AYRINTILAR… (1)

Zaman ve mekânı bir araya getirdiğimizde istediğimiz ve olsun dediğimiz ne varsa bir

araya gelmesini arzu ederiz. Yol hazırlığı tamamlandığında hedefe ulaşmak için harekete

geçer, uzun ince, gece gündüz, inişli ve yokuşlu, asfalt, taşlı, çamurlu her türlü oluşumu

önceden değerlendirir, gerekli tedbirleri almış olarak, emin adımlarla yol yürürüz.

Daha çocuk yaşımda başlayan hayat mücadelesi halen devam etmektedir. İlkokul,

Öğretmen Lisesi, Eğitim Enstitüsü ve ülkemin en doğusunda başladığım öğretmenlik yıllarım.

Öğretmen ve yönetici olarak çalıştığım yıllarda üniversite sınavlarına hazırlanır, tek

okul ve bölüm için nasıl ders çalıştığım saatleri hiç unutamıyorum.

“İnsan çok istediğinde nasip oluyor” denilmiştir. Bende de gerçekleşiyor, 1994 yılında

Gazi Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Denetimi ve Ekonomisi

bölümünde 2+2 lisans tamamlıyor ve Tokat Milli Eğitim Müdürlüğünde İlköğretim Müfettişi

olarak aynı yıl 2 Kasımda göreve başlıyorum.

Bulunduğumuz ve çalıştığımız her yerde hayat kendi seyri içinde istenilen ve

istenilmeyen birçok birlikteliği barındırarak devam ediyor.

Öğrencilik ve yaklaşık otuz beş yıllık görev süremde dikkat ettiğim çok önemli

ayrıntılardan biri dini bayramlarda köyümde olmak isteyişimdir. İstedim ki büyüklerimle

birlikte olayım. Gönüllerini hoş edeyim. Mutlu edeyim. Hayır, dualarını alayım.

Bayram namazında camii önünde yapılan toplu bayramlaşmada bulunayım.

Ne zaman bayram namazında köyde olmadım, bayramlar bana zul oldu. Hasret o gün

yüreğime oturdu. Kor olmuş yüreğime her mevsim kar yağdı.

Şimdi, geriye baktığımızda gülümsediğimiz, dudak büktüğümüz, duygu aldığımız ve

üzüldüğümüz ne varsa film şeridi gibi akmaya başlıyor, çoğu kez vakti hüzünle dolduruyor,

şarkılarla dans ediyor, saz faslında, söz ağırlığında türkülere ulaşıyorum.

Ayak seslerinden tanıdığım köy türkülerine eşlik ettiğim anlarda “Telli Turnam,

Yemen Türküsü, Mihriban, Hey On beşli On Beşli, İki Keklik,” gibi. Sayısını onlarla ifade

edebileceğim her yaşa uygun ve farklı türkülerle birlikte yaşamanın ses ve söz bütünlüğüne

hep tabii olduğumdur.

İşte bu oluş hayatı anladığım ve yönlendirmeye çalıştığım gençlik yıllarımdan itibaren

şiirle yaşıyor, yol alıyor ve yarınlara akıyorum.

Şiirin yürüdüğü patika yollarda selam verilecek bir o kadar ses tonunun geriye

dönüşünde huzura ulaşan tatlı heceler olmalı. Kelimeler cümleleri oluştururken güfte

gülümseyişiyle geceleri sabaha eklemeli.

Birçok yazımda şiirle ilgili ara notları eklememin elbette nedeni var. Şiir olmayan

hayat düşünemiyorum. Edebiyatın hangi alanında yazıyorsam yazayım şiir ebediyen benimle

Şiir öldü mü? Yaşıyor mu? Şiir kitapları az mı satıyor, çok mu? Takılmıyorum.

Ayrıntılarla da dünya hayatımın olmazsa olmazlarına ulaşamıyor, ama şiir okumanın çok

önemli olduğunu söylüyorum. Şiir okununca güzelleşiyor. Şiir okumayı seviyor ve güzel

okuyorsun diyenleri onaylıyorum.

Nitelikli şiir, okuyucu ve kütüphaneler üçlüsü şiiri daima canlı tutacaklardır.

Ramazanın son günlerine kadar serinliğini koruyan havanın bayram ve sonrasında

sıcaklığı devam ediyor. Ramazanın son iki akşamını Erbaa merkez ve köyde büyüklerimizle

birlikte yapıyorum. Kayınvalidem çok mutlu oluyor. Son aylarda Samsun’a taşınan en küçük

kardeşimin Arife günü köye gelişi özellikle beni rahatlatıyor. Bayram beklediğim gibi normal

seyrinde güzel geçiyor. Özellikle İstanbul’dan gelenlerle uzun uzun sohbet ediyorum.

Bahçelievler, Bağcılar, Beykoz, Üsküdar’da yaşayan gençlerle sohbet beni mutlu ediyor.

Hayatımın bir döneminde İstanbul’da yaşayamadığım için içimde bir eksikliği sürekli

hissediyorum. İstanbul sokakları, semtleri gün olur tarihin birikimlerini benimle de paylaşır

inşallah.

Köyümde peş peşe vefat eden iki büyüğümüze üzülüyorum. Hacer teyze ( Aray’lı

Abu) doksan yaşında idi. Ne zaman ablamları ziyarete gitsem merdivenlerde otururken görür,

hal hatır sorar, sağlık haberlerini alırdım. Komşu Aray köyünde doğan ve bizim köye gelin

olan Hacer teyzenin (Aray’lı Abu) gerçek adını da yeni öğreniyorum. Köye; komşu köy,

kasaba ve şehirden gelin gelenlere doğduğu yerin adı ile hitap etme geleneği var. Yaşına göre

de hitap ediliyor. Niksar’lı gelin, Emeri’li, Hosan’lı, Karayaka’lı, Tokat’lı yenge gibi… Kendi

ailemde de Boğama’lı ve Ayan’lı gelinler var. Bu isimler komşu köy, kasaba, ilçe ve il

adlarıdır. Aray’lı Abu’da böyle bir gelenek sonrası hitap edilen bir ifade. Ve büyüğümüz,

buradaki Abu aileden sayılma, saygı ve yaşa olan hürmetle orantılı kullanılmaktadır.

