STATÜKONUN SON ÇIRPINIŞLARI

Bu ülkede güzel şeyler oluyor. Özellikle demokrasi, özgürlükler ve insan hakları konularında bugün gelinen noktanın bundan on yıl önce hayali bile mümkün değildi. Lakin ceberut devlet anlayışının son temsilcileri, statükonun yılmaz bekçileri alışkanlıklarından bir türlü vazgeçmiyorlar.

 

Doksan yıllık Cumhuriyet tarihi boyunda hayallerinde ürettikleri paranoyalarla, korku senaryolarıyla toplumu ayrıştırmaya ve korku salmaya devam ettiler ve halen bu alışkanlıklarını sürdürmeye çalışıyorlar. Belli ki her zaman azınlıkta olsalar da statükonun güdümünde her halükarda çoğunluğa tahakküm ettikleri o bahtiyar günlerini özlüyorlar!

 

Birkaç gün önce iktidara muhalif bir televizyon kanalını izliyorum. Zaten öteden beri bu malum kanalda eski tüfek siyasetçiler, eski bakanlar ve bürokratlar, sözüm ona basının gediklileri, emekli generaller, bilimden çok siyasete angaje olmuş üniversite hocaları, hatta ilahiyatçılar ve din adamları arzı endam ediyorlar. Her fırsatta “Ne olacak bu memleketin hali?”mevzuunda eski teranelerini sürdürmeye devam ediyorlar.

 

Evet, birkaç gün önce bu televizyon kanalında eski ve gedikli bir siyasetçi konuşuyor, izliyorum. Konuşmasına akseden tehditkâr ses tonu ve itici vücut dili, yüz hatlarındaki gerginlik tam da eski ceberrut devletin eli sopalı savunucularının değişimden ve gelişmeden zerre miskal nasiplerini almadıklarını göstermeye yetiyor.

 

Bu eski ve gedikli siyasetçi geçmişte parti başkanlığı, milletvekilliği, meclis başkanlığı yapmış, yarım asrı aşkın bir süredir aktif siyasetin içinde bulunmuştur. Gençlik yıllarında bu ülkenin başbakanı ve bakanlarını darağacına gönderen gayri meşru Yassıada Mahkemelerinde güya demokrasinin savunuculuğunu yaptığını her fırsatta bir iftihar vesilesi olarak dile getirmektedir.

 

Sevsinler sizin demokrasi anlayışınızı! Bu eski siyasetçi izlediğim televizyon konuşmasında sözü meclise başörtüsüyle giren milletvekillerine getiriyor. “Başörtülü milletvekillerinin meclise girmelerinde bir sorun yaşanmadı, muhalefet olgunluk gösterdi” gibi bir iki kelamın ardından “Peki yarın öbür gün sabah namazından çıkmış bir erkek milletvekili de başında namaz takkesiyle meclise gelirse ne olacak? Bir diğeri kara çarşafla, bir başkası şalvarla gelirse ne yapacağız?” gibi artık eskimiş olan paranoyaları dile getirmekten zerre kadar sıkılmıyor!

 

Yazıklar olsun! Basına da yansımıştı; yakın tarihimizde yapılan seçimlerin birisinde bu siyasetçinin kendisinin de oy kullandığı sandıktan kendi partisine bir tek oy çıkmamıştı, hatırlarsınız! Yani kendi kendine bile güven duymayan bu ve benzeri statüko bekçilerinden elbette bu topluma itimat duymaları beklenemez. Ama hezeyan savurmak ücrete tabi değil nasıl olsa,  at ata bildiğin kadar!

 

Ama kervan yürüyor; demokrasi kervanının ilerlediği yollardaki dikenler, mayınlar, engeller bir bir temizleniyor, ülkemiz normalleşiyor. Cumhuriyetimizin doksanıncı yılında okullarda kılık kıyafet serbest, devlet dairelerinde ve mecliste başörtüsü serbest, toplumun ekseri çoğunluğu gelinen noktadan memnun. Sayın Cumhurbaşkanımız bu durumu “Herkes mutlu” sözleriyle açıkladı.

