YAĞIZ SOKAĞI’NDAN GEÇERKEN

Değerli yazar Ec. Naci Konyar ağabeyin bir yazısındaki “Sokak isimleri bir şehrin tarihi hafızalarıdır. Sokağa verilen ad toplumun genel kabulünü yansıtır. Sokak isimleri ilk konduğu yıllar öncesindeki gibi aynen yaşatılmalıdır.” ifadesinden hareketle bir süre yaşadığımız ya da zaman zaman gelip geçtiğimiz cadde ve sokaklarla ilgi yazıp paylaştığım bir önceki yazım epeyce ilgi gördü. Özellikle “Eski Hamamönü Hacettepeliler” isimli grup üyeleri tarafından ilgiyle ve beğeniyle okunarak yorumlar, paylaşımlar yapıldı. İlgilenen ve değerli görüşleriyle katkıda bulunan herkese teşekkür ediyorum.
Öyle olunca, bahse konu yazıda ifade ettiğim gibi vaktim elverdikçe bir müddet daha eski Ankara sokaklarında dolaşmaya ve sokak levhalarının resimlerini çekmeye devam edeceğim. Bugün; yarım asır kadar önce ortaokul ve lise öğrenciliği yıllarımın tamamını, üniversite öğrenciliği dönemimin de yaz tatili kısmını geçirdiğim Altındağ ilçesine bağlı Siteler semtine ve tabi ki Yağız Sokağı’na gittim, ne kadar duygulandığımı sözcüklerle ifade edemem. Tabi ki her yer ve her şey gibi, o yıllarda Ortadoğu’nun en büyük ağaç işleri sanayi semti olarak bilinen Siteler de kısmen de olsa değişim dönüşüme uğramış, ama sokak isimleri –birçoğu caddeye dönüştürülmüş olsa da- aynı duruyor. İlk gençlik çağımızın en güzel yıllarını geçirdiğim Yağız Sokağı da “Yağız Caddesi” olmuş!
İlkokulu bitirinceye kadar Çamlıdere’de baba ocağında geçirdiğim dönemi bir tarafa bırakırsak, şu hayat serüvenine bir bakıma Yağız Sokağı’nda adım atmış oldum. Siteler Yağız Sokak 11 numara zemin katta, işyeri tabelasında “Kızılcahamam Sünürce Lokantası” yazan lokanta dükkânını dayım işletiyordu. Hemen bitişiğinde de Çankırı’nın Orta ilçesinden kardeşlerin işlettiği ve sahipleri Orta’lı olduğu halde -her ne hikmetse- tabelasında “Kızılcahamam Bakkaliyesi” yazan küçük bakkal dükkânı vardı. İki katlı binanın üst katında ise bina sahibi Önder ağabeyin “ahşap oyma-lake-boya” atölyesi bulunuyordu. Önder ağabeyin bir de o yıllarda revaçta olan ve zenginlik alâmeti sayılan uzun kuyruklu kırmızı Chevrolet arabası vardı ki adam arabaya binip de yaylanarak hareket etti mi hayran hayran arkasından bakar imrenirdik.
İlkokuldan mezun olunca dayımın da telkiniyle rahmetli babamın beni ortaokula yazdırmaya karar vermesi üzerine, dayımın işyerine oldukça yakın mesafedeki Uluğbey Ortaokuluna (şimdiki Uluğbey Lisesinin olduğu bina) kayıt yaptırmak üzere babamla birlikte ilk kez Ankara’ya gelmiştim. Tabi ki Ankara’ya iner inmez doğrudan Siteler Yağız Sokak 11 numaraya, yani dayımın lokantasına geldik. İlk kez büyükşehri ve bunca insan ve araç kalabalığını görüyordum, geçtiğimiz yerlerde etrafıma şaşkın şaşkın bakındığımı bugün bile hatırlıyorum. Dayımın işyerine gelince de en çok dikkatimi çeken şeyler bakkal, lokanta, çay ocağı, ayakkabıcı, berber gibi dükkân isimleriyle demir doğrama, ağaç doğrama, döşemeci, oymacı, boya ve lake işleri, mobilya atölyeleri ve galerilerinin tabelalarındaki genelde renkli ve büyük puntoyla yazılı işyeri isimleri oldu. Tabelalarda okuduğum isimlerin hemen hemen hepsini ilk kez duyduğumu söyleyebilirim, o gün her biri bana oldukça ilginç ve bazıları da tuhaf gelmişti.
