Meslek Anıları – Öğretmen Olmak ve Bir Öğretmeni Tanımak 7

Ali Rıza Atasoy Meslek Anıları

MESLEK ANILARI

Bir dönem ilçemizde Milli Eğitim Müdürlüğü yapmış öğretmenimizin yazıları.

ÖĞRETMEN OLMAK VE BİR ÖĞRETMENİ TANIMAK

Ali Rıza Atasoy
Eğitimci Yazar ve Şair
Taşova Yeşilırmak Şiir Vadisi Grubu Kurucusu ve Yöneticisi

[[Önceki Bölüm/ler İçin Tıklayınız]]

Bölüm: 7

Diğer günlerde de hemen hemen her gün, köy okullarına daha sık olmak üzere okul ve kurum ziyaretlerine devam ediyorum. Kış mevsiminde ülkemizin batısına nazaran bu bölgede akşam daha da erken olduğundan, gittiğim yerlerden dönünceye kadar hava kararmış oluyor. Yerime gelince bir çay içip biraz da soluklandıktan sonra yokluğumda çalışma masamda birikmiş olan evrakların incelenmesi ve imza işlerine başlıyorum. İstisnai durumlar hariç hemen hemen her günüm böyle bir program ve hareketlilik içinde geçip gidiyor. Dolayısıyla gündüzleri iş yoğunluğundan zamanın nasıl geçtiğini pek fark etmiyorum. Ama bitmek bilmeyen uzun kış gecelerinde sabahı beklemek ve bu bekleyişin verdiği can sıkıntısı ruhumu sıkıyor. Çünkü akşamları dışarıda vakit geçirecek başka bir yerlere gitme şansım yok. Bu nedenle de işim bitince mecburen bir üst kata, yani Öğretmenevine çıkıyorum. Buraya ulusal gazeteler bir gün sonra ulaşıyor olsa da biraz da günlük gazetelere göz attıktan sonra odama çekiliyorum.

Hafta sonları ve tatil günlerinde ise; bazen Van’a veya Erciş’e gidiyorum, oralarda biraz dolaşıp alışveriş yaptıktan sonra dönüyorum. Tatil günlerinde daha çok Karahan köyünde balıkçı Mehmet dayının kulübesine gidiyorum. Mehmet dayı ile bir vesileyle daha ilk geldiğim günlerde tanışmıştım. Karahan köyünde gölün kıyısında bir kulübesi ve bir de balıkçı kayığı var, balık işiyle oyalanıyor. Güngörmüş, epeyce yaşını başını almış, çok hoşsohbet birisi, muhabbetine doyum olmuyor. Oraya her gidişimde öyle memnun oluyor ki beni nasıl ağırlayacağını şaşırıyor adeta. Tuttuğu balıklardan kendi eliyle bana mükellef sofralar kuruyor, semaverde çay da devamlı kaynıyor. İşte böyle günlerde hemen hemen akşam kararıncaya kadar kulübede oturup sohbet ediyoruz.

Mehmet dayının kulübesindeki sohbetlerimiz esnasında ondan, balıkçılık maceralarının yanı sıra yöreye ait birtakım efsanelerle geçmişte bölgede yaşanmış birtakım tarihi olaylara ilişkin öyküler de dinliyorum. Mehmet dayı, bazen bölgenin coğrafi yapısı ve bir kısım yöre insanının İran başta olmak üzere sınır ötesi yerleşim yerleriyle olan ilişkilerine dair de bir şeyler anlatırdı. İnci kefali balığının sadece Van Gölü’nde yaşadığını, her yılın Mayıs ayı ortalarından itibaren Bendi Mahi Çayı boyunca akıntının tersi istikamette, yani kuzeye doğru yumurta bırakmak için gittiklerini anlatmıştı. İleriki zamanlarda gerçekten Bendi Mahi Çayı içinden Muradiye Şelalesi istikametine, yani kuzeye doğru günlerce balık sürülerinin aktığını gözlerimle görmüştüm. O mevsimde ilçede ve Van çevresinde adeta bir balık bolluğu yaşandığına yakından tanık olmuştum. Gerek Mehmet dayının kulübesinde gerekse başka yerlerde bol bol balık yediğimiz günler çok oldu.

