Meslek Anıları 10b – Kardelenler ve Bir Öğretmen Dünyayı Değiştirir

MESLEK ANILARI

Bir dönem ilçemizde Milli Eğitim Müdürlüğü yapmış öğretmenimizin yazıları.

KARDELENLER VE BİR ÖĞRETMEN DÜNYAYI DEĞİŞTİRİR

Ali Rıza Atasoy
Eğitimci Yazar ve Şair
Taşova Yeşilırmak Şiir Vadisi Grubu Kurucusu ve Yöneticisi

[[Önceki Bölüm/ler İçin Tıklayınız]]

Bölüm: 10 b

Hasan hoca ve kardelenleri, beni bir anda karşılarında görünce çok sevindiler. Hasan hocayla ve öğrencileriyle merhabalaştık, tabiatın ortasındaki bu güzel sınıf bir anda çocuk sesleriyle çınlamaya başladı. Daha önceleri birkaç kez daha bu okulu ziyaret ettiğimden çocuklar artık beni de tanıyorlardı. Hasan hocanın elindeki tebeşiri alarak “Hocam müsaade ederseniz dersin bundan sonraki kısmımı ben tamamlamak istiyorum” dedim. Hasan hoca “Hay hay müdürüm buyurun” dedi ve o anda okula gelmiş olan birkaç veliyle birlikte çocukların içine geçip oturdular. Tebeşiri elime alıp da kara tahtanın başına geçince “Günaydın çocuklar” diyerek derse başladım.

Anneler Günü yaklaşmıştı, onu da hesaba katarak tahtaya çocukların seviyesine uygun bir “anne” temalı şiir yazdım. Şiiri hep birlikte birkaç kez okuduk, sonra da tek tek çocuklara okuttum, şiiri çok beğenip sevindiler. Ardından da çocuklara “Bu şiiri defterlerinize yazın ve ezberleyin, anneler gününde annelerinize okuyun” dedim. Biraz sonra birkaç öğrenci parmak kaldırdı, kendilerine söz verince de verdiğim şiiri hemen ezberlediklerini söylediler. Gördüğüm manzaradan ve bulunduğum ortamdan ben ne kadar hoşnut olmuşsam çocukların da o denli mutlu oldukları davranışlarından belli oluyordu, adeta her birinin gözlerinin içi gülüyordu. Bu kısa süren dersimizin ardından, öğle paydosu zili çaldı.

O anda okul bahçesine gelen velilerin de yardımıyla bahçenin öbür tarafındaki yeşil alanda ağaçların altında mükellef bir yer sofrası kurduk. Öğrenciler ve velilerle birlikte öğle yemeğimizi yedik, o arada semaverde çayımızın buğusu tütüyordu, yemeğin ardından çayımızı içtik. Biraz oraya gelen velilerle sohbet ettik, biraz da öğrencilerin bahçede oynamakta oldukları oyunlara eşlik ettik. Her bakımdan beni mutlu eden güzel bir gün geçirmiştik, öğleden sonra ders bitimine yakın bir vakitte Hasan hoca ve kardelenleriyle vedalaşarak, köyden ayrıldım. Uçsuz bucaksız ormanın içinden bir boz yılan gibi alabildiğine kıvrılan yoldan ilçeye dönerken, Hasan hoca ve öğrencileriyle geçirdiğim günü ve o müstesna anları düşünmeden edemedim.

Nihayet Hasan hocanın Korubaşı köyü ilkokulunda iki yılını doldurduğu ders yılı sonunda ben de bu ilçede on yılımı geride bırakmıştım ve o günlerde, ailemin ikamet etmekte olduğu kendi memleketim Ankara’ya tayin oldum. Meslek hayatım içinde aynı yerde en uzun dönemi geçirdiğim bu güzel Orta Karadeniz ilçesine ve buradaki dostlarımıza veda ederek birkaç gün içinde Ankara’ya gelip yeni görevime başladım. O yıllardan bugüne kadar geçen süre içinde de Hasan hocayla arkadaşlığımızı ve muhabbetimiz hep devam etti. Sık sık yaptığımız telefon görüşmeleriyle ve zaman zaman da onun Ankara’ya geldiği günlerde buluşup yüze görüşmek suretiyle o günleri yâd ettiğimiz birçok an oldu.

Geçen yıl baharın sona ermeğe yüz tuttuğu, yaz mevsimin de başlamak üzere olduğu güzel bir günün sabahında telefonum çaldı, baktım arayan Hasan hocaydı. Telefonu açınca Hamamönü’de bir kafeteryada kahvaltı yapmakta olduğunu söyledi. Hamamönü benim her hafta içinde mutlaka birkaç kez uğramadan edemediğim, bir bakıma müdavimi olduğum ve sevdiğim bir semttir. Altındağ Belediyesi öncülüğünde düzenlenen Hamamönü Söyleşileri kapsamında Kabakçı Konağında yıl boyu her gün yapılan şiir dinletilerine ve kültür sanat etkinliklerine sık sık katılırım. Ayrıca, bu kültür sanat etkinliklerine yaz tatili nedeniyle bir süreliğine ara verildiği dönemlerde bile sık sık Hamamönü’ne uğrar, eşle dostla buluşur sohbet eder, eski Ankara sokaklarında gezip dolaşmaktan büyük bir keyif alırım. “Hamamönü’nde Bir Hüzün Akşamı Oluyor” isimli şiirimi bu sokaklarda dolaşırken yazmıştım. Son yılarda yapılan köklü restorasyon çalışmalarıyla nostaljik olduğu kadar güzel bir görünüm alan Hamamönü, Ankaralıların yanı sıra yabancı gezginlerin de uğrak yerlerindendir.

