BOĞALI’DA DİRENİŞ SAHAYA İNDİ: ŞAHİN YAYLASI’NDA ÇADIR NÖBETİ BAŞLADI

0
117

Geçtiğimiz günlerde Taşova Meydanı’nda düzenlenen geniş katılımlı basın açıklamasıyla “Boğalı’nın göğsünde açılacak her yara, bizim bağrımızda açılmış sayılır” diyerek maden arama faaliyetlerine karşı tek yürek olan bölge halkı, direnişini sahaya taşıdı. 30 Nisan 2026’daki büyük tepkinin ve yapılan basın açıklamasının ardından, hukuki kazanımlara rağmen maden şirketlerinin bölgeye yeniden iş makineleriyle girmesi üzerine vatandaşlar, Esençay Şahin Yaylası’nda çadır kurarak nöbete başladı.

1235 Rakımda “Vahşi Madenciliğe Hayır” Sesleri

10 Mayıs 2026 Pazar günü, Taşova’nın en yüksek noktalarından biri olan 1235 rakımlı Esençay Şahin Yaylası’nda bir araya gelen yöre halkı, siyanürle altın aranması ve vahşi madencilik faaliyetlerine karşı tepkilerini eyleme döktü. Bölgedeki çadır nöbetini yerinde takip eden Taşova Gazetesi Editörü Ahmet Günaydın, yaylada kurulan direniş alanında vatandaşlar ve köy temsilcileriyle bir araya gelerek yaşanan süreci aktardı.

Hukuki Kazanımlara Rağmen Talan Girişimi

Bölgedeki direnişin geçmişi 2021 yılına, Ardıçönü Köyü Boğalısı’nda başlayan sürece dayanıyor. Yayınlanan videoda süreci özetleyen önceki dönem Esençay Muhtarı Selahattin Önder, verdikleri hukuk mücadelesini şu sözlerle hatırlattı:

“2021-2023 yılları arasında bu madenin olmaması için ‘ÇED Gerekli Değildir’ raporunun iptali adına Samsun İdare Mahkemesi’ne muhtarlarla beraber dava açtık ve kazandık. Bu kararla süreç 4-5 yıl durdurulmuştu. Ancak şimdi bu konu üzerinde yeniden ayağa kalkıldı. Biz bu madeni buralarda istemiyoruz.”

Daha önce Samsun 3. İdare Mahkemesi tarafından verilen iptal kararı Danıştay 6. Dairesi tarafından da onanmıştı. Ancak şirketlerin, maden mevzuatındaki değişikliklerden ve ÇED dışı bırakılan uygulamalardan faydalanarak 20 Nisan 2026 tarihinde yöre muhtarlarına dahi haber vermeden bölgeye sondaj ve iş makineleriyle çıkması bardağı taşıran son damla oldu.

“Birilerine Göre Altın, Bize Göre Hayatın Kaynağı Su”

Yaylanın bölge için taşıdığı hayati öneme dikkat çeken eski Muhtar Önder ve yöre sakinleri, Boğalı’nın sadece bir dağ olmadığını; 24 köyün içme suyunu sağlayan, hayvanların otladığı ve kışlık odun ihtiyacının karşılandığı bir yaşam alanı olduğunu vurguluyor.

Özellikle devletin bölgede sürdürdüğü tarımsal yatırımlara da dikkat çeken yöre halkı, Esençay Göleti’nden beslenen kapalı sistem sulama projesinin inşasının devam ettiğini hatırlattı. Eğer yaylada maden sahası açılıp doğa tahrip edilirse, göleti besleyen su kaynakları kuruyacak ve devletin milyonlarca liralık sulama yatırımı boşa gitmiş olacak.

Direnişe destek veren bölge gençlerinden Ali Konya ise tehlikenin boyutlarına işaret ederek, Aydınca’dan Keçeli’ye kadar uzanan ormanlık alanın yok edilme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti. Şirketlerin, devleti de yanlış yönlendirdiğine inandıklarını ifade eden yöre sakinleri durumu şu net sözlerle özetliyor: “Birilerine göre burada altın var, ama bize göre su var. Su hayattır. Biz burada doğamızın, sularımızın ve yaşam alanlarımızın katledilmesine izin vermeyeceğiz.”

“Mücadelemizden Vazgeçmeyeceğiz”

İliç’te yaşanan maden felaketinin hafızalarda yarattığı acı hala çok tazeyken, Taşovalılar aynı senaryonun kendi topraklarında sahnelenmesine müsaade etmemekte kararlı. Havası, suyu, ormanı ve tarımıyla bölgenin can damarı olan Sakarat ve Boğalı Dağları için hukuki ve fiili her türlü mücadelenin süreceği; kontrolsüz patlatmalar, siyanür ve ağır metallerle doğanın zehirlenmesine karşı sondaj makineleri bölgeden çekilene kadar çadır nöbetinin kararlılıkla devam edeceği vurgulandı.

Taşova halkı tek bir ağızdan aynı gerçeği haykırmaya devam ediyor: “Boğalı’nın göğsünde açılacak her yara, bizim bağrımızda açılmış sayılır!”

Yorum Ekle

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz