Meslek Anıları – Öğretmen Olmak ve Bir Öğretmeni Tanımak 1

Ali Rıza Atasoy Meslek Anıları

MESLEK ANILARI

Bir dönem ilçemizde Milli Eğitim Müdürlüğü yapmış öğretmenimizin yazıları.

ÖĞRETMEN OLMAK VE BİR ÖĞRETMENİ TANIMAK

Ali Rıza Atasoy
Eğitimci Yazar ve Şair
Taşova Yeşilırmak Şiir Vadisi Grubu Kurucusu ve Yöneticisi

Bölüm: 1

İnsanlığın milenyuma girme heyecanı içinde olduğu yıllardı, Ankara’da bir okulda öğretmenlik yapıyordum. Okulum Kayaş semtinde Samsun yolunun sağ yamacında ekseri Çorum, Yozgat, Kırıkkale kökenli aileler ile Ankara’nın yakın ilçelerinden göçüp gelmiş kalender görünümlü insanların yaşadığı bir tür fakir fukara mahallesindeydi. Aileler genellikle kendilerine ait, çoğunluğu derme çatma baraka tipinde ya da tek katlı köy evi görünümündeki evlerinde otururlardı. Ve yine mahalle sakinleri genelde çok çocuklu, dar gelirli ve hep geçim sıkıntısı çeken ama buna mukabil gönül ve ruh zenginliğine sahip insanlardan oluşuyordu.

O yıllarda mahallede şimdilerde olduğu gibi apartman tipi binalar ve büyük marketler yoktu, hemen hemen her sokağında bir evin eklentisi şeklinde küçük bakkallar vardı. Mahallenin ve okulumun alt tarafında, Samsun yolundan başlayıp güney istikametine doğru alabildiğine uzanan bir vadi vardı. Bu vadi içinde halen asıl sahipleri tarafından korunan ve bakılan, her birinin bir köşesinde bağ evi olan birkaç tane meyve sebze bahçesi bulunuyordu. Vadi içinden güney istikametine doğru her mevsim cılız bir dere sessizce akar dururdu. Korunaklı bahçelerin dışında kalan genişçe arazide yer yer -vaktiyle kimler tarafından dikildiyse- çok sayıda epeyce yaşını bulmuş ceviz, kayısı, zerdali, badem, armut vişne, dut ve erik ağaçları vardı.

Her yıl baharın gelmesiyle birlikte vadi alabildiğine yeşillenir, ağaçlar rengârenk çiçek açar, az zaman sonra da dallarda meyveler belirginleşmeye başlardı. Nihayet okullar yaz tatiline girmeden epeyce bir zaman önce çağla ve can eriği başta olmak üzere bazı meyveler yenilebilecek kıvama gelirdi. Okulun bahçesinden kuşbakışı vadiyi ve vadiyi kuşatan bu güzelliği seyretmeye doyum olmazdı. Bir fırsat bulup öğrencilerle birlikte aşağı inmek için onlar kadar ben de can atardım.

Çok sık olmasa da zaman zaman “Gezi-gözlem-inceleme” gibi bir programla öğrencilerle birlikte vadiye inerdik. Yanımdan fazla uzaklaşmamaları kaydıyla öğrencilerin bir müddet serbest kalmalarına izin verdikten sonra kendim de çimler üzerine uzanır, vadiyi ve masmavi gökyüzünü seyre dalardım. Öğrenciler şarkı söylerler, şiirler okurlar ve çeşitli çocuk oyunları oynarlar, bazıları da yenilecek kıvama gelmiş çağla ve can eriği toplayıp getirirlerdi. Gün boyu baharı ve yeşil vadinin tadını çıkardıktan sonra yine şarkılar ve şiirler eşliğinde hep birlikte neşeli bir şekilde okula ve mahalleye dönerdik. Akşam kendi oturduğum semte ve evime dönünce sanki bir başka yöreden veya uzak bir köyden dönmüşçesine içimi bir kır havası, tatlı bir huzur ve esintili bir dinginlik kuşatırdı.

İkamet ettiğim semte uzak mesafede ve ulaşım imkânlarının kısıtlı olması gibi nedenlerle zorlandığım anlar olsa da bu mahalleyi, okulumu ve öğrencilerimi seviyordum. Uzun sayılabilecek bir süre bu okulda görev yaptım, mahalle sakinleriyle ve öğrenci velileriyle samimi dostluklar kurdum. Şimdi aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen halen ender de olsa zaman zaman görüştüklerim, tesadüfen karşılaştıklarım oluyor. Bazen de Ankara sokaklarında dolaşırken kalabalığın içinden sıyrılıp gelen orta yaş grubundan bir bayanın ya da bir erkeğin “Öğretmenim” diyerek boynuma sarılıp, elimi öptükleri zamanlar oldu. İlerleyen yıllarda kamu görevlisi olarak bulunduğum başka yerlerde de çeşitli unvan ve sıfatlarla bulunan eski öğrencilerimle karşılaştıklarım oldu. Bir öğretmen için hiçbir maddi kıymetle ölçülemeyecek derecede gurur ve mutluluk verici anlardır, o anlar. Böylesi bir duygunun yüceliğini, ancak onu tadanlar bilebilir.

