YAZMAK BİR TUTKUDUR

“Yazmak harika, aynı zamanda korkunç bir şey. Hafıza kuyusunun, yıllar boyu sıkıca kapalı duran kapağını açıveriyor.” diyor…
Stephen King

Yazıyı bir Bahçıvan’ın bahçesine, kalemi ise Bahçıvan’ın küreğine, çapasına veya makasına benzetebilirsiniz…
Bir Yazar; Yazdıklarının okunacağını umduğu için yazar.

Bahçıvan, Küreği ile bir bahçenin toprağını kazıp ve toprağı nasıl parçalıyorsa, bilin ki iyi bir Gül veya Çiçek açması içindir. Bir yazarda yazısında; Her şeyi paramparça ediyor ve yerden yere vuruyorsa! aynı toprak gibi düşünebilirsiniz. Bilin ki, o parçalardan mutlaka güzel bir Hikaye, Anı, Şiir veya Roman çıkacaktır. Bu çıkan yazıyı veya hikayeyi Bahçıvan’ın yetiştirdiği, budayıp bir hizaya soktuğu Gül bahçesine benzetebilirsiniz.

Ancak,

Her yazar yazısının, Şair ise Şiir’inin mutlaka okunacağını düşündüğü için yazma ihtiyacı hisseder. Yazmak, gizemli, tutkulu ama çoğu kez yorucu bir serüvendir; bu yüzden aşka benzer. Yazmak, aynı zamanda avazı çıktığı kadar susmak, söylememek, sesini kesmek demektir, gürültüsüz haykırmaktır.

Yazar, yazının okunmadığını bilir ve hissederse, aynı susuz bırakılmış Gül bahçesinin gülleri gibi boynunu büker, bir yetim kalmış çocuk gibi yapayalnız kalır ve ölür oracıkta. Bir Yazar için kalem aklın dilidir. Aslında kaleminle düşünen o insanları asla yalnız bırakmayın. Onlar tarihi yazdılar, geçmişi yazdılar, insanı, hayatı ve bu gün kolayca yaşadığınız her şeyi size basitleştirdiler. Yazmak için okudular, yazdılar ve hepimize aktardılar. Halbuki bundan bir çıkarları bile yoktu.

Bir çok yazıya geçmiş düşüncenin değeri vardır; geri kalanlar boş çırpınmalardan, rüzgarın alıp götürdüğü bir anlık hayallerden, başka bir şey değildir.

Yazılarda; rüzgarın ve dalgaların sesini, kuşların cıvıltısını, bir aşkın duygusunu, kalp atışını, bir yağmur tanesini, güneşin doğuşunu ve batışını, bir hüznü veya sevinci, ölenin ağıtını, doğanların sevincini işte aklınıza gelen bin bir duygu ve düşünceyi görebilirsiniz.

Yazmak için illa bir yazar olmak gerekmez. Herkes bir hikayesini günlüğüne veya bir ajandasına not edebilir. Biliyorum ki, bir çok günlüklerden çok hayat hikayesi,film ve roman çıkmıştır. Bazı deneyimleri veya kazanımları yazmak ise Bilimsel deneylere örnek olabilir.

Bilirim yazmak, mutlak bir yalnızlıktır, kişinin kendi benliğinin soğuk boşluğuna düşmesidir. İçsel yaşanmışlıkların dışa vurumudur. Bir Atasözü; “Söz kulağa, yazı uzağa gider.” der.

Yazarın; “Dilimin ucundaki kelimeler bu kış da donmazsa, bir dahaki yıl uçmayı öğrenecekler” demesi bile daima dilinin ucuna gelmeyenleri bile yazma gayretidir.

“Oysa ben… Senin gözlerinsiz edemem bilirsin” diyen Cemal Süreya gibi hepimizin bir nedeni olmalı yazarken.

Bende; aynı Can Yücel gibi, yaşamayı bu soğumuş cehennemde, ölü bir dost gibi içim titreyerek değil sade, yaşamayı yaşamak istiyorum!

Lütfen yazılarımızı mutlaka okumaya çalışın. Bizi öksüz ve yalnız bırakmayın bu dünyada…
Çünkü okunmayan her yazımız, bu dünyada ufak ufak ölümümüzdür bizim. Özellikle yazdığım köşe yazılarını okuyan bir avuç dostuma teşekkür ediyorum. “Siz” olmasanız “Ben” olmaz ve yazmazdım…

Sevgi ile kalınız..

Yorum Ekle