Günlerim bu minval üzere geçip giderken, bir de bakmışım Nisan ayının ortaları olmuş, uzun sayılabilecek bir zamanı geride bırakmışım. Etraf hâlâ beyazlar içinde olsa da, gündüzler uzamaya ve artık baharın bu yöreye de gelmek üzere olduğunun emareleri belirmeye başlıyor. Geride bıraktığım bu süre zarfında birkaç günlüğüne de olsa birkaç defa Ankara’ya gidip geldim. İşte böyle bir günün akşama yakın saatlerinde her zaman olduğu gibi masamda biriken evraklara gömülmüş, gelen giden resmi yazıları inceliyordum. Bunların çoğunluğu günlük rutin yazışmalar olduğundan bazılarının fazla üzerlerinde durmasam da bu iş epey bir zamanımı alıyor. Bu yüzden çoğu zaman mesai bitip de diğer personel gittikten bir iki saat sonra ancak çıkabiliyorum yerimden.

O akşam kuruma gelen yazıları incelerken bir idare mahkemesi kararı dikkatimi çekiyor. Kararı okuyunca; Cengiz öğretmenin Güllüçimen köyüne görevlendirme işleminin iptali için vaktiyle idare mahkemesine dava açmış olduğunu ve davanın lehine sonuçlandığını, yani açtığı davayı kazanmış olduğunu anladım. İdare mahkemesi kararlarının, ilgili mevzuat uyarınca idare tarafından otuz gün içinde uygulanması zorunluluğu var. Okulların yaz tatiline girmesine iki ay kadar bir zaman var, bu durumda kararı yasal sürenin sonunda uygulasam bile okulların yaz tatiline girmesine daha bir aya yakın bir süre kalıyor. Geri kalan bu süre için Güllüçimen köyüne yeni bir öğretmen görevlendirme şansımız yok. Bunun üzerine ne yapmam gerektiğine dair kafamda birkaç fikir geliştirdikten sonra sekretere, Güllüçimen köyü öğretmenine ulaşarak, birkaç gün içinde bana uğraması gerektiğini bildirmesini söyledim.

O günlerde bir sabah yerime geldiğimde Cengiz öğretmenin sekreterlikte beni beklediğini gördüm. Kendisini odama alıp hoşbeş ettikten sonra çay söyledim, biraz sohbet ettik. Bana köyünden ve okulundan bahsetti, muhtarın da selamını ileterek tekrar köye ve okula beklediklerini söyledi. Bense biraz da kafam karışık şekilde kendisine dönerek “Bakalım kısmetse yine geliriz o sorun değil, esas seni buraya niçin çağırdım, biliyor musun?” dedim. Yüzüne ve davranışlarına yansıyan biraz durgun hali gözümden kaçmamıştı, kendini toparlayarak “Hayır hocam bilmiyorum ama tahmin ediyorum galiba” dedi. Bunun üzerine “Evet, davayı kazanmışsın artık önceki okuluna döneceksin, şimdiden hayırlı olsun” dedikten sonra ilaveten “Kararı son gün uygulayacağım ama bu durumda bile okulların yaz tatiline girmesine bir aya yakın bir süre kalıyor. Bu süre içinde okula yeni bir öğretmen bulmamız mümkün olmayacağından okulun sene sonu işlemleriyle öğrencilerin not ve karne işlemlerini ona göre biraz erkenden bitir ve ayrılırken karneleri getirip bana teslim et. Okulların tatile gireceği gün köye gider ve çocukların karnelerini kendim dağıtırım” dedim.

