KÖY ENSTİTÜLERİNİN ANISINA…

Naci KONYAR
Onları 17 Nisan günü anmanın ve anlatmanın daha doğru olacağını düşünüyoruz. Çünkü 17 Nisan 1940’da köy enstitüleri kurulmuştur.
Onlar, köy enstitülerinin kurulmasını sağlayan Hasan Ali Yücel’in kendisi gibi eğitimci bir meslektaşına yazmış olduğu mektupta belirttiği gibi “Köy Enstitüleri”, “Efendimiz Köylüyü” “Efendi Yapma” dileğinin eseridir.1839’dan 1939’a kadar yani Garplılaşma hareketinin başlamasından tam 100 yıl geçinceye dek aynı konu üstünde hayli zihin yorulmuş, hayli tedbire başvurulmuştur. Fakat netice ile itiraz götürmez şekilde ortaya çıkmıştır ki, bu tedbirlerle 40.000 köyde yaşayan milyonlarca Türk çocuğunu okula ve öğretmene kavuşturmak için 40 bin sene beklemek lazımdır.
Mesele şudur: Köye köyden olmayanı yollayarak köylüyü eğitim ve öğretime kavuşturmadık. O halde köye köyden olanı, köy hayat şartları içinde yetiştirip vermekten başka çare yoktur.
Bu pratik prensip tamamı ile bizimdir. Taklit değildir. Türkçe buluştur, benzersizdir. Çünkü millet sevgisi gibi bir kaynaktan ilhamını almıştır. Pratiktir. Pedagoji kitapları yazmaz. Klasik pedagoglar bilmez. Bilmezler ki, zira bir terbiye nazariyesi değil, Milli bir kalkınmanın temel prensibidir ve onun gerçekleşmesi, hayatileşmesi hamlesidir.”
İlhamını millet sevgisi gibi bir kaynaktan alan, ülke nüfusunun % 80’i yaşadığı ve okul sayısının yok denecek kadar az olduğu köylerimize hizmet götürmek için köylünün dilinden anlayan, kendi içinden çıkmış köy çocuklarını okutmak, köy insanını bilim aydınlığında geri kalmışlıktan kurtaracak bu projeyi kendisi de bir köy çocuğu olan Eğitimci İsmail Hakkı Tonguç hazırlamıştı.
İdrakine deli gömleği giydirmemiş, aidiyet etkisinden uzak, özgür düşünceli akli selim dost sohbetlerimizde ne zaman Köy Enstitüleri üzerine sohbet açılsa ortak kabulümüz” köy enstitülerinin kapatılmaması” fikri olurdu.
Köy enstitülerinin 10 yıllık bir ömrü olmuştur. Ama 10 yıllık ömürlü bir kurum toplum belleğinde, yüreğinde o kadar yerleşmiştir ki hala konuşulup, tartışılmaya devam ediliyor. Köy enstitülerinin toplum vicdanında bıraktığı bir iz vardır. Bugün eğitimin halini gören bütün memleket severler keşke bu okulları kapatmasaydık diyorlar.
Evet onlar karanlığın acısını çekenlerin çocuklarıydı. Öğrenme ve yetişme susuzluğu çeken köy çocuklarıydı.
İşte köylünün içinden çıkmış, onun dilinden anlayan bu köy çocuklarından biri 01.07.1931 Darma (Ballıca) doğumlu Ladik Akpınar Köy Enstitüsünden 1949 yılında mezun olan Mehmet Önder hocamız…
İlk yıllarda Samsun Gölalan Köyü sonra Taşova Çaydibi köyü ve 1960 yılında kendi köyü olan Darma’da öğretmenlik görevini ifa ediyor.
Mehmet Hoca Darma’da sadece öğrenci yetiştirmiyor. Onun içinde başka bir acı vardır. O benim köyüm neden yoksul, neden yamalı pantolon giyiyor diyordu. Benim bunların fakirliğine çare olmam gerekir düşüncesiyle 1963 yılında öğretmenlik yaptığı Darma köyünde köylünün de ortak olduğu “Köy Kalkınma Kooperatifi”ni kuruyor. Bu kooperatifle köylüye piyasaya göre daha ucuza yiyecek ve giyecek temini sağlanıyor.
Mehmet Hocamız öğretmenliğe devam ederken öğrenme ve yetişme susuzluğu da devam ediyor 1967 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji bölümünü, 1969 yılında da Orta Doğu Amme İdare Enstitüsünü başarı ile bitiriyor.
Geçmişte “Dereli Darma ileri varma” tekerlemesi ile adam vurma, yaralama gibi bir namla anılan bu köylerin talihi 1966 yılında Devletin köy kalkınma kooperatiflerine işçi gönderme önceliğinin verilmesiyle değişiyor ve Darma, Dereli köylerinden yüzlerce kişi Almanya’ya işçi olarak gönderiliyor.
Bugün Almanya’ya işçi olarak gidenlerin büyük çoğunluğunun ev, arazi, araba sahibi olmasına vesile olan Mehmet Hoca geçmişte yüreğinde acı olarak hissettiği fakirlik ve yoksulluğu yenmenin mutluluğunu 10 Mart 2020’ye kadar duydu ve mutlu öldü.
Musalla taşından mezarlığa yönelen cenazesinin ardından duyulan “Herkese ekmek verdin güle güle git hoca” sesi bir köylüsünün köye yapmış olduğu hizmetlerden dolayı köy adına yapılan, yürekten söylenen bir teşekkürdü sanki…
Vatanını, milletini, köyünü toprağını seven ve onları geleceğe taşıma gayretinde olan, sayıları her yıl azalan, eğitim ordumuzun gizli kalmış kahramanlarından. Eğitim Enstitüsü hocalarımızın örnek hayatlarından birini sizlerle paylaşarak şehrimizin ve köyümüzün tarihine not düşelim istedik.
Eğitime emek vermiş bu öğretmenlerimizin onların eşsiz birer insanlık örneği olmasını sağlayan köye olan hizmetleri ve bu özel insanların yaşadıkları, yaşattıkları her türlü övgü ve saygıya layıktır.
Onları saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz. Hayatta olanların 17 Nisan Bayramlarını kutluyor sağlıklı ömürler diliyoruz.

Yorum Ekle