DÖNÜŞÜ OLMAYAN GİDİŞLER…

İnsanlar doğar, emekler, yürür, okula gider, meslek sahibi olur, evlenir, yaşlanır, vakit tamam olduğunda ebedi âleme gider.
Dünya hayatında insan misafirdir. Aile olmak, arkadaşlarla, dostlarla, sevdiklerimizle birliktelik çok önemlidir.
Ne güneşler doğmuştur dünya üzerine, ne yağmurlar yağmıştır. Dünya, hayatı boyunca neler görmüş, yaşamıştır. Yüreğin ısınması, güneşe uzanması, yağmurda ıslanması, doğanın yeşermesi, meyvelerin olgunlaşması, vaktin gülümsemesi için dünyaya hayat veren herkesin harekete geçmesi mecburiyettir.
Savaşlar, soykırımlar, acılar, ağıtlar, dağ başlarında dumanlar, insanlığın sınıfta kaldığı dönemler hep yaşanmıştır.
Yüreği serinleten dalgaların sahildeki serinliği, yaşanan ve yaşanmamış iklimlere mevsim sorumluluğu, hayaller ötesinde istenen arzu dolu dünya hayatı uzun ince bir yolculuğun kendisidir.
Bir sabah güneş ha doğdu ha doğacak. Vücut dinleniş ve uyku faslını tamamlamak üzere… Nefeslerin sessizce yeni günün ilk dakikalarına ulaştı anlar. Tarihi bir haber ulaşıyor. “Ağabey başın sağ olsun.”
Üşüyorken, titriyorken, yol görünüyorken, son kez görüşmek nasip olanlar kendini şanslı sayanlardır.
Kendimle savaşım başlıyor. Boşa koyuyorum dolmuyor, doluya koyuyorum almıyor. Beynim iflas ediyor. Hiçbir organım talimatımı dinlemiyor. Ayaklarım kilitleniyor. Ellerim, gözlerimle ilgileniyor. Kalp ritmim değişiyor. Pencereden Mevlana bulvarında sabah mesai için hareket halindeki araç trafiğinde akıntıya kapılıyorum. Bazen şehre akıyorum. Bazen de yüreğimin derinliklerine…
İkinci ses; “ Enişte başın sağ olsun. İkindi namazına müteakip…” Eyvallah…
Elveda demeden ebedi âleme gidişin yeni bir dokunuşu, sancısı, dertlere tutulduğunda ellerim, ayaklarım çivileniyor.
Haberli habersiz, vakitli vakitsiz, bir veda etmeden, helalleşmeden bırakıp gitmenin kalanlardaki izleri son nefese kadar sürecektir.
Biliyorum, bırakıp gidenler, geri gelmeyecekler. Ne haber gönderecek ne de bilgi verecekler.
Bu gidişin dönüşü yoktur.

Biliyor musun senden sonra doğdum. Senden önce ölmekteyim.
İşte o sabah yeniden ağladı gözlerim. Bastığım halılar ıslandı. Kalbin beyne gönderdiği istekleri ciddiye almayan bir beynin iflası gerçekleşti.
Çıktığım yolda yavaş yavaş yol alıyor, sessizce eriyorum. Ne zaman aklıma geliyorsun, işte o zaman beni yalnızlığım teslim alıyor. Aklımda ne varsa ıslanıyor. Sis basıyor kirpiklerime, ufuklar kapanıyor.
Telini gözünden ve nazardan sakındığın günler unutulmazlar arasındadır. Tütün, pancar, meyve ve sebze tarlarında terini sildiğin günler dün gibi.
Gitmek, yol ile aynı rotada olmak demektir. Gider, o gider, bu gider, şu gider de can giderse dünya gider, hayat biter.
Dünyalık ne varsa renk değiştirir. Artık güneş sarı, bulut gri, dağ yeşil, gök mavi, değildir. Gündüz ve gece birleşmiş, bitkisel hayatın perde arkasında hayallerde tükenmiştir.
Biliyorum, vücudun fiziği ve kimyasının değişmesi, kalp ritminin bozulması, gözlerin dalgın hali, hücre ve damarlardaki pıhtılar ebedi yolculuğun ayak sesleridir.
Dünya hayatımı noktalıyorum.
13.02.2019
Osman Baş

Yorum Ekle