BİR VEFANIN SATIRLARI: YÜKSEL AİLESİNE ARMAĞANIM (4)

0
173

GÜLEN YÜZ, NÜKTEDAN RUH: ÖMER CABA DOSTLUĞU VE DESTAN LOKANTASI -4-

Bir şehri ayakta tutan sadece ticaret değildir…
İNSANLIK, SAMİMİYET VE YAŞAMA SEVİNCİDİR.
Taşova’nın o yıllardaki ruhunu anlamak isteyen, mutlaka şu iki ismin dostluğuna bakmalıdır:
HACIBEKİR YÜKSEL VE ÖMER CABA.

Bu iki isim, sadece iş yapan insanlar değildi…
GÜLEN YÜZÜN, NÜKTEDANLIĞIN VE İNSAN İLİŞKİLERİNİN CANLI TEMSİLCİLERİYDİ.

Onların buluşma noktası ise herkesin bildiği bir yerdi:
DESTAN’IN LOKANTASI.

Burası sıradan bir lokanta değildi…
TAŞOVA’NIN NABZININ ATTIĞI YERDİ.

Esnaf orada buluşur,
nakliyeci orada soluklanır,
tüccar orada hesap yapar,
ama en önemlisi…
İNSANLAR ORADA İNSAN OLURDU.

Sohbet vardı…
Şaka vardı…
Dert vardı ama paylaşılınca hafifleyen bir dert…

Gündüzleri dükkânların önünde başlayan sohbetler,
akşamları Destan’ın lokantasında devam ederdi.

Sandalyeler kapı önlerine atılır,
çaylar içilir,
laf lafı açar…

O SOHBETLERDE NE TEKNOLOJİ VARDI NE GÜRÜLTÜ…
AMA İNSAN VARDI, GÖNÜL VARDI.

Hacıbekir Yüksel’in nüktedanlığı,
Ömer Caba’nın hazırcevaplığı birleştiğinde
ortaya unutulmaz anlar çıkardı.

Ve o meşhur hikâye…

“BANA BİR PALAN DİK!”

Bir alacak meselesi sonrası yaşanan hayal kırıklığının,
mizahla, ince bir ironiyle anlatılması…

Bu söz günlerce konuşulur,
anlatıldıkça gülünür,
ama her gülen yüzün altında
BİR DERS, BİR ANLAM YATAR.

Ama belki de en çok anlatılan, en çok gülünerek hatırlanan anılardan biri şudur:

Borabay Gölü’nün buz tuttuğu bir gün…
Hacıbekir Yüksel, Ömer Caba ve arkadaşları bir araya gelir.

Ve öyle bir şey yaparlar ki,
bugün bile duyunca insan hem şaşırır hem güler:

BUZ TUTMUŞ GÖLÜN ORTASINA GİDİP ATEŞ YAKARAK PİKNİK YAPARLAR.

Düşünün…
Altında buz,
üstünde ateş…

Bir yanda cesaret,
bir yanda risk…

Ama onlar için o anın anlamı şudur:
HAYATI YAŞAMAK.

Bu olay Taşova’da günlerce konuşulur.
Anlatıldıkça herkes güler…
Ama aynı zamanda şunu da söyler:

“BU ADAMLAR BAŞKA…”

Hacıbekir Yüksel ve Ömer Caba’nın dostluğu,
sadece birlikte vakit geçirmek değil…

BİRBİRİNİ ANLAMAK, DESTEK OLMAK VE HAYATI PAYLAŞMAKTIR.

Destan lokantasındaki kelle sohbetleri,
esnaf arasında yapılan şakalar,
günlük hayatın içinden çıkan küçük ama anlamlı anılar…

Bunların hepsi bir araya geldiğinde
BİR DÖNEMİN SOSYAL KÜLTÜRÜ ORTAYA ÇIKAR.

Bugün geriye dönüp baktığımızda
şunu çok net görüyoruz:

O yıllarda insanlar daha az imkâna sahipti belki…
Ama daha çok GÜLÜYORDU.
Daha çok PAYLAŞIYORDU.
Daha çok BİRBİRİNİ HİSSEDİYORDU.

Ve bugün kendimize sormamız gereken soru şudur:

O GÜNLERİN SOHBETLERİ NEREDE?
O GÜNLERİN GÜLÜŞLERİ NEREDE?

Hacıbekir Yüksel ve Ömer Caba’nın dostluğu bize şunu öğretir:

İNSANLIK, PARAYLA DEĞİL PAYLAŞIMLA BÜYÜR.
SAMİMİYET, EN BÜYÜK ZENGİNLİKTİR.

Bugün o günleri hatırlarken içimizde bir sıcaklık oluşuyorsa,
bu boşuna değildir…

Çünkü o insanlar
SADECE YAŞAMADI…
YAŞAMI GÜZEL YAŞADI.

Ve biz biliyoruz ki:

BİR ŞEHRİN HAFIZASINDA
SADECE İŞ YAPANLAR DEĞİL,
GÜLÜMSEME BIRAKANLAR KALIR.

Hacıbekir Yüksel ve Ömer Caba…
İşte o yüzden unutulmaz.

İSMAİL ERDAL
EMEKLİ EĞİTİMCİ – MUĞLA

(Devam Edecek)

Yorum Ekle

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz