TAŞABAT – SONUSA – ZUDAY

Bölgenin mazisinde güzellik, iyilik ve bereket olduğu kadar felaket, musibet, kıtlık ve yokluk da hiç eksik olmamıştır. Bilgi kaynağımın çok önemsediğim bir tespiti var. Diyor ki: “Bölgenin sık sık depremlere maruz kalması nedeniyle tarihin bir döneminde halk bölgeyi tamamen boşaltmış ve bin sene kadar buralarda hayat adeta durmuştur.”

Bölgenin Kuzey Anadolu Deprem Fayı’nda bulunduğu gerçeğini yadsımak mümkün değildir. 1509 yılında İstanbul’da meydana gelen ve zamanın ileri gelenlerince “Küçük Kıyamet” diye adlandırılan zelzele Sonisa Nahiyesi’ni ve çevresini uzun süre etkisi altına almıştır. 1939 Erzincan depremi de bölgede hayli hasara yol açmıştır. Konu “ince eleyip sık dokuyacak” kadar mühimdir ancak fazla derine girmeden burada bırakmak gerektiğini düşünüyorum.

Sulak ve bitkel bir ova olmasına rağmen bölge bazı devirlerde kıtlık ve yokluk çekmiştir. Tozanlı Irmağı ve Kelkit Nehri ile, bu iki büyük akarsuyu besleyen dere ve çayların vadilerinde, ovalarında tarım yapılmaktaydı ve yaylacılık da ayrı bir geçim kaynağıydı. Fakat kıtlık ve yokluk halkasını neticede, bölgenin ağa ve beylerin insafına bırakılmış olmasına bağlamak istiyorum.

Kıtlık ve yokluk ahalinin bölgeyi terk etmesine dahi sebebiyet vermiştir. “Miladi 1777 yılında mahsul çok az olduğundan kıtlık baş göstermiş ve mahsulü pek az olan Sonusa, Taşabat, Erek ve Ziğdi kazalarının ahalisi yerlerini terk ederek Amasya, Canik ve Niksar taraflarına yerleşmişlerdir. Bu gibi yer değişmeleri yurt sahiplerini zarara soktuğundan Amasya Mutasarrıfı Elhac Ali Paşa yerini yurdunu terk etmiş kimselerin eski yerlerine dönmelerini talep etmiştir.”

Araştırmacı Zuday için diyor ki: “Antik bir yerleşim yeridir.”
Bölgenin geçmişi Tunç Çağı’na kadar uzanmaktadır. Sonisa Hatti Krallığı’na kadar ulaşan mazisiyle bölgenin beş bin senelik Suna şehridir. Sonisa’nın önemli bir yerleşim yeri olarak tarih sahnesine çıkması Pontus Devleti dönemine rastlamaktadir. Pontus Devleti kurulup Mithridates tahta oturunca kentin doğu tarafını muhafaza etmek, korumak ve Yeşilırmak havzasına hakim olmak için bugünkü adıyla Boğazkesen ve Kale Boğazı denilen yerde bir kale ve önünde bir şehir inşa etmiştir. Kendi adına izafeten de kentin adını Eupatorya koymuştur. Fakat şehir tam manasıyla bitmemiş olduğundan Roma döneminin anlı şanlı komutanı Pompeis şehre daha ziyade arazi ilave etmiş, nüfus artışı sağlamış, kenti yenilemiş ve adını Mağnopolis olarak değiştirmiştir.

Bugün yerinde yeller esen bu kent kayıtlara göre düzlüğün tam ortasındaydı. Opatorya şehri kurulduğunda Erbaa ovasında Suna / Sonisa kenti de bulunmaktaydı. Sonisa Romalılar devrinde Pont vilayetinin en seçkin ve en ihtişamlı kentlerinden biriydi.

Kayıtlarda Zuday’ın bir adı da Zedvi olarak geçmektedir. Antik çağların önemli yerleşim yeridir. Osmanlı döneminde adına Zuday denilirken, Alpaslan adını 1200’lerde yöreye gelerek meskun olan Selçuklu Türklerinden Şeyh Seyyid Nureddin Alparslan’dan almıştır. Bölgede kimin ne zaman kaç asır hüküm sürdüğünün anlaşılması için arkeolojik eserler elden geçirilmekte ve incelenmektedir. Pontus Devleti ve Roma İmparatorluğu’nun buralara egemen olmaları eski paralardan ve kabirlerdeki gözyaşı şişelerinden anlaşılmıştır.
Romalılar şifalı suların çıktığı yerlere therma inşa etmekle ünlüydüler.