Ankara’daki ilk günlerimde dayımın işyeri civarında ilkokuldan sonra genelde Siteler’deki mobilyacı, döşemeci, oymacı atölyelerine çırak olarak giren çocukluk arkadaşlarımla karşılaştım, onları görünce hem sevindim hem de duygulandım. O yıllarda yatılı okullar haricinde bizler gibi çevre ilçe ve köylerinde yaşayan ailelerin şehirde çocuk okutma imkânları yok gibiydi. Zira hatırladığım kadarıyla bizim çevreden ancak üç beş ailenin Ankara’da evi vardı, bunlardan birisi de lokantacı dayımdı. Bu, benim için bir fırsat oldu ve ben böylece emsallerime nazaran ortaokula kayıt olma ayrıcalığına kavuşmuş oldum. Okulda genelde her yıl sabahçı olurdum, bu nedenle öğlen okuldan çıkınca dayımın lokantasına gider çalışırdım. Dayım bana yerine göre ağabeylik yerine göre babalık yaptı, beni hiçbir zaman harçlıksız bırakmazdı, ayrıca etraftaki işyerlerine paket servis yemek götürdüğüm müşteriler de bana cüzi miktarda da olsa bahşiş verirlerdi. Böylece bir bakıma ortaokul, lise ve üniversite eğitimimi dayımın yanında kalmak suretiyle onun himayesinde herhangi bir maddi sıkıntı çekmeden tamamladım. Halen hayata olan ve şimdilerde yaşlılığa bağlı bazı kronik hastalıklarla baş etmeye çalışan dayıma bu nedenle tabi ki her zaman şükran borcum vardır, ona olan minnet borcumu ne yapsam ödeyemem. Aramızda on yaş kadar fark vardır, birbirimize çok benzediğimizden çevredeki herkes bizi abi-kardeş bilirdi. Halen zaman zaman görüşüp sohbet etmek suretiyle eski günleri yâd etmekteyiz.
Ortaokula başladığım ilk zamanlarda mobilyacı, döşemeci ve oymacı atölyelerinde çırak olarak çalışan arkadaşlarımı gördükçe, onların “yıllarca okuyup da ne olacaksın, bak biz şu kadar haftalık alıyoruz, kalfa-usta olunca daha çok alacağız” gibisinden sözlerinin de etkisiyle kendi kendime “Nereden çıktı bu okul işi, keşke ben de bir mobilya atölyesine çırak olarak girmiş olsaydım!” gibi düşünceler geçirirdim içimden. Bu nedenle bir müddet okul hayatına ısınamamış olsam da hiçbir zaman bu gizli arzumu ne dayıma ne de babama söyleyemedim. Böylece öğleye kadar okul, öğleden sonra Siteler’in vernik, boya, ahşap ve talaş kokulu sokaklarında makine, hızar, testere, keser ve çekiç sesleri arasında çocukluk arkadaşlarımla ve hemşerilerimle yıllarca aynı havayı teneffüs ettim. Bu sokaklar içinde tabi ki Yağız Sokağı’nın benim gönlümde ve hatıralarımda apayrı bir yeri vardır. Lokanta müşterilerine sık sık yemek götürdüğümden, Siteler’in hangi sokağının kaç numarasında, hangi binanın kaçıncı katında hangi atölyenin ya da dükkânın olduğunu bilirdim. Dayımın işyeri komşusu Orta’lı bakkal kardeşlerin en küçükleri Cevdet ağabey ile de ilk günlerde tanışmıştım, o zaman lisede okuyordu. İlerleyen yıllarda Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirterek Maliye Bakanlığında üst düzey görevlerde bulundu. Gerek babamla dayımı, gerekse beni okumam yönünde teşvik ve motive eden en çok o oldu, onun bu iyiliğini hiçbir zaman unutmadım. Maliye Bakanlığında üst düzey memurken de kendisini fırsat buldukça ziyaret ederdim ve hep o günlerden konuşurduk. “Allah herkesi iyi insanlarla karşılaştırsın” diye dua ederler ya Cevdet ağabey hayatta karşılaştığım iyi insanlardan biriydi, emekli olduktan sonra hiç görüşmedik, bu vesileyle onu da şükran anıyorum.
