Meslek Anıları – Öğretmen Olmak ve Bir Öğretmeni Tanımak 4

Ali Rıza Atasoy Meslek Anıları

MESLEK ANILARI

Bir dönem ilçemizde Milli Eğitim Müdürlüğü yapmış öğretmenimizin yazıları.

ÖĞRETMEN OLMAK VE BİR ÖĞRETMENİ TANIMAK

Ali Rıza Atasoy
Eğitimci Yazar ve Şair
Taşova Yeşilırmak Şiir Vadisi Grubu Kurucusu ve Yöneticisi

[[Önceki Bölüm/ler İçin Tıklayınız]]

Bölüm: 4

Muradiye’de göreve başladığım ilk günlerde başta birlikte çalıştığım arkadaşlar olmak üzere herkesin -biraz da öğretmenlikten direkt yöneticiliğe atanmış olmam nedeniyle olsa gerek– yöneticilik tecrübem ve başarı durumuma ilişkin birtakım kuşkular taşıdıklarını ilk etapta sezinlemiştim. Bense yöneticiliğe doğrudan öğretmenlikten atanmış olsam da geçmişte uzun sayılacak bir süre Bakanlık merkez teşkilatında çeşitli birimlerde masa başı işlerde ve idari görevlerde çalışmıştım. O dönemde ülkemizin çeşitli yörelerinde her tür ve dereceden birçok okul ve kurumu gezip görme imkânı buldum. Ayrıca bir süre okul idareciliği yaptım. Bu yüzden Bakanlık bürokrasisi ile birimlerini yakından tanıdığım gibi, okul/kurum türleri ve yönetimi gibi konularda da belirli bir düzeyde tecrübe ve bilgi birikimim vardı. Dolayısıyla yeni atandığım yöneticilik görevini gayet başarılı bir şekilde yürütecek gerekli teorik ve pratik bilgiye ve donanıma sahiptim. Bu hususta kendime güvenim tamdı ve zaten kısa bir süre içinde bu durumumun fark edileceğini tahmin ediyor, biliyordum. O yüzden başlarda herkesi sakin bir şekilde dinleyip, kendi ilkelerimin kurumun geneline yansıtılmasını zamanın akışına bıraktım.

Okullar yaz tatiline girmiş olmakla birlikte ilk günden itibaren kendimi beklediğimin üzerinde bir iş yoğunluğu içinde buldum. Özellikle milli eğitim taşra teşkilatlarında yöneticilik yapanlar bilirler ki, taşrada öğretmenler dışındaki idari personelin esas iş yoğunluğu yaz tatiliyle birlikte başlar. Okul ve kurumların yeni eğitim öğretim yılına hazır hale getirilmesi için büyük küçük onarımlar, inşaat halindeki yapıların tamamlanması, okul ve kurumların ihtiyacı olan yakıt ve diğer araç gereçlerin temini, taşımalı öğrenci servisleri ve yemek ihalelerinin yapılması, öğrencilerin yurt ve barınma ihtiyaçlarının planlanması ve daha birçok büyük küçük işlerin okullar açılmadan önce bitirilmesi gerekir. Kurumdaki diğer yardımcı ve idari personelin bu çalışmaların yürütülmesine ilişkin usul ve yöntemlerle ilgili tecrübelerinin olduğu belliydi ve bu benim için bir avantajdı.

Ankara bürokrasisini biliyor ve merkez teşkilatını tanıyordum ama taşra bürokrasinin işleyişi ve buradaki kurumsal ilişkilerle ilgili bir tecrübeye sahip değildim. Bu konularda, örneğin amirim pozisyonundaki İlçe Kaymakamı ve İl teşkilatındaki üstlerimle ilişkilerde eşdeğer pozisyondaki diğer kurum temsilcilerinin davranış normlarını izleyerek kendime rehber edindim. Kısa bir süre içinde de gerek resmi, gerekse sosyal ilişkilerde ortama ayak uydurmuştum. Hatta bu vesileyle bir takım protokol kurallarına ve resmi ilişkilere mizaç olarak da gayet yatkın olduğumu fark ettim.

İlk işim ilçe merkezindeki ve köylerdeki tüm okul ve kurumları ziyaret edip, mümkün mertebe her şeyi yerinde görmek oldu. Gittiğim yerleşim yerlerinde okul yöneticileri, öğretmenler, muhtar, veliler gibi paydaşlarla görüşüp, varsa sorunlarını ve taleplerini dinledim. Ayrıca kurumda çalışan idari personel ile okul/kurum yöneticileriyle toplantılar yaparak kendi çalışma ilkelerim ve uyulması gereken genel kurallara ilişkin açıklamalar yapıp onları bilgilendirdim. İlk olarak merkez teşkilatında ve okul yönetimindeki idari tecrübelerim ışığında, öteden beri üstünkörü alışılageldiğini fark ettiğim resmi yazışma stilini değiştirdim. Tabi aynı zamanda öğrencilik yıllarımdan beri edebiyatla ve bilhassa şiirle yakından ilgilendiğimden Türkçeyi, kurumda görev yapanların birçoğuna nazaran daha iyi kullanıyor olmam da bunda etkili olmuştu.

