğinize eminim. İşte bilgi çağının, dijital çağın kodu, sırrı bu üçgendir. O üçgenden hareket ederek nasıl bir devlet ve nasıl bir işletme sistemi olacağını çok rahat söyleyebileceğinizi görüyorum. Yeni dünya düzeninin nasıl şekilleneceğini dördüncü üçgene bakarak çok rahat söylersiniz artık… sizin verdiğiniz cevapla benim verdiğim cevabı haftaya karşılaştırırız artık. Benden süpüriz cevap çıkmayacak merak etmeyin.

Bakın işte size şimdi geleceği öngörme metodu sundum. Gelecekte olabilecek her şey o dördüncü üçgen şeklinde gizli. Bu şekli bildiğimizde herşey açık seçik ortaya çıktı bile. Örüntüyü gördünüz.

Sizlere geometri ile tasavvurun ötesine geçme tekniğini “birinci öngörü tekniği” olarak böylece açıklamış oldum. Şu an yeryüzünde bilgi çağının öngörüsü için açıklanabilecek en büyük sır buydu. Bu örüntü sorusuna cevap veren ilk insanın sizler olduğunu biliyorsunuz. Çünkü dördüncü örüntü sorusu yeryüzünde ilk defa sorulan bir soruydu ve ilk defa size soruldu. Bakın, alın size, dünyadan bir tık ilerdesiniz şimdi. Artık “yeni dünya düzeninde” neyi nasıl yapmamız gerektiğini çok rahat biliyoruz. Hele de haftaya devamını okuduğunuzda konu kafanızda daha da netleştiğinde gelecekteki büyük rolünüzden emin olabilirsiniz. Artık bundan sonra hep beraber açık kaynak platformu oluşturup yeni üçgenin getireceği sistemin yazılımına algoritmasına geçebiliriz. İlerde sizinle, HERKESCE.NET sakinleri ile beraber yapacağımız çalışmalar ülkemize bir armağanımız olacaktır,

Haftaya görüşmek üzere.

Sorunuz bol ve doğru olsun.

ERCAN AYDIN
Araştırmacı Yazar

(Önceki yazılarımız: www.herkesce.net’te )

 

Yorum Ekle