FINDIK GÜNCESİ (!)

 

Entel-dantellerin sık kullandığı günce kelimesini kullandığım için eleştirenler olacak biliyorum.

 

Aslında günlük kelimesini tercih edenlerdenim. Ünlem işaretini koyma sebebimde o zaten…

 

Bu yazımı; fındık üreticileri, toplayıcıları ve onları satın alan tüccarları ve de elbette bizleri konu alan bir yazı olarak hedefledim.

 

Ağustos ve Eylül ayının ilk haftasına kadar fındıkçılarla haşır-neşir olma fırsatını yakalamıştım.

 

Ramazan ayında fındık toplama işi her ne kadar zor olsa da, adamlar; şarkı-türkü çağırarak bu işi zevkli bir hale getirmeyi becerebiliyorlar.

 

Fındık toplamak için gelenler arasında, Taşovalı, Tokatlı, Gürcistanlı, Diyarbakır ve Urfalılar çoğunlukta…

 

Yevmiyeleri 35-40-45 lira arasında değişiyor.

 

Bu fındık işi de aynen bizim tütün işi gibi çok zahmetli. İlaç, tırpan, toplama, kurutma, patoz, tekrar kurutma, çuvallama, depoya teslim gibi çeşitli aşamaları var. Rekolte bu yıl düşük, fakat fiyat yüksek.

 

6,25 ve 6,5 liradan tüccar fındık alımına başladı. Depoda bekletip, kışa doğru satacakların beklentisi ise 8 lira…

 

Fındık diyarında, fındık bitimi ve iftar sonrası mutlaka silahlar atılır ve sevinç gösterileri yapılır. Karadenizlilerin bu yaşam tarzına bende kısa sürede ayak uydurup, durumu kabullenmek zorunda kalmıştım.

 

Farklı bir ortam, bol oksijen, taze balık, kalp dostu fındık…

 

Daha ne isteyeyim ki?

 

Bundan iyisi Şam’da kayısı diyesi geliyor insanın…

 

İftar sonrası arada Bolaman’a inip, kahvelere takılıyorum. Fatsa’dan trafikçi Muharrem Temiz ve arkadaşı Erol’da gelip, arada kareyi tamamlıyoruz. Muharrem Temiz rahmetli Hikmet Temiz (Kaymakam) emminin oğlu… Yıllardır Fatsa’da görev yapıyor. Ne vakit oralara gitsem sağolsun beni hiç yalnız bırakmaz.

 

Ayrıca 05 plakayı gören ve Amasya’yı bilenlerin sorularına da muhatap oluyorum. Zamanla adamlar bizi kendilerinden biri gibi görmeye başlıyorlar. Bu durum samimi dostlukların başlamasına da vesile oluyor elbette.

 

Bu arada kulaklarım çınlıyor. Kulağımı çınlatanda kim diye düşünüyorum. Sonradan öğreniyorum ki, “kötü Maltepesini yakıp bir ağacın gölgesinde oturuyordur” diye beni çekiştirenler olmuş. Çekiştirende Tevfik Öztürk. Besle kargayı, oysun gözünü. Aslında bu lafa bende çok güldüm. “Adnan müdürün kötü cıgarasına laf eden yok, bizimki göze batıyor” diye bende kendi kendime söyleniyorum.

 

Nihayet yaylalara veda edip, ovalara inme vaktidir diyerek, Taşova’ya doğru yollanıyorum.

 

Çocukluğumdan beri tanıdığım Kemal Turan emminin vefatının üzüntüsüyle Taşova günlerine başlamak canımı sıksa da, hayat devam ediyor diyerek Yeşiltepe sırtlarına doğru yeni bir tırmanışa daha kendimi hazırlıyordum.

Yorum Ekle