TAŞOVA’DA EĞİTİMİN SESSİZ KAHRAMANLARI: DÖRT İSİM, BİR RUH, BİR MİRAS
Bir ilçenin gerçek tarihi, sadece binalarla, yollarla, tabelalarla yazılmaz… Asıl tarih, o toprağa emek veren, insan yetiştiren, geleceği şekillendiren insanların izleriyle yazılır. Taşova’nın eğitim tarihine baktığımda, bu izleri taşıyan dört önemli ismi görüyorum: Cevdet Baç, Hüseyin Göçen, Nadir Tural ve Mahmut Yılmaz…
Bu dört isim, farklı dönemlerde görev yapmış olabilir… Ama hepsini birleştiren ortak bir ruh vardır:
CUMHURİYETİN AYDINLANMA RUHU…
EĞİTİMİ BİR GÖREV DEĞİL, BİR MİSYON OLARAK GÖREN ANLAYIŞ…
Cevdet Baç ile başlayan bu yolculuk, Taşova’da eğitimin temellerinin atıldığı yıllara uzanır. O yıllar yokluk yıllarıdır… Okul yoktur, öğretmen azdır, imkân sınırlıdır… Ama bir inanç vardır. Cevdet Baç, bu inançla hareket etmiş, köy enstitüsü mezunu öğretmenlerin köylere atanmasını sağlayarak, EĞİTİMİ ŞEHİRDEN KÖYE TAŞIYAN İLK ADIMLARIN ÖNCÜLERİNDEN OLMUŞTUR.
Disipliniyle, duruşuyla, fötr şapkasıyla hafızalarda yer eden bu isim, aslında bir dönemin devlet ciddiyetini temsil eder.
Onun ardından bayrağı devralan Hüseyin Göçen…
Mübadele ile bu topraklara gelen bir ailenin evladı… Hayata tutunmayı bilen, yokluk içinde var olmayı başaran bir Cumhuriyet öğretmeni… Ama onu asıl farklı kılan, KIZ ÇOCUKLARININ OKUMASI İÇİN VERDİĞİ MÜCADELEDİR.
Sadece anlatmamış, örnek olmuştur. Kendi kızını ortaokula göndererek, o dönemin kalıplarını kırmıştır. 1956’lı yıllarda Taşova Ortaokulu’nda sadece üç kız öğrencinin bulunması ve üçünün de mübadil ailelerden gelmesi tesadüf değildir…
BU, BİR ZİHNİYET DEVRİMİNİN SONUCUDUR.
O üç kız da öğretmen olmuş, yurda hizmet etmiştir. İşte bir eğitimcinin gerçek başarısı budur.
Sonra Nadir Tural…
Mercimek Köyü’nden çıkmış bir köy enstitüsü mezunu… Ama sadece bir müdür değil…
ÖĞRETMENLERİN AĞABEYİ…
Benim de ilk görev yerim olan Gökpınar Köyü’nde onu bir amir olarak değil, bir ağabey olarak tanıdım. Yeni başlayan bir öğretmenin en çok ihtiyaç duyduğu şey olan güveni, desteği, yol göstermeyi ondan gördüm.
Gazi Eğitim Enstitüsü’ne gittiğimde bile desteğini hissettim.
ÖĞRETMENİN YETİŞMESİNİ KENDİ GÖREVİ SAYAN BİR EĞİTİM ÖNDERİYDİ.
Evlenen her öğretmenin kurdelesini kesmesi, sadece bir gelenek değil; bir bağlılık, bir sahiplenme, bir aile olma duygusuydu.
Destan Lokantası’nda halkla iç içe olması ise onun makamını halktan ayırmadığının en açık göstergesiydi.
Ve Mahmut Yılmaz…
Dereli Köyü’nün evladı… Akpınar Öğretmen Okulu’nun yetiştirdiği, üretmeyi bilen bir eğitimci…
Onunla dört yıl birlikte çalıştık. Müdürümüzdü ama aramızda mesafe yoktu.
O YILLARDA AYRICALIK YOKTU, DAYANIŞMA VARDI.
Elektrik işinden anlar, radyo yapar, okulun suyunu kendi döşerdi.
Yani sadece anlatan değil, YAPAN BİR ÖĞRETMENDİ.
Köylü ile ilişkisi güçlüydü çünkü onların içinden biriydi.
Sonrasında İlçe Millî Eğitim Müdürü olarak görev aldı ve kendinden önceki bayrağı aynı inançla taşımaya devam etti.
Yıllar geçse de değişmeyen bir yönü vardı:
DÜZEN, TEMİZLİK, ŞIKLIK VE CİDDİYET…
Onun Muğla’ya beni ziyarete gelmesi, İzmir’de cenazede buluşmamız… Bunlar sadece anı değil;
BİR ÖMRÜN DOSTLUĞUNUN GÖSTERGESİDİR.
Bu dört isim farklı karakterler olabilir…
Ama ortak noktaları çok nettir:
EĞİTİMİ SADECE OKULDA DEĞİL, HAYATIN İÇİNDE YAŞATMIŞLARDIR.
MAKAMLARINI HALKTAN AYIRMAMIŞLARDIR.
ÖĞRETMENİ SADECE GÖREVLİ DEĞİL, TOPLUMUN REHBERİ OLARAK GÖRMÜŞLERDİR.
YOKLUKTA ÜRETMİŞ, ZORLUKTA YILMAMIŞLARDIR.
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu çok net söylüyorum:
BU İNSANLAR OLMASAYDI, TAŞOVA’DA EĞİTİM BU NOKTAYA GELEMEZDİ.
Onlar kürsülerde konuşmadı…
Kitaplara girmedi…
Ama yetiştirdikleri öğrencilerle, kurdukları okullarla, dokundukları hayatlarla
BİR İLÇENİN KADERİNİ DEĞİŞTİRDİLER.
Şimdi bize düşen görev bellidir:
Onları unutmamak…
Onların değerlerini yaşatmak…
Ve yeni nesillere anlatmak…
Çünkü
GELECEK, GEÇMİŞİN KIYMETİNİ BİLENLERİN OMUZLARINDA YÜKSELİR.