Bu kalender insanların mahallesini, okulumu ve öğrencilerimi seviyordum ama uzun zaman aynı okulda görev yapmamın ve aynı ortamda bulunmanın verdiği rutinliği de hissetmeye başlamıştım üzerimde. Bu yüzden “Oturduğum semte yakın bir okula atansam iyi olur, zaman zaman eski okulumu ve öğrencilerimi ziyarete gelirim yine” diye içimden geçirdiğim anlar oluyordu. İl içi tayin dönemlerinde ikamet ettiğim semte yakın okullara atanmak için birkaç kez tayin isteğinde bulundum. Ancak, o taraftaki okullara talep yoğun oluyordu genelde, her defasında kıdem puanımın yetersiz kalması ve il içi atama kıstaslarının sınırlılığı gibi nedenlerden ötürü bir türlü başka bir okula atanamadım. Ama illaki başka bir okula atanayım gibi özel bir arzum da yoktu açıkçası, bu yüzde atanamayışıma pek de üzülmüyordum. “Olursa iyi olur, olmazsa da önemli değil, böyle gidebildiği yere kadar gitsin bakalım” diyordum kendimce ve pek de aldırış etmiyordum.

Bir gün Öğretmenler odasına girdiğimde, öğretmenlere tebliğ edilen resmi yazılar arasında “Görevde Yükselme Sınavı” konulu bir duyuru yazısı dikkatimi çekti. Yazıyı baştan sona okuyunca, Bakanlığın, merkez ve taşra teşkilatlarında görev yapan bazı personel için yöneticilik sınavı açtığını anladım. Unvan ve kıdem durumun itibariyle sınava girebilme şartlarını taşıyordum. “Bu sınava gireyim” dedim içimden ve gerekli belgeleri tamamlayarak duyuruda belirtilen süre içinde ilgili yere müracaat ettim. İl içi tayin talebimde olduğu gibi bu konuda da illaki bu sınavı kazanayım diye özel bir arzum olmadı doğrusu, olursa bakarız, olmazsa da pek önemli değil diyordum. Nihayet sınav günü gelip çattı, sınava girdim. Kısa bir süre sonra da sınav sonuçları ilân edildi, sınavı kazanmıştım.

Yalova’da düzenlenen iki aylık hizmet içi eğitim programının ardından, kuraları çektik ve atamalarımız yapıldı. Ben Van’ın Muradiye ilçesine atanmıştım. İlk etapta bir şaşkınlık yaşadığımı hatırlıyorum, sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Kırklı yaşlara gelmiştim, Ankara’da kurulu bir düzenim ve okul çağında çocuklarım vardı, ailem, akrabalarım, yakın çevrem hep bu kentteydi. Üstelik geçmişte dört yıllık üniversite öğrenciliğim yıllarında kısmen başka bir şehirde yaşamış olsam da ömrümün çeyrek asrını Ankara’da geçirmiştim. Ankara memleketim, çocukluk ve gençlik yıllarımı, memuriyet hayatımın büyük bir bölümünü geçirdiğim, her bir semtinde ve sokağında ayak izlerimin bulunduğu, unutulmaz anılarımın saklı olduğu, halen yaşadığım ve alıştığım kentti. Zaman zaman Ankara dışında hayat nasıl ki acaba, dediğim anlar olmuştu. Van’ın Muradiye ilçesine eğitim yöneticisi olarak atanmıştım ama içimdeki bu ikilemleri bir türlü aşamıyordum. Acaba gitsem mi, vaz mı geçsem diye sürekli kendi kendime sorup duruyordum. Üstelik ailem ve yakın çevrem de doğuya gitmeme pek sıcak bakmıyordu. O güne kadarki doğu gerçeği ile ilgili bilgilerim kitaplardan okuduğum, yazılı ve görsel medyadan duyduklarımla sınırlıydı.

Bu arada eğitim öğretim yılının son günleri yaklaştı, okulların yaz tatiline girme zamanı gelip çattı. Bir öğretmen olarak uzun bir yaz tatili beni beklerken, hiç bilmediğim bir yörede yoğun olacağını az çok tahmin ettiğim, yeni bir çalışma hayatına başlamak gözümü korkutmuyor da değildi doğrusu. Taşrada, bilhassa doğu ve güney doğunun ücra yerlerinde görev yapan bir öğretmen veya kamu görevlisi için Türkiye’nin başkentinin ortasında öğretmen olmanın ne denli erişilmesi zor bir hayal olduğunu da tahmin edebiliyordum. Bense böyle bir bulunmaz nimeti, ellerimle itecektim adeta, tabi zor bir tercihle karşı karşıya olduğumun farkındaydım.

Yeni atandığımız göreve başlamamız için bizlere sınırlı bir süre tanınmıştı. Bu süre zarfında tekrar tekrar düşünüp taşındım, eksisini artısını hesapladım, başkalarına fikir danıştım. Genelde hiç kimseden olumlu yönde ve teşvik edici bir görüş duymuyordum. Nihayet biraz da macera heveslisi ruhumun ve içgüdülerimin de etkisiyle adeta kendi ipimi kendim çektim. Ve benim için çok zor bir karar olsa da yeni atandığım görevime gidip başlamaya karar verdim.

Öğrencilerimin son sınavlarını yaptım, sınıf geçme notlarıyla birlikte diğer bilgi ve belgeleri düzenleyerek okul idaresine teslim ettim. Öğretmen arkadaşlarımla ve öğrencilerim ile tek tek vedalaştım. Öğrenciler ağlıyorlardı, içlerinden “Öğretmenin ne olur gitme” diye yalvarıp gözyaşı dökenler vardı. Bu duygusal vedalaşma anı, beni de duygulandırmıştı. Bir anlık ilkokul öğrencisiyken öğretmenimizin başka bir yere tayin olması nedeniyle bizlerden ayrılırken arkasından gözyaşı döktüğümüz an geldi gözlerimin önüne. Vedalaşmanın ardından nihayet bu kalender görünüşlü insanların mahallesinden, yıllarca görev yaptığım okulumdan ve çok sevdiğim öğrencilerimden, bir daha geri dönmemek üzere ayrılmış oldum.

(devam edecek)

.

Yorum Ekle