GARA DEMLİK

 

 

       Hava  ayaz mı ayaz,   ellerim ceplerimde  ve ıslık çalarak soğuğa inat edercesine     ıslak kaldırımları arşınlıyorum

     Çok farklı bir  düşünce sarmalındayım.. 

     Şu anda  kim nerede  ve   ne    yapıyor?  Aslında  tahmin edebiliyordum….

    Biliyorum herkes dünya derdi ile baş başa ve bir mücadele içinde….Fakat  bu internet denen olay sayesinde yine de dostlarımın neler yaptığını takip edebiliyordum…

     Zeki Caba  evinde karla karışık  yağmuru seyrediyor,   İdris Sayar kardeşim  Ziyere köyündeki  okulunda öğrencileri ile,   Adnan Yıldırım ise  Osmanköy-İstanbul arası mekik dokumakta,  Cesarettin Tuzla hocam ve  Ahmet Günaydın kardeşim namaz sonrası  gazete için haber arayışında,  acar muhabir  Tevfik  Öztürk  iş yerinde  haber taslağı hazırlamakta,  Sebahaddin Günaydın  gazel fırtınasının  geride bıraktıklarına  bakarak beni anmakta,  bizim  Adem Öztürk Pendik civarında,

    Naci  Konyar  ağabeyim  misafirlerine eczanede çay ikram etmekte, Sezgin Ünsal  Söke’de  halk ile iç-içe , Mürsel Yüksel kardeşim hastanede, Kasım Alper Özdemir  kardeşim Rumeli  TV’de canlı yayında,  Cemal Bayrak kardeşim  akşam için sobayı hazırlamakta, 

İlhan Öker  müdürüm ise yaylaları  mesken tutmuş  GARA DEMLİK  ÇAYI ile  stres atmakta,  Ahmet Kıymet  Beylikdüzü’nde ,  Ali Rıza Atasoy  müdürüm Ankara-Hamamönü Kabakçı Konağı’nda  şiirleriyle baş başa iken   çayını yudumlamakta,   öğrencim Özgün Akın kaptanım kendi   Zeytinliğinde, Halil Bilgin ve İbrahim Tokgöz  ise kendilerini spora adamış iki gönüllü  öğrencim.. 

     İşte internetin  bize sundukları..

    Arkadaşlarımızın  durumlarını ve ne yaptıklarını  an itibarıyla bize ulaştıran çok yararlı bu  icat sayesinde  uzakları  yakın eyledik  diye  düşünebiliriz..

       Fakat yine de  bu tür paylaşımların,  yüz yüze görüşme ve karşılıklı  çay içerek muhabbet  etmenin  yerini  asla  ve asla  tutmayacağına da biliyoruz….

    Sosyal medya sayesinde kimlerin  nerede  ve  nasıl durumda ve  hatta en son halinin ne olduğunu internetteki sosyal paylaşım sitelerinde  her daim gördüğümüzden olsa gerek,    mektuplaşmayı bırakın  acil olmadıktan sonra  telefonla  aramayı da  rafa kaldırmış durumdayız..

    Ne çok şey  değişti  hayatımızda..  Teknoloji insanları iyice  birbirinden uzaklaştırdı.. Kimse kimseyi  aramaz oldu..

    Niye arasın ki ?    İnternet elinin altında olduktan sonra bambaşka bir kimliğe büründük hepimiz…

    Ben de dahil olmak üzere,    beğen, yorum yap ve paylaş ile günü tamamlıyoruz…

    Arada bir  2-3 gün kapatsak da,  yine de hayatımızın her anında karşımıza çıkıyor  sosyal paylaşım siteleri…

    Hem eleştiriyoruz,  hem de onsuz olamıyoruz…

    Yıllardır görmediğimiz  insanları bir anda karşımızda hem de çok farklı bir şekilde görebiliyoruz.

    Bazıları yıllara meydan okumuş olsalar da  yine de zaman bizden çok şeylerimizi çalmış…

En büyük hırsız;  zamanmış  meğer….

    Şimdilerde  an itibarıyla diye bir kavram var   hayatımızda…

     O an, kişi  ya seyahat ediyor,  ya yemek sofrasına kurulmuş  ya da gecenin bir  yarısında yassuluk  yemeği yiyor… Biz  bu  durumları kişilerin anlık paylaşımlarında  hemen  görme şansına sahip olabiliyoruz….

    Aslında  önemli olan;   bu paylaşımlar yanında  fakir fukara vatandaşlarımıza  yardım eli uzatarak  yaptığımız   paylaşımlardır..

    Bu konuda hassas davranan akrabalarım,  arkadaşlarım ve öğrencilerimin varlığı  bir başka mutlu ediyor insanı..

      Bir  yandan bunları düşünürken,  diğer yandan da  kendimi  kuzine sobalı bir eve atmanın derdindeyim..

      Emmioğlumun  evinin  kapısını  çalıyorum..

     Kapı açıldığında  sobanın üstündeki  güğüm  ve  gara demliğin çıkardığı  sesler eşliğinde  sobanın yanına  kuruluyorum…

     Akraba  ve  dost  ile içilen  çay  şifadır  diyerek,   kendimi  çaya  kaptırıyorum….. 

    Kuzinenin  içinden  çıkarılan patateslerle  hazırlanan  yeşil  soğanlı piyaza  kimse hayır  diyemez  sanırım….

    Ne  çok da özlemişim  eskiye  dair  ne varsa  bu  tür  güzellikleri…  

    Zaman  ve  yaş  geçtikçe  sanırım  bu  tür  ortamları  artık  nadir  olarak  yaşayacağız….

     Bir gün öncesi yine kadim dostlarımın  beni telefonla araması üzerine bu   yazıyı kaleme alma düşüncesi hasıl oldu bende… 

    Gerçekten  akrabam  kadar,     değerli dostlarım ve öğrencilerimin varlığıdır  beni hayata bağlayan…

     İşte   yine böyle uzaklardan  telefonla hadi gel de  Taşovamızın  seyir terası olan Herizdağ tepesinde hamsi yapalım bir de üstüne GARA DEMLİK  ÇAYI  diyen  Cesaret Tuzla,  Ahmet Günaydın  ve Tevfik Öztürk’ün bu davetine  en  yakın zamanda cevap  vermek için   sabırsızlanıyorum.

Bu  yazıyı  okuyan  herkesi de  çaya davet  ediyoruz  ……

Hem de  GARA DEMLİK  ÇAYI

    Bekliyoruz   dostlar..

Yorum Ekle