Konuyu tarihi çerçevede ele alırken özellikle ahalinin geçim kaynakları üzerinde durmak istiyordum. Sanırım sırası geldi. Fakat bir izahat vermek de lazım:
1230’lu senelerde Cengiz İmparatorluğu Orta Asya’yı kasıp kavuruyordu. Bu nedenle geçimini davarcılıktan sağlayan halk çareyi Anadolu içlerine doğru kaçmakta buldu. Zannederim geçimini davarcılıkla temin edenler tarımla yakın temas içinde değildiler. Bu tarım ürünlerine ihtiyaç duymadıkları anlamına gelmiyor.

1840’larda Sonusa Kazası’nda en fazla haneye sahip olan yerleşim yeri 137 haneyle Zuday köyüdür. Buralarda birincil iktisadi faaliyet tarımdır. Bazı veriler tahtında konuya açıklık getirmek istiyorum.

En fazla bağa sahip olan köyler:
92 dönümle Zuday ilk sırada.
60 dönümle Eksel ikinci sırada.
Boraboy 34 dönümle üçüncü sırada yer almaktadır.
Bölgede yekun toprakların 421 dönümlük kısmı bahçe olarak kullanılmaktadır. Köyler içinde Zuday 123 dönüm bahçe ile ilk sıradadır.

Sonisa Kazası’nda 1840’larda en fazla ekim dikim toprağına sahip olan köy de yine 2.745 dönümle Zuday’dır. Bu köyde 137 haneden sadece 5 hane topraksızdır. Topraklar her köyde olduğu gibi Zuday’da da hane başına 1- 25 dönüm aralığındadır.

Sonisa köylerinde büyükbaş hayvan dağılımı:
Haddadi: 688 baş.
Zuday: 608 baş.
Şeyhlü: 508 baş. ( Bayramalanı)
Seyidli: 408 baş.
Türkmendamı: 386 baş. ( Tavşanlı)

1840 yılında Zuday buğday üretiminde 275 kileyle ilk sırada. Arpa üretiminde de 190 kileyle
yine ilk sırada. Çavdar ekiminde 48,5 kileyle Zuday ilk sırada.

Karıklı üretiminde sıralama:
Çanlıyar: 50 kile.
Zuday: 47,5 kile.
Şeyhlü: 35 kile.

Yulaf üretiminde Eksel 16 kile, Zuday 13 kile, Karkın 10 kile.

Fiğ üretimi:
Çanlıyar 16 kile, Destek 11 kile, Zuday 11 kile, Boraboy 10,5 kile.

Burçak üretiminde 14,5 kileyle Zuday ilk sırada.

1840 senesinde koşum hayvanları sıralaması:
Haddadi 265 baş, Zuday 231 baş, Bayramalanı 187 baş, Boraboy 134 baş, Seyidli 114 baş.

1455’lerden 1840’lara kadar hububat üretimi aynı ölçülerde değişmeden devam etmiştir. İstisnasız her köyde buğday ve arpa ekimi o devirlerde de bugün de devam etmektedir.

Enver Seyhan
Ağustos 2020

* * *
Notlar:
*Evliya Çelebi, Ulu Yol’dan dolayısıyla Sonusa’dan üç kere, Eksel yolundan iki kere geçmiştir. Seyahatname’de yazdığına göre Sonisa 300 haneli, hanlı, hamamlı, camili, mescitli mamur bir kasabadır.

*İbn-i Batuta, Sonisa adlı bir beldeye uğradığını ve burada Rufai tarikatının tekkesinde misafir kaldığını ifade etmektedir.

*Alpaslan’da, Alpaslan Müze’sinde Tunç Çağı’ndan Cumhuriyet devrine kadar yüzlerce eser sergilenmektedir. Bir bakıma bölgenin tarihini ve kültürünü gözler önüne sermektedir.

*Eserlerinden, bilgilerinden, tecrübelerinden, çalışmalarından az veya çok istifade ettiğim, yararlandığım kişilere, araştırmacılara, emek veren, üreten herkese can-ı gönülden teşekkür ederim.

Yorum Ekle