BANA BİR PALAN DİK!” – BİR TÜCCARIN NÜKTESİNDE SAKLI İNSANLIK DERSİ
Bazı hatıralar vardır…
Sadece geçmişi anlatmaz; İNSANI, ZAMANI ve DEĞERLERİ YÜZÜMÜZE TUTULAN BİR AYNA GİBİ GÖSTERİR.
Dinledikçe düşündürür, düşündürdükçe İÇİNDE BİR SIZI BIRAKIR.
Bu yazıya konu olan anı da işte böyle bir hatıradır…
Bir kişinin yaşadığı bir olaydan öte, BİR DÖNEMİN İNSANLIK ANLAYIŞINI, TİCARET AHLAKINI ve GÜVEN DUYGUSUNU anlatır.
Hikâyenin akışı da başlı başına bir değerdir…
Hacıbekir Yüksel yaşar ve o günün duygusuyla sinemacı Ömer Caba’ya anlatır…
Ömer Caba, O ANIN SICAKLIĞIYLA İlhan Yüksel’e aktarır…
İlhan Yüksel de yıllar sonra bana anlatır…
Ben de bugün kaleme alıyorum.
BU, YAŞANMIŞLIĞIN KUŞAKTAN KUŞAĞA AKTARILMIŞ HALİDİR.
Hacıbekir Yüksel, sıradan bir esnaf değildir…
Samsun yolu üzerinde, MERCİMEK KÖYÜ YAKININDA BİR BENZİN İSTASYONU VE LOKANTA işletmektedir.
Taşova’nın içinde ise ARAÇ YEDEK PARÇA DÜKKÂNI, KAMYON VE OTOMOBİL LASTİKLERİ SATIŞI ve KAPLAMA ATÖLYESİ bulunmaktadır.
İşin başında ise oğlu, İlhan’ın babası OSMAN YÜKSEL durmaktadır.
Bu işletmeler, bölgenin adeta CAN DAMARIDIR.
Koyulhisar’daki maden şirketine ait yaklaşık KIRK ARAÇ…
HER GÜN KOYULHİSAR’DAN SAMSUN LİMANI’NA MADEN TAŞIMAKTADIR.
Bu araçların MAZOTU Samsun yolu üzerindeki istasyondan,
YEDEK PARÇASI, LASTİĞİ VE DİĞER İHTİYAÇLARI ise Taşova’daki işletmeden karşılanır.
Kısacası HER TÜRLÜ İHTİYAÇ HACIBEKİR’İN İŞLETMELERİNDEN KARŞILANIR.
Bu, sadece bir ticaret değildir…
BİR GÜVEN İLİŞKİSİDİR.
BİR DAYANIŞMADIR.
BİR SÖZLEŞMEDEN ÖTE, SÖZE DAYALI BİR AHLAKTIR.
Ama hayat her zaman düz gitmez…
Maden şirketi sıkıntıya girer…
Ödemeler aksar…
Alacaklar birikir…
Hacıbekir, ALACAĞINI ALMAK İÇİN Koyulhisar’a gider.
Ama beklediğini bulamaz.
ALACAK TAHSİL EDİLEMEZ.
Geceyi derme çatma bir otelde geçirir…
TAHTAKURULARI UYUTMAZ…
Ama onu uyutmayan sadece tahtakuruları değildir…
BİR YANDA ALIN TERİYLE KAZANILMIŞ EMEĞİN KARŞILIĞINI ALAMAMANIN EZİKLİĞİ,
DİĞER YANDA GÜVENDİĞİ İNSANLAR TARAFINDAN YALNIZ BIRAKILMIŞ OLMANIN KIRGINLIĞI…
Sabaha kadar dönüp durur…
Bir tüccarın en ağır gecelerinden biridir o gece…
Çünkü parasını kaybetmekten çok, GÜVENİNİ KAYBETMENİN AĞIRLIĞINI TAŞIR.
Sabah erkenden kalkar…
Sokaklar ıssız… dükkânlar kapalı…
İçindeki sıkıntı, dışarıdaki sessizlikle birleşir…
Derken bir dükkân görür…
Bir PALANCI.
