DELİ ÇOBAN

Sevgili okurlar. Dünyamızda iklimler o kadar değişti ki, bilmem sizlerde fark ediyor musunuz? Her mevsimin kendine göre bir güzelliği vardır. İlkbahar gelince yavaş yavaş ısınan toprakla beraber yerüstünde, yeraltında yaşayan bütün canlılar bir yıl boyunca rızk mücadelesine başlanır. İlkbaharın biz insanlar üzerinde apayrı bir anlamı vardır. İlkbahar mevsimi adete bir yıla yelken açmak gibidir. Her mevsimin ayrı bir güzelliği, ayrı bir heyecanı olduğunu biliyoruz. Sonbahar ise hazan mevsimidir. İlkbahar ve yaz mevsiminin verdiği güzelliklerin sanki sonu gibidir ilkbahar mevsimi. Böyle bir sonbahar akşamında üç tane deli çoban, aslında onlar deli değil, yaşam delisidir, güzellik delisidir. İçlerinden Ramiz ve Sadi öyle bir kaval çalar ki, kavala çöker çökmez koyunlar yayılımı bırakır, şairin dilinden dökülen nameler gibi dinlerdi. Kaval ara verince koro halinde bağırmaya başlarlar, dizeleri tekrar çalmasını isterlerdi. Bunların yanında elinde tek kırma tüfeği bir an olsun bırakmayan Avcı Durmuş vardı. O onlara pek uymaz, sadece bozkırda arkadaştı. Onun sürüsü keçi sürüsü idi. Bilirsiniz keçiler hızlı biçimde yayılırlar. Deli ırmakta sürüler  sulanır, yavaş yavaş hava kararmaktadır. Akşamın verdiği serinlikte lodosun sesi kaval sesine karışmıştır. Killik mevkiine gelinir. O gün bölgemizde milletvekili seçimleri yapılmıştır. Kamu kurum ve kuruluşlarında fazla vasıta bu kadar yoktu. Gürsu köyünde seçimler yapılmış, buradaki seçim çuvalını sırtına alan üç asker ilçeye yayan gidecektir. Seçimden sonra muhtar üç askere ziyafet çeker ve yola düşerler. Iaşe düzülür, içinde bir kilo kulüp rakısı vardır. Suyu içen sürü Killik mevkisine doğru yayılıma açılmıştır.
Çobanlardan Ramiz’de bir adet barut doldurmalı doldurma tabanca vardır. Sürüyü koruması için çoban köpeği vardır. Çoban köpeği bir cismin kendilerine doğru geldiğini görünce çoban köpeği o yöne doğru koşar. Birazdan bir ses “çoban köpeğine sahip çık” diye çıkışır. Ramiz bakar, gecenin yarı ay ışığında üç asker geliyor. Üzerindeki doldurma tabancayı rastgele yere bırakır. Asker hiddetle, “Çoban buraya gel” diye bağırır. Askerliğini yapmamış Ramiz’in korkudan dili dolaşır, “Buyrun kumandanım” der. “Seni yoklamayacağım, buraya gel ve diğer çobanları da çağır” der. Üç çoban, üç asker Gürsu yoluna çukayı sererler. Yıl bindokuzyüzaltmışyedi. Ne yollar bu kadar geniş, ne de bu kadar vasıta kalabalığı vardır. Kulüp Rakı ve peyniri çukanın üzerine sererler. Hayatında ağzına içki koymamış Ramiz’e bir bardak verirler. Senki içki değil, bir kürek ateş koru yutar, Ramiz’in feleği şaşar. Asker der ki; “Çoban şu kavala bir çök, bir üfle” der.  Ramiz kavalı öyle bir çalar ki duygu seline kapılan askerler, eski mekanizmalı tüfekle beş adet atar. Ramiz şu nameyi önce kavalla çalar, sonra sözleri söyler:
Susuz derelerde kavak biter mi?
Oğulsuz evlerde duman tüter mi?
Beş kıs bir oğlanın yerin tutar mı?
İşte böyle böyle halim var benim
Yüce dağlar ardında yarim var benim.
Söylenen name budur. Bu uzun hava Zuday’ın müzik kültüründe yerini almış bir uzun havadır. Fadime Nine’ye aittir.
Avcı Durmuş iki metre yirmi santim boyunda bir çobandır. Ne içer, ne de türkü söyler. Askerin biri yakalamak için üzerine atlar, ceketinden yapışır. Fakat ceket askerin elinde kalır, Durmuş kaçar. Durmuş kaçar da elinden bırakmadığı bir de el feneri vardır. Elinden atmayı bir türlü akıl edemez. Killik tepesini dört tur atarlar. Asker çoban Durmuş’u bir türlü yakalayamaz. Askerler sürüyü Evliya’ya kadar getirip orada bırakırlar. İşte bizim Deli Çobanların hayatından bir bölüm sunduk.
Hoşça kalın.

Yorum Ekle