ATİ NENE İLE SÜLMAN DEDE (1) Gülcan Yenice ERDEM

Ortaokuldan sonra Amasya lisesine başladığım yıllarda
rastlamıştım güzel yüzlü o iki güzel insana. Taş döşeli, dar yoldan,
iki yanı birbirine bakan karşılıklı tek katlı evlerin arasından
her gün okula yürüyüp giderdim. Bir gün acele acele giderken,
her adımında bastonundan destek alarak yavaş yavaş giden dedeyi
gördüm. Bana kasabamızın kahvesinde, cevizin gölgesinde
oturan dedelerimi hatırlattı. Yürüyüşüyle, duruşuyla onlardan
biri gibiydi. O yavaş yavaş giderken ben okula yetişmek için sık
adımlarla yürüyüşüme devam ettim. Kaç gün sonraydı bilmiyorum
dedeye yine oralarda rastladım. Köşeden, dar bir sokağa
dönerken, merak ettim, arkasından baktım. Tanımak, tanışmak
istedim. Bir hafta sonu cesaret ettim, evlerini bulup kapılarını
çalacaktım. Bana kim bilir neler anlatacaktı.
Dar sokağın iki yanında sıralı evler ne kadar farklı gibi görünseler
de, hemen hemen birbirine benzer aynı yapıdaydılar.
Evlerini bulmak için, taş döşemeli daracık sokağa girdim, dede61
nin dönüp gittiği aynı köşeden yürüdüm. Mavi boyalı alçak kerpiç
duvarları karşıdan belli oluyordu. Tek kanatlı, tahta bir kapısı
vardı evin. Rengi kararmış, evin sahipleri gibi yaşlanmış tahta
kapının önüne geldiğimde kapıya vurmaya çekinmiştim. Nasıl
karşılanacağımı bilemiyordum. “Kovacak değiller ya” diye
içimden geçiriyordum. Heyecanla kapıya vurdum bekledim, az
sonra arkasından tıkırtılı sesler geldi. Kapının kara renkli, demir
kolunu tuttum ve parmağımla menteşeye bastırdım kaldırdım.
Açılan kapıyı araladım, başımı uzattım avluya. Yaşlı bir Nenecik
evinin kapısındaki terliklerini giymeye çalışırken açtığım
avlu kapısının sesine döndü baktı, beni gördü. Ufalmış mavi
gözleri bana dikkatlice baktı, kim olduğumu merak ediyordu.
Beli eğilmişti, bedeninde elbisesi de öne doğru eğilmiş duruyordu
. Kıyıları boncuk oyalı beyaz tülbentinin iki ucunu çenesinin
iki yanına sıkıştırmıştı. Elmacık kemiklerinin altı çukurlaşmış,
burnu ve çenesi öne doğru çıkmıştı sanki ve dişleri eksikti, belli
oluyordu.
“Kimsin be evladım, kimi aradın?”
“Sizi aradım Nene, müsaade ederseniz sizi görmeye geldim.
Hatırınızı sormaya geldim.”
“Gir içeri bakayım kimsin sen” derken evinin kapısını gösterdi
bana. Ayakkabılarımı kapıda çıkardım, açık kapıdan içeri
adımımı attım çekinerek girdim. Kapısı açık odada, sokağa bakan
penceresinin önündeki sedirde Sülman Dede oturuyordu.
Atiye Nene aynı odayı bana işaret ederken, kendi de önden yol
gösterdi. Bir yandan da;
“Misafirimiz var Sülman” derken, ben Sülman dedenin
elini öpmek için uzandım. Sağ elindeki tespihi sol eline aldı,
62
elini bana uzattı. Arkadan ayakta duran Ati Nenenin de elini
öptüm, sedirin bir ucuna Sülman dedenin yanına oturdum.
Ati Nene hatırımı sordu önce;
“Nasılsın be kızım, Anan var mı, Baban var mı, onlar nasıl?
Kimsin, kimlerdensin? Niçi aradın sordun bizi?”
