“SUSTURUN ŞU ADAMI” !…

Yıl 1950. Demokrat Parti’de “İspat Hakkı” kavgası yapılıyor. İspat hakkı şu;
“diyelim bir bakan için, görevini kötüye kullandı, yakınlarına çıkar sağladı diye bir haber yazılmış ya da söylenmiş. Bakan sizi mahkemeye veriyor, siz de “yazdıklarımı, söylediklerimi ispat edeceğim” diyorsunuz. Eğer bakan size ispat hakkı tanımazsa, yani, “Gel ispat et!” demezse, kurtuluş yok mahkum olacaksınız…”

 
İspat hakkı kavgasının yapıldığı bir Demokrat Parti kongresinde kürsüde ispat hakkından yana bir partili konuşuyor. O konuştukça ön sırada içlerinde milletvekili de olan guruptan konuşmacıya laf atıyorlar. Ön sıralarda oturanlardan biri ayağa kalkıp elini kolunu sallayarak başkana bağırıyor:

 
“Susturun şu adamı”

 
Kürsüdeki konuşan partili bağırana eğiliyor. ” Beyefendi beni susturmayın, bırakın ben konuşayım,sonrada siz konuşursunuz. Bugün siz beni susturursanız, yarın da başkaları gelir sizi susturur.” Kongre karışır, başkan adamın konuşmasını keser, konuşmacı yaka paça kürsüden indirilir.

 
O günlerden bugünlere gelindiğinde çok şeylerin değiştiğini görsek de kafalarda değişmeyen tek cümlenin “Susturun şu adamı” cümlesi olduğudur.

 
Hürriyet gazetesi köşe yazarı, televizyon tartışma programlarının yöneticisi Ahmet Hakan için de öyle denmiş olmalı ki evinin önünde burnu ve kaburga kemikleri kırılana kadar darp edildi, dövüldü.

 
Ahmet Hakan’a yapılan bu saldırı basına , gazeteciye, düşünce ve ifade özgürlüğüne yapılmış bir saldırıdır. Özgür düşünceye karşı söyleyecek sözü olmayanlar, şiddetten medet umacak kadar acizlik gösterenler “susturun” demeye devam ediyorlar. Sebep; “Söyledikleri ve yazdıklarından rahatsızlık duyuyoruz”

 
Ancak evrensel hukuk düşünce özgürlüğü ve düşünceyi açıklama konusunda “Susun, Susturun” demiyor.
“Basına ve mensuplarına yapılan saldırıların hiç bir özrü olamaz ve hiç birisi onaylanamaz.

 
Demokratik rejim, rejimlerin en yüreklisidir. Her türlü görüşün sergilenmesine izin verir. Düşünceler karşısında yan tutmaz, hiyerarşi gözetmez. İyi-kötü, yanlış-doğru seçimini bireye bırakarak halkın değerlendirme hakkını teslim eder.

 

Bir Yunanlı yazar, “Gelecek zamanlar, güç ile, zor ile değil akıl ile kazanılır” derken özgür yaşayışımız için de basın mensuplarımızı layık olduğu yere koymamız, onlara gereken değeri vermemizi işaret ediyor.

 
Basınımızın ve mensuplarının sövme, iftira, suça ve şiddete kışkırtma dışındaki sözleri, yazıları ve tutumlarını düşünce özgürlüğü sınırları içinde değerlendiren demokratik anlayış “özgürlüğü” geniş, özgürlüğü daraltıcı sınırlamayı dar yorumlamıştır.

 
Demokrasi güçlü bir rejimdir. bu gücünü özgürlük vitamininden, bu vitaminin sağladığı bağışıklıktan alır.
Düşünceyi açıklama özgürlüğü, demokrasinin sigortasıdır. Bu sayede toplumun boşalma kanalları açık tutularak toplumsal patlamalar önlenir.

 
Demokraside çoğunluk görüşünün yönetme, azınlık görüşünün muhalefet etme özgürlüğü ve hakkı vardır.Bunlar ortadan kaldırılırsa demokrasi biter.

 
Düşünceyi açıklama özgürlüğü varsa, herkes kendi kimliği ile ortaya çıkar, olduğu gibi görünür. Bireyleri, “ben buyum” deme hakkına sahip olmayan bir toplumda “hayır, ben o değilim” deme hakkı da yoktur; İkiyüzlülük vardır.Bu insan onuruna aykırıdır.”

 
Bir düşünce adamı “Konuşan ülkelerde zafer, susan ülkelerde utanç vardır” diyor. Bizim ülkemizde gazeteci Ahmet Hakan’a yapılan da “Susturun şu adamı” anlayışının hala devam etmesi, dolayısı ile basının gazetecilerin susturulması ve ülkenin suskun hale gelmesinin istenmesidir.

 
Bu millet bu ülke Çörçil’in demokrasi tarifinin rahatlık ve huzurunu ne zaman duyabilecek. Çörçil özgürlükler ülkesinin tarifini yapmıştı;

 
“Sabahın alaca karanlığında kapınız çalındığında gelenin sütçü olduğundan emin olduğunuz rejimin adıdır demokrasi”
Gazete ve gazeteciye olan baskı ve şiddeti kınıyor, Ahmet Hakan’a şifa ve geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Yorum Ekle