 

Özellikle başörtülü milletvekillerinin meclise girmelerini büyük bir olgunlukla karşılayan muhalefete teşekkür etmeliyiz. Muhalefet temsilcilerinin ve sözcülerinin yapıcı, hoşgörülü konuşmaları gerçekten takdire şayandır. Bu durum parlamentomuzun artık siyasi olgunluğa ulaştığını gösteriyor. Demek ki istenirse çözüm üretilebiliyor, konsensüs sağlanabiliyormuş, yazık oldu heba olan yıllara!

 

Demokrasiler sorunlara çare bulma, çözüm üretme rejimidir.“Demokrasilerde çare tükenmez” sözünü söyleyip de iş çözüm üretme ya da demokratik tepki noktasına gelince şapkasını alıp kaçanların kulakları çınlasın!

 

Bir başka örnek de bürokrasiden verelim. Bu ülkenin insanlarına her fırsatta meydan okumayı bir hak ve vazife gibi addeden ve hala aba altından sopa gösterme cüreti gösteren eski tüfek siyasetçiler var da ceburrut devletin vesayetçi ikliminde yetişmiş bürokratları yok mu, elbette var! Bütün bu güzel gelişmelerin yaşandığı ve Sayın Cumhurbaşkanının “Herkes mutlu”sözleriyle açıkladığı Cumhuriyet Bayramının 90. Yılı kutlamalarına bir ilimizde kameralar önünde cereyan eden bir olay güne damgasını vurdu.

 

Cumhuriyet Bayramı kutlamaları esnasında bir ilin valisi halkın ve kameraların önünde o ilin seçilmiş belediye başkanını parmak sallamak suretiyle tehdit ve tahkir etti. Bu tutum güne hiç mi hiç yakışmadı. Sayın Başbakanın zaman zaman tekrarladığı “Seçilmişlerin atanmışların oyuncağı haline getirilmesine asla müsaade etmeyiz” uyarılarına rağmen münferit de olsa bu tür olaylara tanık olmaktayız. Sayın Başbakanın seçilmişlerden kastı sadece kendi partisine ait seçilmişlerse onu bilemeyiz, bekleyip göreceğiz.

 

Elbette biz o malum belediye başkanının tam da seçim arifesinde fırsatı ganimet bilip Bayrak ve Atatürk gibi bu milletin ortak değerlerini kendi siyasi hedefine alet etmesini savunacak değiliz. Böyle bir durum siyasi etikle de bağdaşmaz zaten. Ama sebebi ne olursa olsun atanmış bir bürokratın halkın oylarıyla o göreve gelmiş bir seçilmişi tehdit etmeye yeltenmesi kabul edilemez. Bunun hukuki ve idari yolları vardır, o vali o yolları işletmeliydi! Ama dedik ya, alışkanlıkları terk etmek hiç de kolay değil!

 

Statüko böyle bir şey işte; bütün olanları memleketin hayrına görseniz de eski hesap verilmez konumunuzdan kalma alışkanlıklarınız beklenmedik bir anda nüksediveriyor. Ama artık dönüşü yok, suları tersine akıtamazsınız; ceberrut devlet anlayışının ve statükonun son temsilcileri de bir bir ayıklanacaklar ve sahneden çekileceklerdir. Sayın Başbakan 2 Kasım 32013 tarihinde Kızılcahamam’da yaptığı konuşmasında “Artık kendisi gibi düşünmeyenleri parmak sallayarak aşağılama ve tehdit etme dönemi bir daha geri gelmemek üzere kapanmıştır” diyerek artık eski Türkiye’nin gerilerde kaldığını ifade etmiştir.

 

Statükonun son çırpınışlar nafile ve beyhudedir. Demokrasi treni olanca hızıyla yol almaya devam ediyor, artık tünelin ucundaki ışık görünmüştür. İleri demokrasi standartları ve aydınlık yarınlar yeni Türkiye’nin güzel insanlarını bekliyor. Her şey insan odaklı her şey insan için! “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın”!..

 

A.Yusuf Kuyucaklıoğlu

Yorum Ekle