“İyiyim Ati Nene, Annem de var, Babam da var. İyiler.
Ben öğrenciyim burada. Annem Babam Taşova’da. Babamın adı
Şemsettin, Şahin derler. Annemin adı Fatme.”
Babamın adını söyleyince Sülman dede hatırladı biraz;
“Bilirim duymuştum babanın adını. “Şahin” dediklerini
duymadım ama, Şemsettin’e kısadan, Şemşidin derlerdi. Duymuştum,
onlar da Mübadele ile gelmişlerdi bizim gibi.
Ati Nene merak etti;
“Mektebe mi gidersin sen?”
“Evet mektebe gidiyorum.”
“Git kızım, git. Bırakmayasın mektebini. Okumak iyidir.
Biz görmedik mektep. Olaydı o zamanlar, okumaz mıydık, yoktu,
görmedik. Cahil kalmayın, mektepli olun. Bizim zamanlarda
mektep; anandı, babandı, onların öğrettikleriydi. Şehirliler okurdu
az çok. Biz görmedik mektep. Bir ananı görürsün ömründe,
bir babanı, bir de te bu Koca Adamı” derken gülümseyerek eliyle
Sülman Dede’yi gösterdi.
“Ati Nene ben mübadele ile gelenleri merak ediyorum.
Duydum oralardan geldiğinizi. Anlatırsanız sizi dinlemeye geldim.
Nasıl geldiniz, neler yaşadınız? Sülman Dede ile orada mı
evlendiniz, burada mı evlendiniz” der demez, Ati nene bir ah
çekti.
63
“Kimseler kalmadı hayatta bizlerden. Ne sorsan da ne anlatayım
sana be yavrum. Bizimki yaşamak mıydı. Hep acılar
çektik. Ne acılar çektik. Nasıl dayandık ben de bilmem. Çok
canlar dayanamadı, çok cancağızlar kaybettik, perim perişan
olduk. Biz bu dedenle o tarafta evlendik be kızçağızım, yeni
evlenmiştik. Allah ömür vermiş kurtardık kendimizi.” Sülman
Dede esprisi ile karıştı sohbetimize;
“Te bu Ati Nenenle o tarafta evlendik. Evleninceye kadar
az yalvarmadı bana.”
Sülman Dede takılmıştı ihtiyar eşine. Aydınlık yüzü, pek
uzun olmayan beyaz sakalıyla tam bir sevimli dedeydi. Burnu
yüzünde biraz büyük görünüyordu, dudaklar hafif sarkmış gibi
duruyordu. Masmavi gözleri hayata kırgın olmadığını anlatıyordu
konuşurken.
“Aman bre Koca Sülman, duyan da inanacak. Sen de istedin
beni, ben de istedim seni. Sülman’dan başka kimseye gitmem
dedim, başka bir şey demedim. Beni zengin birine vereceklerdi.
Hem köyde zengindiler, hem şehirde tüccarlık yaparlarmış.
O çocuğu da hiç hazetmemiştim. Nerede görsem kaçardım.
Anam, Babam da ona vereceklerdi, gönülleri vardı. Bu
Sülman da duymuş vereceklerini, küstü mü bana… Bulamam
konuşayım. Kolay mı görüşmek. O zamanlar herkesle görüşemezsin,
konuşamazsın. Karar verildi istemeye gelecekler. İstemem
dedikçe de dinlemediler beni. Sonunda Anama bağırdım;
“ Gelmesinler bre, istemem ben o çocuğu. Git Babama da
söyle. İsterse dövsün, kovsun istemem. Haber salın Sülman’ın
Anasına gelsinler beni Sülman’a istesinler. Sülman olmazsa
kimse olmasın. Ötekiler gelirlerse kaçarım evden. “
64
“E mari kızım alırsam seni elime. Nasıl kızsın sen. Bizi
rezil edecen. Babana ben deyemem. Kendin de de göreyim, nasıl
deyecen. Ama kabahat Babanın, sana yüz verdi. Kızım dedi başına
çıkardı. Utanmadan istediğin adamı da söyledin yüzüme
yüzüme.”