Fakat bu verdiğim haber karşısında Cengiz öğretmende en ufak bir sevinç ve memnuniyet emaresi belirmemişti. Tam tersine sanki durgun olduğu kadar üzüntülü bir hali de vardı. Bana dönerek “Hocam ben köyümde ve okulumda kalmak istiyorum, önceki okuluma dönmek istemiyorum” dedi. Bu beklemediğim cevap karşısında çok şaşırmıştım. Masamın üzerinden aldığım boş kâğıdı uzatarak “O halde bu isteğini, bir dilekçe şeklinde yaz ve bana ver” dedim. Dediğim gibi yaptı, dilekçeyi yazıp verdi. Ardından da “O gün Karahan köyü okulunda ağzımdan maksadı aşan sözler çıktı size karşı saygısızlık yaptım. Sonra sizinle konuşmak istedim ama beni dinlemeyeceğinizi düşündüm ve vazgeçtim. Karahan köyü okulundayken kafamdaki projeleri ve fikirleri uygulama fırsatı bulamadım hiçbir zaman, bu anlamda okul yönetimiyle pek uyuşamadım açıkçası.

Okul yönetimine tepkimi ve bu durumun verdiği iç huzursuzluğunu da hiç yeri değilken size yansıtmış oldum, öyle olmasını istemezdim ama her şeyde bir hayır vardır derler, iyi ki böyle oldu. Sonra da bildiğiniz gibi Güllüçimen’e gittim, iyi ki oraya gitmişim, baştan hiç de isteyerek gitmediğim bu köy okulunda öğretmen olduğumu anladım ve bu kutsal mesleğin manevi gönül zenginliğini yaşadım, okulumu ve öğrencilerimi çok seviyorum” dedi. Cengiz öğretmenin bu duygusal konuşması beni duygulandırmıştı. Kendisine “Evet, daha çok gençsin, önünde upuzun bir meslek hayatın var, hayat sürprizlerle dolu kim bilir daha nelerle karşılaşacaksın. Ben şahsen memuriyet hayatımın ilk yıllarından itibaren uzunca bir bölümünü yıllarca yaşadığım kentte, yani başkentte geçirip de kırklı yaşlarda buralara geleceğimi rüyamda görsem inanmazdım. Ama bak buradayım ve neredeyse bir yılı doldurmak üzereyim” diye karşılık verdim.

Kendisini bu kutsal mesleğin yüce değerlerine adayarak ülkemizin en ücra yörelerinde çeşitli imkânsızlıklar içinde eğitim mücadelesi veren pek çok meslektaşımız gibi Cengiz öğretmen de gözümde artık bir eğitim kahramanı olmuştu. Onu seviyor ve değer veriyordum. Sonraki zamanlarda da ilçeye her gelişinde bana uğrardı. Köyünden, okulundan, öğrencilerinden anlatırdı, öğrencilerinin bazılarının isimlerini vererek başarı durumlarından bahsederdi.

Derken, bin bir türlü tereddüt ve kararsızlık içinde geldiğim Muradiye’de önce bir yılı, ardından da yine dolu dolu çalışmalarla geçen ikinci yaz dönemimi doldurmak üzereydim. Her zaman olduğu gibi bir akşamüzeri yine odamda evraklarla meşgul olurken, gelen yazılar içinde kendime ait atama kararnamesini görünce hem şaşırdım, hem de sevindim. Ankara yakınlarında bir ilçeye atanmıştım, benim için büyük bir sürpriz oldu. Yeni eğitim öğretim yılının başlamasına birkaç gün kala geride acı tatlı birçok anıyı bırakarak Muradiye’den ayrıldım ve gelip yeni görevime başladım. Doğuda geçirdiğim bu bir yılı aşkın süre içinde meslek hayatım boyunca kendime rehber edineceğim birçok tecrübe kazandığımı fark edebiliyordum. Artık olaylara daha bir soğukkanlı yaklaşıyor, insanlara daha toleranslı davranıyordum. Özellikle mesleğe yeni adımını atmış genç arkadaşlarımı sabırla dinliyor ve gerekirse fikirlerini hayata geçirebilmelerine fırsat tanıyordum. Yeni görev yerim Ankara’ya çok yakındı, sevdiğim kente ve kendi çevreme kavuşmuştum.

(devam edecek)

Yazıların Slayt Videoları (Yotube Playlist)

Yorum Ekle