METİN FEYZİOĞLU’DAN FASILLAR

0

Ömer CELEP
10 Mayıs 2014 günü Danıştay’ın kuruluşunun 146. yıldönümü nedeniyle bir tören düzenlendi. Teamüller gereği bu tür açılışlara devlet erkanı davet edilir ve bu törende ev sahibi kurum kendi sorunlarını ve ülke içinde kendileri ile ilgili sorunları bir nevi devlet erkanına duyurur ve gerekirse ilgililerden bu sorunlarına çözüm bulmaları konusunda destek isterler. Kendi sorunlarıyla ilgili çözüm önerileri sunar beklentilerini dile getirirler.
Her nasılsa Nisan ayında AYM başkanı ve bu toplantıda da Barolar Birliği Başkanı sıfatlı bir edemoğlu verdi veriştirdi. Aldığı siyasi terbiye ve siyasi bilgi ışığında, aşağılayıcı, rencide edici, tahrik edici bir uslüple ve enteresan tarafı “doğruları söylüyorum” çarşafıyla sarılmış bir sürü eleştiri yağdırdı.
Söz söylenirken şu esaslara uyulmazsa söylenilen söz maksat dışına çıkar. Sözü ne söylediğiniz kadar nasıl söylediğinizin de önemi vardır, sözü hangi uslüple söylediğinizin ve söylerken usûl kurallarına uyup uymadığınızın da önemi vardır. Eğer konuşmalarınızda bu kurallara uymaz ya da bu kuralları bilerek ihlal ederseniz, içerik her ne kadar doğru olsa bile sözler yoruma açıktır ve insanı başka anlayışlara hedef eder.
İşte bu ademoğlu bu kuralları bilerek ve ya isteyerek ihlal etmiş ve kendisinin de ulu orta rezaletine sebep olmuştur.
Öneriyoruz; bütün Türkçe ve Edebiyat öğretmenleri bu konuşmayı, içerik ve uslüp uyumsuzluğu ve bu uyumsuzluğun nasıl bir sonuç doğurduğuna örnek olarak öğrencilerine vermeliler.
Mefhum u muhalifle bir örnek verelim.
Din Grevliler Federasyonu Genel Başkanı çıksa devlet erkanının bulunduğu bir ortamda herhangi bir hükümeti eleştirse veya övse; bu anılan ademoğlu anlayışındaki kafaların tepkisi acaba ne olurdu?
Yer yerinden oynardı. Sokaklara inerler, “cumhuriyet yıkılıyor, laiklik elden gidiyor, irtica hortladı, bunlar devlet düşmanı, hükümet istifa… v.s.” gibi yaygaralarla cumhuriyet mitingleri düzenlerler, sokak eylemlerine başlarlar, işyerlerini yıkar yağmalar, polisle çatışırlar, birbirlerini çiğner sonra da polis yaptı” diyerek ağıtlar yakarlardı. Anma programı düzenler, devrim şehidi törenleri sergilerlerdi.
Biz bütün bunları, kuruluşundan beri meşru yoldan hiçbir zaman iktidar olamamış ve ebediyen de olamamaya mahkum kafaların hazımsızlığına veriyoruz.
Bir seçim üzerinden daha iki ay bile geçmeden hiçbir şey olmamış, millet hiç bir mesaj vermemiş gibi davranmanın adı; terbiyesizlik midir? Aymazlık mıdır? Algılama özürlülüğü müdür? Yoksa kavrayamama zekasızlığı mıdır nedir?
Cevabını verenler verir.
Esasında konu dışı bir tespit ifade edelim.
Önümüzde bir Cumhurbaşkanlığı seçimi var.
Bu ademoğlu gibi bir iki tane akl ı evvel çıkar bu tür ucuz Donkişot’luklar yapar. Başbakan da bu ucuz kahramanlıkları fırsata çevirir ve hedefine ulaşır. Şimdiye kadar hep böyle oldu. Bu seçim de böyle olacak ve sonuçta yine başbakan kazanacak. Bunun tartışılması bile abesle iştigal.
Sonra da muhalifler başbakanı şöyle ya da böyle suçlamaya çalışırlar.
Esasında başbakanın bu kadar nefes tüketmesine bile gerek yok. Bu tür akılsızlık ve Donkişot’luklar bu milleti bu ucuz kahramanların tersi istikametine götürüyor ve başbakan her seçimi kazanıyor.
Durum bu kadar basit. Siz milleti; okumamaya, okuyamamaya, eski söylemlerle yeni iktidar heveslerine istediğiniz kadar devam edin. Hepsi laf ü güzaf sınırını aşamayacak ve aşamamaya da mahkum olacaktır.
Zaman her şeyin ilacıdır.
Dünyada hiçbir kararın doğruluğu, verildiği zaman değil, sonradan anlaşılır.
Bu ademoğlunun sözleri de bir fasıldır gelir geçer.
Göreceğiz…

Yorum Ekle