“Tee, bak ana, bahçedeki o ağacın dalını görür müsün, te o
koca dalına atarım bir urgan asarım kendimi.”
“E mari dur, senden önce ben asacam seni.”
Sonra bana laf dinletemediler. İstemem dedim, Babam da
üzmedi beni. Bu Deden duymuş sevinmiş o zaman. Haber saldım
gizlice bir arkadaşımla, ya gelsin istesin beni ya da başkasına
verecekler diye. Sülman yakışıklıydı be kızım, hem de iyi bir
insandı. Gençtik ikimiz de.
Ati Nene bitirdi sözünü, kalktı ayağa;
“Dur ben sana erik şerbeti yapayım da içesin. Misafirsin
sen.” Dedi mutfağa girdi.
Sülman dede tesbihinin tanelerini parmaklarının arasında
tek tek geçirirken Ati neneyi dinliyordu.
“Sülman Dede kaç yaşındaydınız o zaman?”
“Ben on sekiz, Ati on yedisinde. Gençlik işte duydum
zengine verecekler, kırılmıştım. Kaçtım görünmedim, kızgındım
da. Ati güzeldi. Büyüdükçe boylandı güzelleşti. Yürüyüp geçti
mi, ona bakarlardı.”
Sülman Dede konuşurken, dirseklerini dizlerinin üzerine
dayamıştı, tespihinin taneleri iki elinin parmakları arasında gidip
65
geliyordu. Tespihe bakar gibi duruyordu ama aslında, tespih
filan görmüyordu. O bana anlattığı yerlerdeydi.
“Sevdalılarımızla çok konuşamazdık ama birbirimizi gördük
mü gözlerimizle konuşurduk. Aklımdan çıkmazdı. İnsanın
sevdiceği yanında olmalı…
“Heves etmişin gelmişin madem yaşadığımız zorlukları da
anlatayım da kulağında kalsın. Hayat zor, çok çektik.”
Ati (Atiye) Nene ile Sülman ( Süleyman) Dede yaşlanmışlardı.
Evliliklerinin üzerinden kim bilir kaç sene geçmiş, ne acılar,
ne mutluluklar yaşamışlardı. Neler umut etmişler, neleri
kaybetmişlerdi. Ben dinlemeyi sevmiştim, onlar da dinleyen
biriyle paylaşmaktan memnundu.
Biz konuşurken Ati Nene şerbetlerimizi getirdi, içtik.
Sülman Dede’ye sordum;
“Sülman dede hiç okumanız yazmanız yok mu?”
“Var biraz. Buralarda kendi kendimize öğrendik.”
“Peki siz Ati Neneyi istediniz, Ati Nene de size istedi, istemediğiniz
öteki genç ne oldu, kızmadı mı?”
“Ooo, kızmaz mı? Kim olsa kızar. Düşman olduk birbirimize.
Kaçıracağım demiş ama, aileler akıllı davrandı, yatıştırdılar.
Çok sürmedi, Bir gün şehirden dönerken, yolda eşkiyalar
yolunu kesmişler, soymuşlar üstünde ne varsa almışlar. O da
karşı gelmiş elbet. “Sen mi karşı gelirsin,” vurmuşlar ense köküne,
oracıkta öldürmüşlerdi. Çok üzüldük. Keyfimiz kaçtı. Kolay
mı koskoca babayiğit bir gençti. Eşkiyalar türemişti rahat
vermiyorlardı. Sonraları bu eşkiyalar çoğaldı. Köylüye kasabalı66
ya rahat vermediler. Can yakar oldular. Bazıları yunan, bazıları

( Devam edecek)

Gülcan Yenice ERDEM’in ”Mübadil Oldum” ve ”Ayrılık Olmasaydı” isimli kitaplarını matbaamızdan ücreti mukabilinde temin edebilirsiniz. Tel. 0542 421 00 67

Yorum Ekle