HERŞEYE RAĞMEN

    Soğuk kış günlerini geride bıraktık.    Cemreler bile düştü ve  İlkbahara nihayet merhaba diyebildik.

    Kuş cıvıltıları eşliğinde doğan Güneş bir başka ısıtmaya başladı bizleri….
    Kemiklerimiz tam olarak ısınmasa da yine idare ediyor ….

 

    Bu arada ne hikmetse,  televizyonlarda birbirini taklit eder gibi nostaljik dizi furyası hızla devam etmekte… 

    Bir akşam  tesadüfen bir kanalda yayınlanan yeni bir diziye takılıverdi gözüm..

    Özlem duyduğum bir kaç sahneyi görünce duygulanmadım desem yalan olur…

 

    Şimdiler de sadece sinema ve dizilerde görebildiğim güzelliklerden kesitlere bu dizide de şahit oluyordum..

 

    Kara trenin kalkış düdüğü,  baraj için feda edilmemiş dereleri, sokak satıcılarını,  özellikle mahalle aralarında yoğurtcuuuu    diye bağıran yoğurtcuları, eskicileri, kader-kısmetcileri,   kerpiç evleri, fötr şapkalı beyfendileri, çelik çomak oynayan çocukları gördüğümde çocukluk anılarım  film şeridi gibi geçti gözümün önünden……

 

    Hatırlaması ve hayal etmesi bile çok farklı bir duygu. İnsanın yaşı ilerledikce bu tür güzelliklere olan hasreti de  katmerlenerek   artıyor.. 

 

    Eskiden küçücük şeylerle bile mutlu olmasını becerebiliyorduk.  Yokluk ve bir o kadar da yoksulluk içinde olsak bile bir başka mutluyduk eski günlerimizde….

    Biz ki;  yokluklar içinde Çanakkale’de destanlar yazan bir neslin torunlarıyız.

 

    Kin, nefret, kıskançlık, hasetlik  gibi bir takım duygulardan tamamen uzak bir şekilde,  darda olan komşumuza top yekun yardım etmek için birbirimizle yarış ederdik.. 

    Bugün mü?  Sanırım şimdi  o konuya girmesem  daha iyi olur……

 

    İşte HERŞEYE RAĞMEN  isimli bu dizi;  bana eski hasletlerimizi ve insanlığımızı  hatırlatma imkânı vermişti.

 

    Kendime bile ağır geldiğim bu günlerde,  buna sebep  iş yoğunluğu  ya da kış yorgunluğu olsa gerek….

    Benim yaşadığım şehirde herkes kendi türküsünü söylüyor,  herkes kendi acısını yaşıyor.  Kimsenin kimseye pek aldırdığı yok..  Egoizm: yaşam felsefesi olmuş. 

 

    Japonya ağlıyor, Ortadoğu kaynıyor,  kıtalar  yer değiştiriyor,  Ay; Dünyamıza yaklaşmakta,  dereler kuruyor, Yeşilırmak mahallemizde kanalizasyon tıkanıyor,  Galatasaray küme düşmemeye oynuyor, BJK’ de  Schuster gidiyor, Taşovam işsizlikle boğuşuyor..

 

    Ne kadar da farklı dertlerle iç içe yaşıyoruz .  İnsanoğlunun son yüzyılda hiç bir vakit  yüzü gülmeyecek mi?  Hep  sıkıntılı günler bizimle kol kola olmak zorunda mı ?

 

     Bu gidişle zannederim, ” Güzel günler göreceğiz” diyenler ne yazık ki ,  bunun sadece şarkısını dinlemekle yetinecekler….ve de  güzel günlere hasret gidecekler…

 

    Hayatın gerçeklerinden kaçmamız mümkün mü?.. Elbette mümkün değil..

 

    Herşeye rağmen  TÜİK’in yaptığı araştırmaya göre Türk  insanının %60 küsuru mutluymuş(!)

    Bir başka yapılan araştırmaya göre de  % 50’ye yakını yoksulluk sınırında hayat sürüyormuş…

 

    Sokağa çıktığım da  çarşı ve pazarda gördüğüm insanları şöyle bir  incelediğim de,   çoğunlukla gülmeyi unutmuş  ve sıkıntılı yüzlere  şahit olmuşumdur.. Diyorum ya, herkes kendi türküsünü söylüyor.  Aslında herkesin türküsünde bir benzerlik görülüyor.  Geçim derdi ve  eve ekmek götürebilmek kaygısı… 

 

    Eskiden bu denli bir kaygı içinde hayatta kalma mücadelesi veren  insanlarla bir arada yaşadığımı hatırlamıyorum.  

    Azıcık aşımız,  ağrısız başımız vardı.  Şimdi mi?  Şimdi  piyasada herşey var.  Lâkin insanların çoğunluğunun bunları alacak güçleri yok. 

 

    İşte bu nedenledir ki, insanların eski güleryüzlülüğü ve neşesinin yerinde yeller esmekte….

 

    Bunca olumsuzluklar yumağı içinde olsakta,   HERŞEYE RAĞMEN  arada bir yaşadığımız ve andığımız   eski güzelliklerin hatırına yine de   bu  HAYAT    yaşamaya değer……

   

    Not: Çocukluk arkadaşım, gönüldaşım,  kardeşim  KİRAMİ KARA’YA  Allah’tan rahmet  

            yakınlarına ve biz dostlarına da sabırlar diliyorum…….   

 

   

Yorum Ekle