PAZARIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Bu hafta Pazar yerinde dolaşıyordum. Pazar yerinin bir bölümünde meyve fidanları satılıyordu. Pazar yerinin en kalabalık yeri burasıydı… Hemen hemen herkes, birkaç fidan almış mutlu bir şekilde evine gidiyordu…
Çok sevinmiştim… Ülkesini ve dünyayı seven her bireyin; küresel ısınma, çölleşme, su sıkıntısı, işsizlik, yoksulluk, hastalık, eğitimsizlik, savaş gibi… uygun olmayan gelişmelerin engellenmesi için sorumlulukları ve görevlerinin bulunduğu inancındayım…
İnsanlara nezaketle davranmak, başkalarının hak ve hukukuna saygılı olmak nasıl önemliyse, doğaya da saygılı olmak, onu sevmek, hakkını vermek gerekir… İnsanların iyiliği; sözlerinden çok; davranışlarından ve yaptıkları işlerden belli olur…
Bu güzelim meyve fidanlarını yetiştirip pazarda satanları kutluyorum… Onlar, belki ailelerinin geçimi için bir miktar para kazanacaklar, ama en çok da ülkemizin meyveli ağaçlarla zenginleşmesine, güzelleşmesine, doğasının korunmasına, çölleşmenin önlenmesine katkı sağlayacaklardır…
Aynı şekilde bu fidanları, bağına bahçesine, tarlasına dikenleri de kutluyorum… Onlar, kendi ailelerinin ve ülkemizin meyve gereksinmelerini karşıladıkları gibi, aile bütçelerine hatta ihracat sonucunda ülkemize döviz kazandıracaklar… Aynı şekilde; ülkemizin doğal yapısının korunmasına, halkımızın beslenmesine, sağlıklı olmasına… yardımcı olacaklardır.
Bir dergi veya kitapta okumuştum… Bizim yazarlarımızdan biri: İtalya’ya gitmiş, İtalya’nın kuzey tarafı gelişmiş, güney tarafı ise geri kalmış durumdaymış… Yazarımız: “Bunların geri kalmış bölgesi ne haldedir, gideyim göreyim,” demiş… Gitmiş güney İtalya’ya, bakmış; bizim boş, verimsiz, çöl gibi duran Taşova’nın Faravga gibi dağlık yerleri hep ceviz ağaçları ile doluymuş… Yanında bulunan rehbere: “Bunları kimler dikmiş?” diye sormuş,  aldığı cevap: “Bu ağaçları bizim dedelerimiz dikmişler, sonra kargalar cevizleri oraya, buraya taşımışlar, gördüğünüz gibi bizim dağlarımız, bayırlarımız cevizlik olmuş…” demiş… Bizim yazarımız, kendi kendisine: “Bunların geri kalmış bölgeleri böyle ise, gelişmiş yerleri kim bilir nasıldır?..” diye düşünmüş… Aynı zamanda geri kalmış dedikleri bu bölgede; gerçekten, yoksulluğun, düzensizliğin, eğitimsizliğin, anarşinin… izleri yokmuş…
İtalya’da olduğu gibi, ülkemizin boş olan tüm dağlarına, yamaçlarına, vadilerine, akarsu kıyılarına, ovalarına… mümkün olduğu kadar yöreye uygun ağaçlar veya bitkiler dikmeliyiz, diye düşünüyorum. Böyle bir çalışma bizi ilerletir. Ülkemizin, çölleşmesini engeller, bizlerin ve gelecek nesillerimizin mutlu yaşamasını sağlar…
Bazen, çok basit gözüken uygulamalar çok önemlidir… Küçük ve basit gibi gözüken bazı işler bir ülkenin kalkınmasının temel, itici gücü olabilir… Modern tarımın geliştirilmesi, hububat ekimi, meyvecilik, sebzecilik, hayvancılık… Türkiye’nin en önemli potansiyelidir.
İster özel sektör, ister devlet sektörü olsun kırsal bölgelerimize; çağımızın bilim ve tekniklerine, ihtiyaçlara uygun yatırım yapmak zorundayız. Memleketimizin hiçbir toprağı boş, çalışabilecek güçte hiçbir bireyi işsiz, güçsüz, yoksul, e-ğitimsiz, sağlıksız, sosyal ve ekonomik güvencesiz kalmamalı…
Ülkemizin ekonomik ve doğal potansiyeli iyi değer-lendirilirse, mevcut Anayasamız ve karma ekonomi sistemi içerisinde bu hedeflere ulaşılabilir… Üretilen her ürünün de değerlendirilmesi, en yüksek verimin elde edilmesi için elbirliğiyle çalışmalıyız.
Pazar yerinde satılan bu küçücük meyve fidanları; üç- beş yıl içerisinde büyüyecek, renk renk, çeşit çeşit meyveler verecek, meyvelerini yiyen her can sağlıklı ve mutlu olacak; bu ağacın bol oksijeni ve serinliği etrafa yayılacak… Güzelliğine doyum olmayacak, bu ağaçların dallarında yeşil yapraklar arasında cıvıl cıvıl kuşlar ötecek ve çiçekleri, meyveleri üzerinde arılar, kelebekler… dans edecekler… Hele, büyüme aşamasında bulunan bebeler, küçük çocuklar, bu meyvelerden aldıkları vitaminlerle, bol oksijenle, sağlıklı büyüyecekler, gelecekte de güzel nesillerimiz olacaktır… Daha mutlu bir Türkiye dileklerimle…
Hoşça kalın.

Yorum Ekle