İlk zamanlar kurumda çalışanlar öteden beri edindikleri yazışma stillerini terk etme ve benim tarzıma ayak uydurma konusunda biraz zorlansalar da kısa sürede yeni duruma uyum sağladılar. Üstelik Bakanlıkta hangi işin hangi birimde yürüdüğünü, nerede bittiğini biliyor ve o birim yetkililerinin çoğunu tanıyor olmam benim için büyük bir avantaj oldu şüphesiz. Uzun yazışmalarla merkezde bitecek birçok işlemi telefon görüşmeleriyle hızlandırılıp sonuçlandırılmasını sağlayabiliyordum. Kurum içinde oluşturduğum yeni anlayış ile birlikte üst makamlarla ve merkez teşkilatıyla olan bireysel ilişkilerim sonucu çok kısa bir süre içinde kurumda beklentilerin üzerinde bir farkındalık meydana getirdiğim fark edildi.

Böylece kendimi bir anda öyle işe kaptırdım ki Ankara’yı ve ailemi unuttum adeta. Sanki yıllardır burada yaşıyor, bu işi yapıyormuşum, hayat bundan ibaretmiş gibi geliyordu bana. Günlerim mesai saatlerine bağlı kalmaksızın yoğun bir çalışma ve faaliyetler dizisi içinde geçip gidiyordu. Bu arada okul ve kurumların hepsini gidip yerinde gördüm, en ücra mezralara kadar gidip oraların okul ve eğitim öğretim sorunlarını tespit ettim. O sırada ilçe kaymakamımızla birlikte irtibat kurduğumuz bir grup sivil toplum kuruluşu temsilcileri aracılığı ile temin edilen belirli bir meblağdaki hibe mahiyetindeki kaynakla okulu olmayan iki köye ikişer derslikli iki okul yaptırdık. Bu okulların da yeni eğitim öğretim yılına yetiştirilmesi gerekiyordu. Bu yüzden mesaimin bir kısmını da bu okulların inşaatını takip etmekle geçirdim.

Artık bahar bitmiş uzun yaz günleri gelmişti. Mesai dışında İbrahim hoca ve samimiyet kurduğum birkaç arkadaşla birlikte özellikle akşamları ilçenin kuzeyinde, yakın bir mesafede bulunan Muradiye Şelalesine gidiyorduk. Oradaki tesisin şelaleye nazır bahçesinde bir şeyler yiyip içerek sohbet ediyor ve özellikle İbrahim hocayla bol bol Ankara muhabbeti yapıyorduk. Bazen karşımızda hüzünlü bir musiki nağmesi gibi düzenli bir ritimle çağlayan şelâleye bakıp bir yerlere dalıp gittiğim oluyordu. Burada geçirdiğim zamanlarda birkaç tane şiir de yazdım. Muradiye’de iki ayı aşkın bir zamanı geride bırakmıştım, ama bu süre içinde iş yoğunluğundan Ankara’ya gitme fırsatı bulamamıştım. Bu arada yeni okulların yapımı tamamlandı. İl ve ilçe protokolü ve halkın da katılımıyla görkemli bir açılış töreni yaptık. Tören biter bitmez de birkaç gün izin alarak Ankara’ya geldim.

Ankara’ya iner inmez memleketimi ve ailemi özlemiş olduğumu fark ettim. Bol bol Ankara sokaklarında dolaşıp özlem giderdim, eş dosta uğradım, alış veriş yaptım, bir anda eski ortamıma alışıverdim. Ankara sokaklarında dolaşırken ya da evimin balkonuna çıkınca yıllarca mahpusta kalmış birisi gibi etrafa şaşkın şaşkın bakınıyordum. Diğer taraftan da içimden “Bu kadar kısa sürede bunca macerayı ben mi yaşadım?” dercesine kendi kendime soruyor, kafamın içindeki gelgitlere dalıp gidiyordum. Sayılı günler çabuk geçti, iznim bitince tekrardan birkaç gün önce ara verdiğim görevimin başına geri döndüm.

