SİSTEM ve ORGANİZASYON ve TUVALET MESELESİ!…

İlker ÖNDER

İkinci dünya savaşında Polonya üzerinden Rusya’ya giden Alman askeri birliği, elli hanelik köye baskın yapıp herkesi esir aldı. Gruplar halinde ip ile bağlayıp infaz etmek üzereyken, Polonyalı köylüler arasında orta yaşlı bir adam “lütfen bizi öldürmeyin“ diye bağırdı. Alman komutan adamın yanına gidip birkaç soru sorduktan sonra Almancasının iyi olduğunu fark edip onu generalin yanına götürdü. General; “Seni, aileni ve köylülerini öldürmem ama tek bir şartla. Almanca ve Rusça biliyorsun, bana tercümanlık ve bu bölgeyi bildiğin için izcilik yaparsan“ Gariban köylü ailesini ve köylülerini düşünerek kabul etti.

Bir kaç gün geçmiş epey yol almışlardı. Alman general öğle yemeğinden sonra Polonyalı köylüye kendisini tuvalete götürmesini istedi. Çadırdan biraz uzaktaki tepeyi aşınca tarlanın ortasındaki büyük ağacı işaret eden Polonyalı “Siz ağacın arkasına tuvaletinizi yapınız ben etrafı gözetlerim” dedi. Bunun üzerine alman general çıldırmışcasına bağırmaya başladı, “ Bu nasıl bir devlet! Nasıl düzensizlik! Ve onca küfür. Nasıl sistemsiz ve organizasyonsuzsunuz.” diye devam ederken Polonyalı köylü generalin lafını şu sözlerle böldü, “Sistem ve organizasyon dediğiniz şey bizde olsaydı, şimdi ben sizin topraklarınıza tuvaletimi yapıyor olurdum.”

Köy kalkınma, kırsal bölge kalkınma, kooperatifler, dernekler, kredi avantajları, koyun ve inek hibesi, vb. oluşumlar. Taşova ve benzeri küçük yerleşim yerleri yıllardır böyle şeylere tanıklık ediyor. Şimdiki hali ise bir faydasının olmadığının kanıtı gibi. (En basit ve kısa haliyle anlatmaya çalışacak olursam), Dünyada iki şekilde para üretimi yapılmakta, Birinci yöntem , devletin tahvil ve bono sistemi. Birkaç kağıt parçası krediye dönüşüp, halka ve şirketlere kullandırıldıktan sonra faizi ile geri ödemesi gerçekleşince paranın çoğalması. İkinci yöntem, üretim. Bir ineğiniz varsa bir birim ürününüz vardır. İnek doğurunca iki birim ürününüz olur. Tarlaya ektiğiniz bir mısır tanesi, mısır koçanları haline gelince satışa kg ürün olarak sunulmuş olur. Yer altı kaynaklarınız var ise çıkartıp işlersiniz ve birim üretmiş olursunuz. (Bu kadar Dostoyevski’lik yeter)

Yüz haneli köy düşünün, herkesin on dönüm arazisi var. Yüz traktör, yüz şoför, yüz benzin, yüz vergi, yüz bakım ve tamir masrafları, yüz aile zamanı. Vizyonsuzluk nedeni ile üretimi durdurmaya varacak küçülme ve satışta kar payının kalmaması. Köy derneği kurup tarlaları birleştirmişler. Bir dönüm arazi bir birim olarak hesaplanmış. Tarlalar arasındaki sınırları (taş ve toprak yığınlarını) kaldırıp tarıma kazandırmışlar. Bir sene üretim yapılmamış. Bu sürede her şey en ince ayrıntısına kadar hesaplanmış. Arazinin yapısı ekim ve hasat zamanlarında en verimli olacak şekilde hazırlanmış.bütün traktörleri satıp, güçlü, büyük traktör ve hasat makineleri satın almışlar. Topraklarında en iyi yetişen, piyasada en çok rağbet gören, depolama şartları en uygun olan ürünleri tespit edip onları ekip biçmişler.her evin yanında küçük bir ahır olacağına, köyün uzağında büyük bir ahır yapmışlar. Hayvanların yemini kendileri üretmişler. Ve yanına küçük bir gübre fabrikası kurmuşlar. Böylece yüz aile çalışacağına, on kişilik ekip yeterli olmuş. Birlik üyeleri eğer isterse hasat zamanı sezonluk işçi gibi çalışmışlar. Satış sonrası para bir birim üzerinden hesaplanmış ama paranın yarısını paylaştırmışlar. Diğer yarısını daha fazla para kazandıracak başka projelerde değerlendirmişler.

Üretmek güzel iş ama daha güzel olanı tarımdan sanayiye geçiş , ürettiğin ürünü markalaştırmak , satış ve pazarlamasını iyi yapmak. Turizmde çalışırken güzel servis yaptığınızda bahşiş vermeyen müşteriler için Avrupa’nın köyünden gelmiş tabiri vardır. Sinirden uğruna portakal bıçakladığımız (Konya kadar) Hollanda var ya, Türkiye’ye en fazla yatırım yapan yabancı ülke. Siyaset gelip geçici. dün olanlar bugün yok, bugün olanlar yarın olmayacak. O güzelim değerli araziler, dağ taş hep bizim. Biz de yabancı ülke komutanına tuvalet gösterir miyiz?

Saygılarımla..

Yorum Ekle