Bugün, yarım asır sonra hayat serüvenine adım attığım sokakları bir kez daha dolaşınca, aynı havayı yeniden teneffüs etmiş gibi oldum. Siteler’de hemen hemen hiçbir sokağın adı değişmemiş, ancak bazı sokaklar cadde olmuş. Yağız Sokağı 11 numaraya vardığımda bir müddet sokağı ve dayımın lokantasının bulunduğu binayı seyretmekten kendimi alamadım. Şimdi yarım asır öncesinde kalan, ilk gençlik dönemimin en güzel yıllarını geçirdiğim an’lar siyah beyaz film şeridi gibi gözlerimin önünde bir bir canlandı. Pazar günü işyerleri kapalı olduğundan ortalık oldukça tenhaydı, yoksa Siteler’in normal mesai günlerindeki gürültüsüyle birlikte insan ve araç trafiği yoğunluğu hiç çekilmez. O yıllarda bile o kadar çok araba vardı ki yol kenarlarında araç park edecek yer bulunmazdı. Bir de bu semtte bildiğimiz trafik kurallarına hiç kimse hiçbir zaman riayet etmezdi, günümüzde de halen bu alışkanlığın devam ettiğini zaman zaman o güzergâhtan gelip geçerken gözlemleyebiliyorum. Vaktiyle Orta’lı kardeşlerin işlettiği küçük bakkal dükkânı aynen yerinde duruyor. Bitişiğindeki dayımın lokantasının bulunduğu kısım camcı dükkânı olmuş, bina sahibi Önder ağabeyin ahşap oyma atölyesinin olduğu üst katta ise 2’nci Noter var. Bakkal dükkânının kapısına varıp içerdeki orta yaşlı adama selam verdikten sonra doğrudan “Burası yarım asır önce de bakkaldı, siz ne zamandan beri burayı işletiyorsunuz?” dedim. Adam, biraz da ilgisiz bir şekilde “Evet öyleymiş ben üç yıldır buradayım” diye kestirme bir cevap verdi.
O esnada yoldan geçen birisine fotoğrafımı çekmesini rica ettim, adam da “tabi hay hay” diyerek binanın ve artık “Yağız Caddesi” yazan sokak levhasının önünde birkaç kare fotoğrafımı çekiverdi. Sonra fotoğrafların üstünkörü çekilmiş olduğunu fark ettim ama olsun hiç yoktan iyidir. Binanın önündeki çınar cinsi ağaç o yıllarda henüz körpe bir fidandı, şimdiki haliyle de hala genç ve gümrah görünüyor, demek ki bir ağaç yarım asırda ancak bu kadar boy salıp kalınlaşabiliyormuş. O yıllarda semt içindeki işyerlerine malzeme ve hammadde taşıma işleri daha çok at arabalarıyla yapılırdı, o yüzden Siteler’de pek çok at arabası vardı. Bir gün tam da bu noktadan geçmekte olan bir at arabasına koşulu at o esnada elektrik hattından kopan bir tele basmış, basmasıyla birlikte nallarından elektrik akımına kapılarak olduğu yere yığılmak suretiyle gözlerimizin önünde can vermişti. Halinden gariban birisi olduğu anlaşılan atın sahibinin bir anda ekmek teknesini kaybetmiş olmanın acısıyla nasıl ağlayıp feryat figan ettiğine tanık olmuş acımıştık. Bu minval duygular içinde etrafa bakınırken o sahnede de bir anlığına gözlerimin önünde canlanıverdi.
