MOBİLYA ÜRETİCİLERİ ZOR DURUMDA

 
Mobilya üretiminde kullanılan hammaddelerin son bir yıldaki fahiş fiyat artışı kabullenilir gibi değil. Birçok irili ufaklı üreticiler zor günler yaşıyor. Dünyadaki hammadde üreticileri tabiri caizse “danışıklı dövüş” yaparak suni bir fahiş fiyat arttırımını körüklüyor.
Ülkemizdeki 65 bin civarındaki Mobilya üreticinin bir kısmı kepenkleri kapatıp gitme noktasına geldi. Bir çoğu da kapattı bile. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin yoğun olarak faaliyet gösterdiği mobilya sektörü, kurdaki artıştan ve artan maliyetten olumsuz etkilenmesi bir yana, istihdamın yaratılmasında önemli paya sahip. Mobilya sektöründeki çalışanlar ise başka alanlarda iş arayışı peşinde.
Son bir yılda; Sünger hammaddesi (Poliürethan) %120, boru, profil ve sac ise %140, Plastik hammaddeler %120, sunta ve Mdf’de ise %120-130 arası artış gösterdi. Bu artışların yüzdesi dolar/euro bazında yaşandı. Son bir yıldaki döviz artışı TL karşısında %25 değer kazandığını düşünürsek, üstüne üstelik enflasyonu %15 olarak üstüne eklersek, işçilik maliyetindeki artışla beraber totalda yüzde 170 ilâ yüzde 200 arasında bir yükselişi öngörmek mümkündür.
Yok efendim, sonra enflasyon 13 küsürmüş, büyüme 3 küsürmüş. Külahıma anlatın bunu. Ortada büyük bir devalüasyon var bunu gören yok. Döviz patladı, hammadde uçtu, işçilikler keza yükseldi. Neresinden bakarsan bak Enflasyonun %100ün altında olması imkansız.
Küçük üreticilerin tamamına yakını dükkanları kiralık. Bu küçük üreticilerin kiralayabilecekleri dükkan dahi kalmadı neredeyse. En küçük dükkanın kirası 10 binden aşağı değil. Ayrıca parayı mülk sahipleri kazanırken stopajını üreticiler ödüyor. Çünkü devlet parasını alacağı yere dükkan açıyor maalesef. Devlet Stopajı mülk sahiplerine yıksa, alayı kira gelirlerini 100-200 lira gösterir emin olun. Bu yüzden stopajı da üretici ödüyor. Tüm mülk sahipleri acımasızca kiraları yükseltiyor. Beş kuruş vergi ödemeden, üretimde gram pay sahibi olmayan gayrimenkul sahipleri haksız yere, sebepsiz zenginleşen bir kesim haline geldiler.
Arsa alıp fabrika yapmak, imalathane kurmak imkansız adeta. 1000 m2 bir arsa almaya kalksan 2 milyona kadar arsa fiyatları yükselmiş durumda. Bu para bir mobilya üreticisinin ömür boyu kazanacağı bir para değil maalesef.
Hadi bunları bir kenara bıraktık, sektörü ezip geçenlerde var. Devlete iş yapıp parasını tıkır tıkır alan bir zümreden bahsedeceğim. Kendine ait 1 metrekare bile imalatı olamayıp Devlete mal satan uyanık mağaza sahipleri var. Bunlardan bir tanesi 2013 yılında iflasını verdi. 2013 yılının para değeri ile 80 Milyon lira piyasaya borç takarak paraların üstüne resmen yattı. 2013 yılında doların 2,80 TL olduğunu düşünürsek, 30 milyon dolar piyasa sadece bir şirket yüzünden geriledi. Buna ek Ankara, Adana, Kahramanmaraş’da batık firmalarıda eklersek Mobilya piyasasının kaybı 1 milyar doları aştı.
