TAKVA

İman,
İtaat,
Takva,
İslam dininin ana konusu ve gayesidir, hedefidir. (Bakara 21/Mü’minun 2/Taha 14/A’la 15/Hac 23,37)
Takva, ruhun bağışıklık kazanması hali, amel kuvvetinin son noktası; amelin kabulü ve sevabının sıhhat şartıdır.
Takva, günaha düşme ve ceza korkusuyla emirlere uymaktır, yasaklardan kaçınmaktır.
Efendimiz (s.a.v)’in tebliğ ve buyruklarını ihtiva eden İslam dinini güzel yaşamaktır. İbadetlerin bereketi ve hikmetiyle olgunlaşmak, manevi bir terbiye kazanarak güçlenmek ve nihai kurtuluşa ermektir.
Kurtuluşa ermenin en kestirme yolu da, Allah’ın kadim buyruğuna bağlı olarak devam eden; inananların yolu üzere olmak ve bu yoldan ayrılmamaktır. Sadıklarla beraber olmaktır. (Nisa 115/Tövbe 119)
İlahi müjde;
İman, itaat ve takva üzere olanlar;
Nebiler,
Sadıklar,
Şehitler,
Salihlerle cennette buluşan dostlardır. (Nisa 69)
Sürekli Allah’a yönelen, aklında tutan, rahman olan Allah’tan çekinen ve rabbine dönük bir kalp ile yaşayan muttakiler için cennet yaklaştırılır. (Kaf 31-33)
Unutmayalım!
Zihnen birbirine yakın olanlar kalben de yakın olurlar.
Kuşlar bile kendi cinsiyle beraber uçarlar.
Takva, en iyi azık olduğu gibi bütün kötülükleri örten manevi bir elbise ve iyilik yarışıdır. (A’raf 26/Maide 2) Bu yüzden ibadetlerin manevi atmosferi içinde kalarak, İslam’ı yaşama tavır ve kararlılığını takva ile taçlandırmak elbette güzeldir.
Takva sahibi olmak, insanın yaşama seyrini ve suretini güzelleştirir. (Rum 31) Şeytan hüküm kuramaz ve asla yanıltamaz. (İsra 65) Bu durum son nefesi ve sonrasını kazanmış olmanın da bir delili ve işaretidir. (Tevbe.7/ Enfal 34/Casiye.18/A’raf. 128)
Efendimiz (s.a.v):
Hidayet/doğru yol üzere olmayı,
Yeterli bir dünyalık geçime sahip olmayı,
Haya ve takva sahibi olmayı, hem istemiş hem de öğütlemiştir. (Tirmizi deavat 73)
Allah’a muhalefetten sakının uyarısında bulunan Hz. Ali (r.a):
Amelin çokluğuna değil, kabulüne önem veriniz, takva ile birleşen amel az’dan sayılmaz demiştir. İrfan ehli de;
Oldunsa aczine vakıf, edna/az amel bir dağ olur der.
Örnek.
Efendimiz(s.a.v) bir gün pazarda dolaşıyordu; satılmak üzere olan bir kölenin şöyle dediğini duydu. “Beni kim satın alırsa, ona bir şartım var; her gün beş vakit namazımı Mescid-i Nebi de Resülullah’ın ardında kılmama engel olmayacak.” Bir adam onu bu şartla satın aldı. Efendimiz (s.a.v) her gün onu Mescit de görüyordu; bir gün göremeyince sahibine sordu; hastalandığını duyunca hemen onu ziyarete gitti. Birkaç gün sonra hastalığının şiddetlendiğini ve vefat etmek üzere olduğunu öğrenince tekrar yanına gitti ve bir müddet sonra vefat eden o kölenin, yıkamasından kabre konmasına kadar defin işlemleriyle yakından ilgilendi. Ne büyük bahtiyarlık!
Bilge insan Aliya İzzetbegoviç merhum, cuma namazına gidince cemaat ayağa kalkmış.“Cami Allahın evidir, rahatsız olmayın, üstünlük takva iledir.” demiştir. Boşnak mezarlığına gül bıraktığı gibi Sırp mezarlarına da bırakma olgunluğunu göstermiştir.
Nur içinde yatsın.
Yaşar Özdemir
20.01.’21

Yorum Ekle