10 OCAK SOHBETİ…

Uzun bir süredir göremediğimiz Cuvapçı Memet Agaya çay ocağının önünde,  çayını yudumlarken yanaşıp yanındaki boş tabureye çöktük. Bizim onu konuşturmak için geldiğimizi biliyordu. Çayımızı söyledikten sonra hemen söze başladı ‘Var gene bir derdiniz’ dedi. Biz de hemen konuya giriş yaptık;

‘Memet Aga sen iyi bir gazete okuyucususun Bugün  ‘10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ ülkemizde bu gazeteler ve gazeteciler hakkında ne düşünürsün, ne söylemek istersin sorumuzla sohbeti araladık.

Memet Aga söze bak evladımla başladı; eskiden bir tekerleme vardı:

-Nereden duydun

-Gazetede okudum

-Hım…demek ki doğru derlerdi. Şimdi bu inanç yıkıldı gitti yerine yenisi geldi.

-Nereden duydun

-Gazetede okudum

-Hım… Demek ki yalan… Geç      Şimdi böyle diyorlar.

Gazeteler inandırıcılığını yitirdi. Geçmişte gazeteler halkın mektebi görevini görürlerdi. Yazarları da hocaları. Gazetenin havadisleri sıralayışı sütunlarına geçirmesi, yazarların köşelerinde savundukları düşünceleri okuyucularına istikamet verirdi. Asrımızın seyyar mektebi olan gazetelerin eski etkinliği kalmadı. Canı isteyen, her kesesine güvenen gazete sahibi oldu. Gazete sahipleri her ne kadar gazetecilik yapar gibi görünseler de asıl işleri finans, enerji, inşaat ve medya alanında milyar dolarlık işlerin peşinde koşmaktı.

Oysa basının siyasi, sosyal ve ahlaki sorumlulukları vardır. Basının gerçek rolü memleket halkına doğru bilgi vermektir. Basın doğruyu yanlış, eğriyi doğru gösterirse görevini kötüye kullanmış olur. Gazeteler bunu bir de iktidara yaranmak, sürüm yapmak isteği ile yapıyorsa millet selametini kendi kazancına feda gibi bir kötülük yapmış olur. Memlekette vuku bulan olayları sütunlarına aksettirmeyip bazı gerçekleri milletten gizleyen basın halkına ihanet durumundadır.

Memet Aga önünde duran gazeteyi işaret ederek sözlerine devam etti;

Şimdi ben de ’10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ ile ilgili yazılanları okuyordum. Bugünün adını yanlış koymuşlar. ‘Çalışamayan Gazeteciler Günü’ deselerdi daha doğru olurdu. Son 13 ayda 215 Televizyon, 100 Gazete kapanmış, resmi kayıtlara göre 11.157 gazeteci işsiz kalmış, 685 gazetecinin basın kartı iptal edilmiş, 91 gazeteci de hapiste tutuklu. Meslek kuruluşunun bu açıklaması gazeteciliğin içler acısı halini gözler önüne seriyor.

Ülkemizde artık merkez medya diyebileceğimiz bir medya kalmadı. Demokratik dengeleri gözeten bir medya organı yok. Birkaç muhalif gazete ve televizyon kanalı dışındakiler ihale ve reklam gözettikleri için dördüncü kuvvet görevini yerine getiremiyorlar. Ortada gerçek gazete ve gazetecilik kalmadı. Yapay gazeteler ve televizyon kanalları var.

Gelelim gazetecilere… Gazeteci olmak zor iş evladım. Bu ülkede gazeteciler öldürüldü. Gazeteciler darp edildi, hastanelik edildi ama onlar kalemlerini satmadılar. Okul hayatınızdan bu şiiri hatırlayacaksınız. Şair Mehmet Emin Yurdakul, ‘Bırak Beni Haykırayım’ adlı şiirinde;

Bırak beni haykırayım,susarsam sen matem et

Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet

Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.   Diye seslenir.

Bir ülkede, demokrasinin en sağlıklı güvencesi çeşitli eğilimdeki gazetecilerin özgürce yazabilmeleridir. Gazetecileri düşünce üretemeyen bir millet sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.

Gazeteci, yazar olmak da öyle kolay olmuyor. Yazar var kükrer gibi yazıyor, yazar var havlar gibi yazıyor. Yazar var geceyi ağartıyor yazar var gündüzü karartıyor. Yazarın iyisi yazmakla mutlu, kötüsü kazanmakla mutlu.

Ama şu bir gerçek ki okumayanların okurlardan daha çok olduğu ülkelerde gerçek yazar ya hapiste oluyor, ya gurbette, ya da başı dertte…

İbrahim Alaettin Gövsa’nın güzel bir kalem betimlemesi vardır, şöyle der yazar;

‘Ehlinin elinde kalem, Musa’nın asası, fakat böyle olmayanlarda da Allah’ın belasıdır. Maamafih sahibinden başkasına esir olan kalemin de mayasında mutlaka süpürge çöpü vardır. Büyükler üstünü başını kirletmesin diye çocuklara kalem vermezlerdi. Bugün gazetelerimizin çoğu karalama defterine benziyor. Belli ki, kalem çoluk çocuk eline düşmüştür’

Dünya gözü kapalı, gönül gözü açık fikir adamı Cemil Meriç ‘Büyük yazar içinden gelen sesi olduğu gibi haykırandır’ der ve kalem sahibi olanlara hatırlatmada bulunur:

‘Kalem sahiplerine düşen ilk vazife kin kışkırtıcısı olmamak, halkı okumaya, düşünmeye, sevmeye alıştırmak, kalemle yapılan fetihler tarihe mal olur, tarihe yani ebediyete’

Cuvapcı Memet Aga soğuttuğu çaydan bir yudum çekerken bak evladım son olarak şunu demek isterim ki son yıllarda ülke insanımız bir konuşma ve düşünce biçimine alıştırıldı. Televizyon haber ve tartışma programlarından gazete köşelerine kadar hepimiz çoğunlukçu ve kavgacı olduk. Herkes kendi ‘biz’ini ve onlarını’ yarattı. Herkes öteki gördüğüne tahammülsüzleşti. Oysa her şey özgürce tartışılmalı bu ülkede ya da uzmanlar, bilim adamları tartışmalı. Karşı çıkılan şey yanlışsa tartışma sonucu düzeltilir. Doğru ise tartışılan görüş daha da güç kazanır.

Bir gazeteciye sormuşlar. ‘Bu kadar cesur yazıları nasıl yazıyorsunuz?’ gazetecinin cevabı:

‘Korka korka’     olmuş

Gazeteci halk adına soru sorar. Ne zaman onurlu bir gazeteci oluruz diye bana sorarsanız ‘Bütün ülkenin umut bağladığı bir televizyon yayıncılığı yapılırken, Cumhurbaşkanına sorulması gereken asıl soruları sorabildiğimiz zaman’ diye cevap verebilirim.

Basın, iktidarın kudretinden, paranın kuvvetinden uzak olduğu ölçüde güvenli olacaktır.

Cuvapcı Memet Agaya gazete ve gazeteciler hakkında ki düşünceleri dolayısıyla teşekkür ettik, yeni konularda buluşmak dileğiyle vedalaştık…

Yorum Ekle