Asıl üzücü olan ise, bu firmaların bir çoğu hala iflas etmeden önceki isimlerini kullanıyor olması. Bu mesele Mobilya sektöründeki küçük firmaların kanayan yarası. Yasal mıdır bilinmez ama iflas vermeden önceki isimlerini kullanıp hala iş yapmaları ise ne kadar normal bilinmez. Devlet bu firmaların önüne geçmezse ileride yaşanacak yeni faciaların sinyalini şimdiden veriyor. Hatta bir tanesi İflası beş yılın sonunda verildi, sonrası bir kaç firma daha kurup piyasayı tekrar dolandırdılar. Borç takmadıkları üretici neredeyse kalmadı. Ardından bir firma daha, ardından şirket çalışanları piyasaya dağıtıp elemanlar üzerinden iş yaptılar. Başka firmalar üzerinden işlerine devam ettiler vesaire. Velhasıl ensesi kalın bu adamlar Devlete bir şekilde mal satmayı başardılar. Bilinen bazı milletvekillerinin isminin ağırlığı ile devlete mal satarak hem paralarını tıkır tıkır aldılar. Hemde aldıkları malların parasını ödemeden kılık değiştirdiler. Bu bahsettiğim firma mobilya sektörünün ilk iflas lokomotifini oluşturdu. Ardından Sincan’daki bir yatak fabrikası, bu firma aynı zamanda devlete Mobilya satıyordu. Aynı yöntemle piyasayı bir gecede felç ettiler. Bir gecede üretimini yaptıkları fabrikayı, başka bir isimle başka yere taşıdılar ve başka isimle işlerine devam ettiler. Piyasaya taktıkları borç miktarı yüz milyon TL’den aşağı değil.
Bende küçük bir ofis mobilya üreticisiyim. Şahsen bu iki firmanın gazabını yaşadım. Bir çok arkadaşımda Kahramanmaraş’da ki firmanın gazabından kurtulamadılar maalesef. Piyasaya ve Devlete olan borçlarımızı ödemek için altı- yedi yıl yatağımızda rahat uyuyamadık. Saçlarım bir gecede beyazladı resmen. Benim bu firmalara kaybım 2013-2016 arası 650 bin lira idi. Dolar kurundan yola çıkarsak bu günün 3 milyon lirası diyebiliriz.
Sektörün kanayan yarası, bu firmalar bir şekilde devletimize mal satıp saltanat sürdüklerini gözlerimle görüyorum hala. Batmaz dediğimiz, devlet kadar güçlü dediğimiz bu firmaların varlığı hepimizi açıkçası artık rahatsız ediyor. Ama A partisinden ama B partisinden bir milletvekili bulup işlerini sürdüren bu kılık değiştiren firmaların önüne geçilmediği sürece vay halimize. Doğrusu bu firmaların isimlerini deşifre etmek isterim ama bu kadar kötülüğü sektöre yapanlar bize ne yapmazlar. Korkuyoruz açıkçası. Gerçi bu firmaların isimlerini ifşa etmek isterim bağıra bağıra hem de. Ancak kim duyar ki?
Sadece bizim sektörde olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Ağası, dayısı, paşası olan firmalar tonlarca var her sektörden. Hem de her partiden adamı olan binlerce firma var. Şu beyefendi beni gönderdi dese işi alıp yürüyorlar zaten.
Kimi kime şikayet edeceksin. Muhalefeti iktidara mı? İktidarı muhalefete mi? “Al birini, vur ötekine!” Hepsi bir ayarda, hiçbirinin ötekinden farkı yok. Ses çıkartır mı bu işte payı olanlar? Adam kayırmacılığın olmadığı bir yer mi var Allah aşkına.
Nitekim Anayasamızda herkesin kanun önünde eşit olduğu ve ırk, siyasi düşünce ve felsefi inanç benzeri sebeplerle ayrımcılığa uğratılamayacağına dair herkesin hukuk önünde eşit olduğuna dair kanun var. Varda arkadaş bize kanun yok mu? Bizim paramızı batıran bu firmalar kanun önünde neden bizden üstün.
