YENİ İMAM HATİP OKULUMUZ

YENİ İMAM HATİP OKULUMUZ
Ömer CELEP
Cumhuriyetin ilk yıllarında sistemi yerleştirmek adına bir takım zecri tedbirlerin alındığını biliyoruz. Gerek millet dokusuna uymayan gerekse milli değerlerimizle örtüşmeyen bir takım uygulamaların devletle milleti kavgalı hale getirdiğini de biliyoruz. Cumhuriyetin ilk elli-atmış yılının bu irili ufaklı kavgayla geçtiğini de biliyoruz. Bunların ayrıntısına girmek istemiyoruz ama konu ile ilintilendirmek adına bu kısa ifade ile şu tespiti de yapmamız gerektiğini düşünüyoruz.
Yaratılan bu devlet-millet kavgasında İmam Hatip okulları çok önemli bir misyon üslenmiş ve bunu çok başarılı bir şekilde yerine getirmiştir. İmam-Hatip okulları zaman içinde kavganın tarafı olmasına karşın bilahare kendini toparlamış ve millet ile devleti buluşturmak, barıştırmak ve seviştirmek adına çok emek vermiş ve başarmıştır. Bu camia ve bu camiaya gönül verenler şu ana kadar siyasi alanda iki cumhurbaşkanı, beş başbakan ve yüzlerce bakan, yetiştirmiştir. Başarılı bürokratları, çeşitli alanlardaki iş ve müteşebbis dünyası, sanatçı ve yazarlar, çeşitli legal örgüt mensupları, yöneticiler ve geniş bir alana yayılan yetenekli ve başarılı kadrolarda yer aldıklarını çok iyi biliyoruz.
İmam-Hatip okullarından illegal faaliyet içinde yer alan bireylere pek rastlanmadığı da bilinmektedir.
Birileri bunlara potansiyel tehlike gözüyle bakmış olsalar bile onlar, devletle millet arasında tam bir sigorta görevi yapmış devlet ve milleti barıştırmıştır.
Devletle millet barışmasından rahatsız olan, bu barışmadan huzuru kaçan bir takım “güç” sahipleri, 28 Şubat ücubesiyle bu güzide okullarımızı kapattıklarını da biliyoruz.
İmam-Hatip okullarının bu etkinliğini gören ve bilen hükümet, devlet millet kaynaşmasının çok önemli olduğunu, kaynaşmada bu güzide okullarımıza aktivite yüklemek gerektiğini anlayarak yeniden faaliyete geçmesini temin etti.
Bu ifadelerden diğer okullarımızın dışlandığı ya da onların ayrıldığı anlamı çıkarılmamalıdır. Konumuz bu okullarımız olduğu için böyle ifade etmek zorunda olduğumuz bilinmeli.
Artık bu okullarımız devlet politikası haline geldi. Bu cümleden olarak okullarımızın yaygınlaştırılması amacıyla yaklaşık on gün kadar önce, İl Milli Eğitim Müdürümüz sayın Dr. Hüseyin Güneş ilçemize ziyarette bulunarak müstakil bir İmam-Hatip Ortaokulu açılması talimatı verdiğini öğrendik ve sevindik.
Bu okullarımız 2013-2014 öğretim yılı içinde yeniden öğretime açılmış olmasına rağmen maalesef Taşova İmam-Hatip okulumuza yapılan kayıtların Türkiye ortalamasının çok altında olduğunu biliyoruz.
Bu gösteriyor ki; devlet ve hükümet politikaları, bürokratların gayretleri bu güzide okullarımızın yaygınlaşmasına tek başına yetmiyor. Okul yöneticilerinin de “aymazlık” libasından çıkarılmaları gerekiyor. Çünkü alınan bütün kararların nihai uygulama alanı okullardır.
1994-1996 yılları arasında Taşova Lisemizin üniversitelere yeterli sayıda öğrenci veremediğinden dolayı halkımız arasında çok fazla serzenişler olmuştu. Taşova İmam hatip lisemizin o günkü duruma düştüğü yolunda halkımızın ilgilenen kısmı yine aynı serzenişte bulunduğunu görüyoruz. İmam Hatip lisemizin gerek üniversiteye öğrenci yerleştirme ve gerekse mesleki yönden irdelendiğinde önümüze iç açıcı bir durumun çıkmayacağı açıktır. Okul birincilerinin bile ilahiyat fakültelerine girmeleri risk altındadır, şansa bağlıdır.

Net konuşalım! Çalışkan, dürüst, sağlam inançlı, vizyon sahibi, fedakar ve başarıya odaklı olduğunu yakinen tanıdığım aynı zamanda ilçemiz ile ailesel bağı olan İl Milli Eğitim müdürümüz sayın Dr. Hüseyin Güneş beyefendinin konuya daha hassas bir yaklaşım göstererek gerekli tedbiri alması çok yerinde ve hatta elzemiyet olacaktır.
Bu güzide eğitim ve öğretim yuvamızın amacına uygun seviyeye gelebilmesi için gerekli tedbir alınmalıdır.
Aksi takdirde açacağınız müstakil ortaokula hedeflediğiniz öğrenci bulmanız, takdir edersiniz ki imkansız olacaktır.
Okullarımızdaki yöneticilerimiz “no problem” mantığı içinde hareket etmemelidir. Problemden de onu çözmekten de korkmamalı, tam tersine çözüme talip olmalı, onu öteleme aymazlığı içine girmemeldir.
Biz sorunu söyleriz, ilgililere duyururuz görevimiz biter. Tedbir kendi takdirleridir.
Bu okulumuzda miadını doldurmuş öğretmenler de artık, N. Kemal’in dediği gibi “izzet-i ikbal ile bab-ı hükümetten çekilmelidir.”
Kendileri olmazsa okulun işlerinin kalacağını sanmamalılar. O işler onlar olmadan da çok dahi iyi yürür ve yürüyecektir.
Eğer bu arkadaşlarımız yüz akıyla emekli olurlar veya uygun ortama nakil isterlerse sanırız hem kendilerine, hem camiaya ve hem de ülkeye en büyük hizmet ve iyilik etmiş olurlar diye düşünüyoruz.
Bu tür yazılarımızdan dolayı çok eleştiri aldığımızı biliyoruz. Hatta kimi dostlarımız;
-Yahu hocam herkesi karşına alıyorsun. Neden bu kadar aleyhte yazıyorsun, boş ver.
Kabilinden uyarıyorlar bile. Bağışlanmamızı dileriz. Yöneticilerin göremediği ya da görmek istemediği arızalar ifade edilmesin de sorunlar ötelensin mi? Ne zamana kadar öteleyerek sorun çözeceğiz. Hal bu ki gelecek nesillerimize sorun yumağı değil, olabildiğince doğru ve düzgün yol açmalıyız.
Söylediklerimizin bu çerçevede değerlendirilmesi temennisiyle.

Yorum Ekle