Yağız Caddesinden ayrıldıktan sonra başka birkaç sokağı daha dolaşarak sokak levhalarının resmini çektim. Uğradığım sokaklardan birisi de şimdi adı “Açıktan Caddesi” olan Açıktan Sokağı’dır. Açıktan Sokağı, Aydınlıkevler Mahallesinin batı ucunda yer alan Türk-İş Bloklarının oradan başlayıp Siteler’in tam ortasına tekabül eden Taşdelen Caddesine kadar uzanan sokaktır. Açıktan Sokak 3 numarada geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Keresteciler Sitesi esnafından olan kayınpederimin -tabelasında “İtimat Kereste Ticarethanesi” yazan- ardiyesi vardı ki halen duruyor. İşyeri tabelası, en az altmış-yetmiş yıllık olmalı ki hem kirli hem de bazı harfleri silinmeye yüz tutmuş. Şimdilerde kardeşler arasındaki miras paylaşım ihtilafı nedeniyle kapalı ve metruk bir vaziyette olsa da o eski ihtişamlı günlerin özlemini çekiyor olmalı. “İnsanoğlu ne oldum dememeli ne olacağım demeli” sözü belki de böylesi durumlar için söylenmiştir kim bilir!
Böylece, bir önceki yazıda ifade ettiğimiz gibi bugün de Altındağ ilçesi sınırları içindeki daha çok ağaç işleri sanayi alanında faaliyet gösteren orta ve küçük işletmelerin, imalat atölyelerinin ve mobilya galerilerinin bulunduğu Siteler semtindeki bazı cadde ve sokakları dolaşmış olduk. Bu vesileye yarım asırdır bu semtte yaşadığım halde, sokak levhalarının alt kısmında küçük puntoyla yazılı mahalle adlarını okuyunca şimdiye kadar ayrımına varmadığım bir detayı da fark ettim. Evet, Siteler bir sanayi semtidir ama burayla ilişkisi olanlar genelde Siteler’i müstakil bir mahalle gibi düşünür ve öyle bilir. Oysa sokak levhalarının alt kısmında yazan mahalle isimlerinden anlaşıldığı üzere, Siteler’de sadece gündüzleri aktif nüfus bulunduğundan ve aile yerleşimi olmadığından yakınlık durumuna göre Altındağ ilçesine bağlı Önder, Ulubey, Aydınlıkevler, Altınpark ve Güneşevler mahallerine taksim edilmiş. Yani Siteler semtindeki aynı caddenin ya da sokağın bir kısmı Önder Mahallesi olarak geçerken sokağın ortası veya diğer ucu yakınlık durumuna göre Ulubey, Aydınlıkevler, Altınpar ya da Güneşevler Mahallesi olarak geçiyor. Ve böylece bir önceki yazıda da ifade ettiğim gibi “bakmak ve görmek” arasında nasıl bir fark olduğunun ayrımına bugün bir kez daha varmış oldum.
“Sokak isimleri bir şehrin tarihi hafızasıdır” sözünden hareketle başka zamanlarda başka semtlerdeki sokaklarda gezimizi sürdürmek ve kayda değer gördüğümüz detayları yazıya geçirerek paylaşmak ümidiyle herkese sağlık sıhhat afiyet dilerim.
5 Eylül 2021
Ali Rıza Atasoy / Eğitimci Şair Yazar

Yorum Ekle