OKUMA KÜLTÜRÜ…

Yıllarca öğretmenlerimizi ve öğrencilerimizi dinledim. Not korkusu ve değerlendirme sıkıntısı yaşanmasın diye isim ve numara yazmayan kâğıtlarda görüş ve düşünceleri, bilgi ve birikimleri, istediklerini, önlerindeki engelleri, sevgiye ulaşmalarına mani olan yolları konuştuk ve yazdık.


 


       Yaklaşık on bin öğrenciye ulaştım. Yüzden fazla Türkçe yine bine yakın öğretmenle uzun uzun durum değerlendirmesi yaptım.


 


       Kitapları neden sevdiğimizi ve sevmediğimizi konuştuk. Kitapları neden sevmediğimizin beynimizdeki takıntılarını, yaşanılanları, değişen eğilimler, okul, aile ve toplum üçgeninde en çok etkili olanların hayatımıza yön vermesi ve bulunduğumuz noktanın bizi tatmin edip etmediğini birinci ağızdan dinleyip, kaleminizden okudum.


 


       “Okuma Kültürü” adını verdiğim konferanslarımdan ben ve dinleyenlerimde çok keyif aldı ve birlikte mutlu olduk.


 


       Özellikle öğretmenlerle beraber oldum. Bildiğim, hazırladığım ne varsa sunumla paylaştım. Aslında çoğunluğu bilinenlerin disipline edilmiş haliydi.  Sunum yapmak işi daha ciddiye almak ve öğretmen arkadaşlara daha kolay ulaşmak ilgili bölümlerde görüşlerini almak için iyi de oldu. 


 


Onlarca telefon aldım. Ailece okudukları anı benimle paylaşanlar, aylar sonra eline kitap alanlar, çocuklarının elinden tutup birlikte ailenin bütün fertleri için kitap almaya ilk defa çarşıya çıkanlar birlikte olmanın ürünleriydi.


 


       Öğretmenlerimizle bir araya geldiğimde resmiyetin bitmesi ve doğal olmayı istedimse de bunu bir türlü başaramadım. Görevim nedeniyle resmi olma sınırlarını dağıtamadım.


 


       Öğrencilere sadece paylaşmak istediklerini yazmalarını istediğim için problem yaşamadım.


 


       Bu konferansların aile boyutu doldurulamadı. Öğretmen ve öğrenci ikileminde dolanıp durdum. Anne ve babalar okuma kültürünün neresindeler onu alamadım. Ne yaptımsa şartları oluşturamadım.


 


 Bu üçlüyü bir araya getiremedim.


 Birleştiremedim.


 


       Eğer konu okumayı sevdirmekse; öğretici sevgiye giden yolları bilmeli, tanımalı ve önce kendi üzerinde uygulamadır.


 


       Sevgiye giden yollarda yabani otlar, çamur ve engeller ne ise ortadan kaldırılmalı, gönüllere ulaşan ne ise sevgi hamurunda yoğrulup aşka doğru yol almağa başladığı an başarı görülüyor, sonuç gülümsüyor demektir.


 


       Bu millet okumalıdır. Her yaşta ki insanımız bunu milli bir görev olarak kabullenmeli ve kültür alanındaki boşluğu tamamlamalıdır.


 

Yorum Ekle