Devlet her işe kendi tarafından bakıyor ayrıca. Bir firma iflas ederse önce devlet alacaklarını alıyor, sonra işçiler, sonra kalırsa sana. “Ölme eşeğim ölme, yaz gelince yonca bitecek” Sen o firmaya gece gündüz çalışıp mal üret. Sonra Malzemen gitsin, işçiliğin gitsin, üstüne KDV’sini öde. vergisini öde. En sonunda kalan olursa sana kalsın. Olacak şey değil resmen senin malını paylaşıyor herkes. Bırak devleti, bankaları, öncelik işçinin alacakları olmalı. Arkasından mal aldığı firmalar olmalı ki, üretici işine devam edebilsin en azından. İflas edenin mal varlığı varsa, sen ilk iş üreteni düşüneceksin. Devlet alsın o alsın bu alsın zaten üreticiye bir kuruş kalmıyor. Bu durum zincirleme iflasları getiriyor ardından. Sen bu kadar malı mülkü edindi isen bu malda mülkte üretici ve hammadde satanın payı ilk sırada olmalı. Bu hukuk sistemimizin ne kadar büyük yanlışlar içinde olduğunun ayrıca düşünülmesi gereken noktası. Devletin “Üretıcinin korunması Kanununa” aykırı zaten. Hukuk sisteminin acilen değişmesi tek temennimiz. Banka alacakları son sırada olmalı. Banka parasını verirken her türlü teminatı alıyor. Bu nedenle batan firmanın mallarına ilk onlar konuyor. Bankalardan Devlete para kalıyor mu? O da muamma. İlk iş küçük alacakları olan firmaların parası ödense hem o firmalar batmaz. Hem de Devlet bu firmalardan vergisini almaya devam eder. Devlet bu irili ufaklı firmaların zincirleme batmasıyla bir gelir kaybıma uğruyor zaten. Üreticiyi her daim korumak lazım gelir. Bankaların alacakları yüzünden üreticiye para kalmıyor ki! Hadi bankalardan geri para kaldı, devlet alacaklarını almaya bakıyor. Sonra işçi, Kayyum derken üretici ve hammadde satıcısına beş kuruş kalmıyor. Yahu firma sahibinin nafaka borçları varsa onlar bile bizden önce geliyor. Bana ne, senin boşayıp nafakasını ödemediğin eski karından. Nafaka borçları bile üreticinin alacağından öncelikli. Şirketin batmasından kişilerin alacağının ne alakası var arkadaş. Nasıl bir “Adalet” mekanizması bu?
Neyse…
Mesele uzun. Daha derin çok işler var.
Asıl mesele şu; Mobilya üreticisi zor durumda. Bir senede yüzde 200’e varan artış var. Batıyoruz her gün arkadaş.
Birde; hammadde alıyoruz yüzde 18 KDV ile, satıyoruz yüzde 8 KDV ile. %10 kaybımız ayrıca KDV’den var. Tamam ona razıyız. O zaman KDV alacağımız şişti gidiyor. Onu da devletten geri alamıyoruz. Nasıl bir KDV indirimi anlamış değilim açıkçası.
Lütfen biri bana anlatsın; Bu devletin bir Bakanı olabilir, Hukukçusu olabilir… Bu işin neresinde bir yanlışımız var. Neden bu kadar eziliyoruz. Biri destek olsun Allah aşkına artık. Mobilyacının sesi çıkmıyor diye üstüne basmaya hacet yok her halde. Beyler, baylar eleman çıkartıyoruz artık. Üretemiyoruz ve işin içinden çıkamıyoruz. Borçlarımızı ödeyemiyoruz, alacaklarımızı alamıyoruz.
Yahu bize makine  lazım, arsa lazım, fabrika yeri lazım. Üretmek istiyoruz. Bizim işimiz mobilya ve bu işe ben şahsen 31 yılımı verdim bir baltaya sap olamadım. Artık bizim sesimizi LÜTFEN duyun. Çantacı firmaları DMO’ya almayın artık. Üretim alanı olmayan, makinası olmayanları DMO’dan içeri sokmayın artık.
Son olarak pandemi döneminde Mobilya üreticisine ne verdiniz. Kira yardımı mı? Kredi mi? Tüm müracaatlarımız havada asılı kaldı.
Yavaş yavaş batıyoruz, lütfen sesimizi duyun.
Tüm Mobilya üreticilerine selam ve saygılarımla efendim.
NACİ ÖZKAN

Yorum Ekle