İkinci ise yaklaşık yedi sekiz yaş benden büyük olduğunu düşündüğüm bir arkadaş,

önünde uzun yılları bırakıyor, istemiyor, ebedi mekâna gitmek için acele ediyor ve vaktini

tamamlıyor.

Allah rahmet eylesin. Mekânları Cennet olsun.

Köyde olduğum gün ve gecelerde sınırsız anılarım olan hemen her yerde yürüyüşler

yapıyor, rastladığım herkesle selamlaşıyor, sohbet ediyorum.

Erbaa’da olduğum anlarda da sıcağa aldırmadan mini bir şehir turu atıyor, o kadar çok

arkadaşımla görüşüyorum ki hepsine de zaman ayırıyor, genel durumları hakkında bilgi

alıyor, görüşmenin tadını tatlı bir sohbetle tamamlıyorum.

“Yaşlandık be tertip. Sende emekli oldun mu? Aman ha… Aha ben emekli oldum da

ne oldu. Sağlığın elverdiği sürece çalışmaya devam et. Pazarda yaprak satıyorum. Emekli

olunca ne yapılır, nereye gidilir. Ya kahve ya da camii… Gibi.” Uzayıp giden sohbetlere çay

eşlik ediyor.

“Emmim gilin Hasan’ı görüyon mu? Atmışını geçti halen çıta gibi çalışıyor. Ben

bilmem hısım kendini iyi görüyorsan emekli olmayacaksın.” Tabii konu tatlı ve örneği de çok.

Köyde bağ kur emeklileri ile şehirden sigorta emeklileri bir araya gelince örnekler uzayıp

gidiyor.

Baba ocağında bayram nedeniyle bir araya gelen eşimin ailesine damatlarda iştirak

edince büyük sofra kuruluyor. Bayramın ikinci ve üçüncü akşamı kebap ikramları ve uzun

sohbetler zamanı süslüyor, kalabalık sofralarda özlemimizi gideriyoruz.

Aile bahçemizde kendi ellerimizle yaptığımız yüzde yüz yerli patlıcan, biber ve

domatesin kullanıldığı ve kalabalık bir aileyi bir araya, bir sofraya toplayarak yediğimiz Tokat

kebabı bayram ziyaretimizin önemli ayrıntılarından olduğunu da belirtmem gerek. Yılda sayılı

da olsa bütün bir ailenin bir araya gelmesi, aynı sofrada buluşması, bize ait olan dini ve milli

günlerimizin tartışmasız güzelliklerindendir.

Yine akşamlarımda Delitay’lı dakikalar. Zamanın ve mekânın şaha kalktığı ve bin bir

soru akışına eyvallah denilen huzur ve sessizlik.

21 Temmuz 2015 Salı günü sebze pazarına çıkıyorum. Salı günleri Erbaa’da haftadır.

Pazar canlı. Sebze ve meyvelerin büyük çoğunluğu yerlidir. Tezgâhlarında yerli ürünleri sesli

olarak alıcılara duyurma telaşında olanların mini rekabeti mutlu ediyor beni.

Kahvaltı öncesi eşimle birlikte şehir içinde sabah yürüyüşü yapıyoruz. Bir zamanlar

oturduğum, iş yaptığım, alış veriş yaptığım yerlerde yürüyor, geçmişi de hatırlayarak

sporumuzu da tamamlıyoruz. Pazar yeri yürüyüşümüz planladığımızdan da uzun sürüyor.

Sağlı, sollu ürünlerle ilgili reklam amaçlı bağıranlar güzelde müşteri topluyorlar. İki

kasa dağ kirazını araçtan indiriyorken izlediğim satıcı hemen bağırmaya başlıyor.

“Yayla kirazı. Sabah toplandı. Kurt çıkarsa paranızı iade edeceğim.” Birkaç dakika

sonra yaprak ile ilgili sözler ilgimi çekiyor. Yörede yaprak çok önemli bir ekonomik girdi

sağlıyor. İlçede üzüm bağları sürekli çoğalıyor.

Pazar ziyaretimde sıcağa rağmen satıcı ve alıcı arasındaki arz ve talep edilen fasılların

güzelliklerini yakalıyorum. Çoğu kez sebze ve meyveleri seçerek poşete doldurma anındaki

sohbetler beni memnun ediyor.

“Erbaa’da dört mevsim” adlı şiirimin bir bölümünde;

“ Hasat zamanı derler

Zaman bolluk vaktidir

Sebze ve meyveler dolu dolu

Ucuz mu ucuz

Pazar dolup taşar

İnsanlar satış telaşında

Yüzler güler, bakar gözleri

Mutludur köylü, kasabalı, şehirli

Şenlikler yapılır, Küçük Yayla’da

Bayramlar gibi.”

Hayatta her şeyin bir başlangıcı, yolu ve bitişi var olduğu sürece insana kilitlenen

beklentiler yarınları yönlendirmektedir. Dünya hayatını çekilebilir hale getiren önemli

ayrıntılardan biri de hayallerdir.

Ayrılma vakti geliyor. Sınırlı bir Orta Karadeniz turu düşünüyorum.

“Yola çık, yoldan çıkma.” Denmiştir.

Osman BAŞ

20.07.2015 /Erbaa

Yorum Ekle