MEVZUBAHİS VATANSA…

Yılmaz SERGEN
Geçmişimizde yaşadığımız onca tecrübeye rağmen doğruları görmede
kabullenmede, akla mantığa sığmayan absürt yanlışları savunmada neden bu
kadar inatçıyız.
Kem küm ederek doğruları saptırmanın, yanlış işlerin taşeronluğu kişiye getirisi
ne ola bilir ki? Ona, buna yaranmak, kişisel menfaat, makam beklentisi ise
beyhude çaba
Adil olmayan her kazancın yansıması olarak bir kaybedeni olacaktır. Yalanla,
hileyle kazanılan her şey etikten, erdemden hayırdan yoksun olacaktır.
Ya bu kaybeden vatan, yâda tüm insanlıksa, kazanan güruh kazandığını sanırken
kendisinin ailesinin, çocuklarının kaybettiğini nasıl göremez.
Mevlana’ya göre “toplumda adaletin, barışın, güvenin, huzurun ve refahın
sağlanması Liyakat ve ehliyetin temel alınmasıyla mümkün olacaktır. Uzmanlık
ve deneyime bakılmaksızın, işlerin yürütülmeye çalışılması halinde ise,
toplumsal düzenin işleyişi zarar görecek ülkenin gelişmesi ve ilerlemesi
mümkün olmayacaktır.”
İyi olmayan yönetim sonucu yapılan yanlışların, kişisel çıkarlar için verilen
tavizlerin; ehliyetsiz, liyakatsiz makamı işgal etmenin, beceriksizliğin elbette bir
mali boyutu olacaktır.
Beceriksizlikçe Yapılan yersiz, hesapsız, plansız keyfi harcamaların, her türlü
kamu israfının, faturası maalesef toptan tüm milletin bu gününe ve geleceğine
fatura edilmektedir.

Alpaslan TÜRKEŞ “Beceriksizlikle ihanet arasında kıldan ince bir çizgi vardır.
Beceremediği halde makam-mevki işgal etmek en büyük ihanettir” ifadesiyle
anlatmaya çalıştığımızı bir cümleyle özetlemiştir.
Avusturyalı diplomat Busbeck (1522-1592) “Türk yurdunda şahsi meziyet ve
kabiliyetten başka hiçbir şeye kıymet verilmez, nesep ve irsiyet bir şey ifade
etmez. Herkes liyakat, bilgi, ahlak ve seciyesine göre bir mevkie tayin edilir.
Ahlaksız, bilgisiz ve tembeller hiçbir zaman yüksek mevkilere çıkamazlar.
Osmanlının başarısının ve bütün dünyaya hakim olmalarının hikmeti budur.
Türklerin en büyük düşmanı iltimastır.”
“Bu koca mecliste hiçbir adam yoktur ki, haiz olduğu mevkii ve rütbeyi kendi
şahsi liyakat ve cesaretine borçlu bulunmasın. Hiç kimse filanın neslinden
gelmiş olması dolayısıyla diğerlerinden mümtaz bir mevkiye çıkamaz.”
Kurtuluş mücadelesinde bu millet canından malından, vazgeçerek destansı
fedakârlıklar yapmıştır. Binlerce insanını kefensiz toprağa verip vatanı hiçte
kolay kazanmamıştır.
Dinine bağlı, milletine sevdalı bireyin günlük heva ve hevesleri için hakkı
olmayan hiçbir şeye tevessül etmeyecek, haktan gayrısını dillendirmeyecektir.
Dinine, milletine zarar verecek her türlü eylemin ve söylemin dışında olacaktır.
Mevzubahis olan vatansa gerisi teferruattır diyen, vatanı için canını ortaya koya
bilen bir milletin mensubu, devlet ebet müddetin bekası için bireysel ikbali
adına milletine zarar vermez, ben değil biz diyerek şahsi çıkarı yerine devletin,
milletin, kamunun, herkesin kazancı için olması gerekene
Hakikata ram olur.

Yorum Ekle