O günlerde artık yeni eğitim öğretim yılı başladı ve okullar açıldı, yaz tatilinde memleketlerine giden öğretmenler dönmeye başladılar. Bu arada çok sayıda ilk kez mesleğe atanan aday öğretmenler de geldi, onların göreve başlama işlemlerini yaptık. Ayrıca ilgili mevzuat uyarınca aday öğretmenlerin mesleğe uyumlarını sağlama amaçlı birkaç hafta sürecek olan temel ve hazırlayıcı eğitim programını planlayıp başlattık. Yoğun şekilde devam eden çalışmalarım ve okul kurum ziyaretlerime ilaveten bu hizmetiçi eğitim programı kapsamında aday öğretmenlerin derslerine de giriyorum. Onlara; genel mevzuat, milli eğitimle ilgili mevzuat, iletişim, mesleki etik, eğitim öğretim programları, kurumsal ilişkiler ve kamusal alanda davranış kuralları gibi konular anlatıyorum. Bazılarının gözlerinden temeli fedakârlığa dayanan böyle kutsal bir mesleğe başlamanın verdiği mutluluğu okurken, bazılarının da yersiz bir endişe ve tedirginlik içinde oldukları dikkatimden kaçmıyordu. Derslerde olabildiğince -bu yaştan sonra böyle bir ortama kendi isteğimle gelmiş olmamdan dolayı kendimi de örnek göstererek- onları motive etmeye ve cesaretlendirmeye çalışıyorum.

Dolu dolu ve yoğun bir şekilde geçen uzun yaz günleri bitmek üzere. Hani şairin “Bahanesi hep hazır/Güzel günler çabuk geçer” dediği gibi, yoğun olduğu kadar kendimce güzel geçtiğini de düşündüğüm uzunca sayılabilecek bir zaman dilimi geride kaldı. Artık Ekim ayının ortalarındayız, kış her gün biraz daha kendini hissettiriyor ve birkaç gün sonra da kar yağdı. Böylece bölgede erken başlayıp geç bitecek olan kış mevsimi ve bitmek bilmeyen uzun kış geceleri başlamış oldu. İlerleyen günlerde kar şiddetini daha da arttırdı. Öyle günler oluyor ki ilçe merkezine bile metrelerce kar yağıyor, köy yolları kapanıyor. Bereket ki bölgedeki ilgili kurumlar bu konuda tecrübeli ve tedbirli olduklarından en hızlı şekilde yolların ulaşıma açılmasını sağlıyorlar, özellikle eğitim öğretimi sekteye uğratacak uzun süreli bir mağduriyet yaşanmıyor.

Böylesi günlerde de yine bir program dâhilinde özellikle köy okullarını ziyaret etmeye devam ediyorum. Tezek kokulu ve kalabalık sınıflarda öğrencilerle konuşuyorum. Girdiğim her sınıfta genellikle kara tahtaya öğrencilerin seviyelerine uygun bir şiir yazarak defterlerine yazmalarını ve ezberlemelerini söylüyorum. Böyle yerlerde genelde mesleğe yeni başlamış genç öğretmenler görev yapıyor. İlgili makamların aldığı prensip kararı uyarınca bölgede bayan öğretmenlerin ve erkek öğretmenlerin görev yapacağı okullar ayrı ayrı belirlenmiş olduğundan öğretmen dağılımları buna göre yapılıyor. Bayan öğretmenler ilçe merkezindeki okullara veya ilçeye yakın köylere verilirken, uzak köylere ve mezra tipi yerleşim yerlerine erkek öğretmenler atanıyor. Ayrıca bu bölgede görev yapan öğretmenlerin, görevli oldukları okulun bulunduğu yerleşim yerinde ikamet etme mecburiyeti var. Güvenlik ve diğer bölgesel şartlar nedeniyle öğretmenlerin görev yerlerine il veya ilçeden geliş gidiş yapmalarına izin verilmiyor. Bu, benim de o güne kadar duymadığım ve yaşamadığım bir uygulama oluyor.

Bölgede erken başlayıp geç bitecek olan kış mevsiminin gelmesiyle birlikte en büyük sorunumun havanın erken kararması ve kaldığım Öğretmenevinin burada kalan birkaç misafir dışında erkenden boşalması oluyor. Artık uzun yaz gecelerinde geç saatlere kadar açık olan Öğretmenevi bahçesi hizmete kapalı ve otel kısmındaki küçük çay salonuna uğrayanlar da erken saatlerde evlerine gitmek üzere dağılıyorlar. Her ne kadar o yıllarda terör olayları pek fazla olmasa da bölgenin özel konumu, özellikle kış mevsiminde daha da tedbirli olmayı gerektiriyor. İşte böyle gecelerde ben de erkenden odama çekilmek durumunda kalıyorum. Bu arada bol bol ailemle ve arkadaşlarımla telefon görüşmeleri yapıyorum, daha çok da Ankara’yı düşünüyor ve buradan bir an evvel o taraflara gidebilmenin hayalini kuruyordum.

(devam edecek)

Yazıların Slayt Videoları (Yotube Playlist)

.

Yorum Ekle