İçeri girer…
Yüzünde uykusuz bir gecenin yorgunluğu, içinde kırılmış bir güvenin sessizliği vardır…
Ve o cümle dökülür dudaklarından:
“BENİM ÖLÇÜMÜ AL, BANA BİR PALAN DİK…”
Palan ustası başını kaldırır…
Karşısındaki adamın hali sıradan değildir…
FÖTR ŞAPKALI, DÜZGÜN GİYİMLİ, AMA GÖZLERİ YORGUN, İÇİ KIRIK BİR İNSAN…
“OLMAZ ÖYLE ŞEY, ADAMA PALAN MI DİKİLİR?” der.
Hacıbekir bir an susar…
Sonra derin bir nefes alır…
Sesi hafif titrer ama sözleri nettir:
“PARASIYLA DEĞİL Mİ? DİK DİYORUM…
ZATEN BU DÜNYADA ADAMA PALAN VURULUYOR…
BEN DE DEDİM Kİ, HİÇ OLMAZSA KENDİ PALANIMI KENDİM YAPTIRAYIM…”
İşte o an…
Söz, bir sipariş olmaktan çıkar…
BİR İÇ DÖKÜŞE DÖNÜŞÜR.
Palan ustası her şeyi anlar…
Çünkü o da hayatı tanır…
Sessizce çay koyar…
“OTUR AĞABEY…” der…
“DERDİN BÜYÜK… AMA SENİN TAŞIYACAĞIN YÜK PALANLA OLMAZ…”
Hacıbekir başını eğer…
“YÜK DEĞİL USTA…” der…
“İNSANIN İÇİNE OTURAN ŞEY VAR YA… ONU TAŞIMAK ZOR…”
O küçük dükkânda iki insan…
Biri ticaretin içinden gelen bir tüccar…
Diğeri hayatın içinden geçen bir zanaatkâr…
Ama ikisi de aynı noktada buluşur:
İNSAN OLMAKTA… ANLAMAKTA…
Hacıbekir aslında şunu söylemektedir:
“BEN BU İŞTE EZİLDİM… ALACAĞIMI ALAMADIM… DEMEK Kİ BANA PALAN VURULDU.”
Bu söz, bir ticari kaybın değil;
İNSANIN GÜVENİNİN KIRILMASIDIR.
Hacıbekir, alacaklarını alamadan geri döner…
Ama yaşadığı bu anıyı o gün Ömer Caba’ya anlatır…
Ömer Caba da aynı gün İlhan’a…
Yıllar sonra İlhan Yüksel bu anıyı bana anlatır…
Ben de bugün sizlere…
Çünkü bu sadece bir anı değil…
BİR DERS, BİR İBRET VE BİR İNSANLIK ÖLÇÜSÜDÜR.
Ben çocukken Hacıbekir’i gözlemler, halinden anlardık:
EĞER GÜLEREK DESTAN’IN LOKANTASINA GİDİYORSA, İŞLER YOLUNDAYDI…
AMA ADIMLARINI SERTLEŞTİRİP HIZLA ÖMER CABA’YA GİDİYORSA, BİLİRDİK Kİ SIKINTI VARDIR…
Çünkü o zamanlar insanlar birbirine yabancı değildi…
BİRBİRİNİN SEVİNCİNİ DE, DERDİNİ DE PAYLAŞIRDI.
Bugün bu hikâyeden çıkaracağımız ders çok nettir:
TİCARET, SADECE MAL ALIP SATMAK DEĞİL; GÜVENİ YAŞATMAKTIR.
GÜVEN SARSILDIĞINDA, EN AĞIR YÜK PARA DEĞİL, İNSANIN ONURUDUR.
Ve bazen insan bunu açıkça söyleyemez…
Ama bir cümle kurar:
“BANA BİR PALAN DİK…”
İşte o söz…
Bir dönemin en derin muhasebesidir.
Bugün belki daha çok kazanıyoruz…
Ama o günlerin İNSANLIĞINI, SAMİMİYETİNİ ve GÜVENİNİ kaybetmişsek…
ASLINDA EN AĞIR PALANI BUGÜN BİZ TAŞIYORUZ.
İsmail Erdal 27.04.2026 Muğla