Hasan hocayla telefonda görüşüp de Hamamönü’nde olduğunu söyleyince “geliyorum” dedim ve hemen giyinip evden çıktım, birkaç dakika sonra Hamamönü’ndeydim. Baktım Hasan hoca, bizim sık sık şiir dinletisi yaptığımız Kabakçı Konağının bulunduğu sokakta bir kafeteryada oturmuş, çayla birlikte simit yiyor. Beni karşısında görünce sevinci yüzüne yansıdı, kucaklaşıp hoş beş ettikten sonra “Müdürüm Ankara’da öğrencilik yıllarında çayla simit yediğimiz günleri özlemişim” dedi. Ben de yanına oturdum kendime çay ve simit söyledim, epey bir vakit yine eski okulundan, öğrencilerinden ve şu an onların okudukları okullarından söz etti. Ayrıca her zaman yaptığımız gibi Ankara’dan, buradaki anılarımızdan, ortak arkadaşlarımızdan konuştuk. Sonra da kalkıp, Mehmet Akif Ersoy Müzesini ve Tacettin Dergâhı avlundaki kabristanı ziyaret ettik. Biraz da eski Ankara sokaklarında dolaşıp çeşitli mekânlara girip çıkarak hoşça vakit geçirdik.

Vakit öğleden sonra olmuştu “Bir yere girip yemek yiyelim” dedim. Bunun üzerine Hasan hoca “Müdürüm üniversite öğrenciliğim yıllarında biraz da fukaralıktan sıkça uğrayıp kuru fasulye ekmek yediğimiz Oktay Lokantası olacak buralarda bir yerde, oraya gidelim” dedi. Gerçekten de Talatpaşa Bulvarı üzerinde Cebeci Ortaokulunun tam karşısında, tabelâsında Oktay Lokantası yazan mekân açık ve hâlâ faaliyetteydi. Ne zaman Hamamönü’ne gitsem, yolumun üzeri olduğu için mutlaka önünden geçerim. Hangi vakit oradan geçsem masaları dolu olduğunu görürdüm ama ben de öğrencilik yıllarımdan bu yana oraya hiç girmemiştim. Birlikte oraya gittik, içerisi oldukça kalabalıktı, boş bir masa bulup oturduktan sonra kendimize kuru fasulye ısmarladık, garsona yanında soğan getirmesini söylemeyi de ihmal etmedik. Kuru fasulye, ekmek ve soğandan oluşan öğle yemeğimizi yerken bir taraftan da çok uzaklarda kalan öğrencilik yıllarından ve o zamanın Ankara’sından konuştuk.

Oktay lokantasından çıktıktan sonra tekrar Tacettin Dergâhı istikametine doğru yürürken bir taraftan da yolumuz üzerindeki stantları ve hediyelik eşya satılan dükkânları gezdik. Kabakçı Konağının önüne gelmiştik ki, konağın tam karşısına düşen kafeteryanın önünde oturmakta olan üç genç bayandan birisi hemen ayağa kalkarak “Hocam buyurmaz mısınız!” diyerek bize yer gösterdi. Bir an içimden “Hocalık damgasını bir kere yemişiz, ne yapsak anlımızdan çıkmıyor, öğretmen olduğumuzu nasıl anlıyorlar!” gibisinden bir takım tuhaf düşünceler geçirdim. O bayan bize yer gösterince “Burası olsun fark etmez, zaten biz de oturacağımız bir mekân arıyorduk” diyerek, gösterilen yere oturduk. Oturduktan sonra bayanın bir isteğimizin olup olmadığını sormasını beklerken bir an, onun tebessüm ederek bana baktığını ve ne istediğimizi sormaktan ziyade bir şey söylemek ister gibi bir halinin olduğunu fark ettim. Tam bu anda da “Öğretmenim sizi burada görmek ne güzel, ben Mamak Vehbidinçerler İlköğretim Okulundan öğrenciniz Hayriye’yim, hatırladınız mı?” dedi.

Duyduklarım karşısında şaşırmıştım, bir an ne söyleyeceğimi bilemedim, hemen Hayriye ile birbirimize sarılıp kucaklaştık. Aradan yirmi yıldan fazla zaman geçmiş olmakla birlikte Hayriye adını söyleyince bir an onun çocukluk hali gözümün önüne geldi. Çok mutlu olmuştum ve aynı zamanda çok duygulanmıştım, bu duygusal anın Hasan hocayı da duygulandırdığını fark ettim. Kendisine dönerek “İşte Hasan hocam, bu meslek böyle bir meslektir, hep o ıssız dağ başlarında bırakıp geldiğin kardelenlerinden bahsederdin bana, benim kardelenlerimden birisi de Hayriye’dir. Sen nasıl o uzak dağ köyünde, o güzel okul bahçesinde, o armut ağacının gölgesinde hayatının en güzel yılarını geçirmişsen ben de yıllar önce kendi kardelenlerimle benzer mutluluk anlarını defalarca yaşamıştım.

O güzelim bahar günlerinde onlarla birlikte okulumuzun alt tarafındaki yeşil vadiye ağaçların altına giderdik. Onlar bana -dünyanın bütün çiçeklerini- toplayıp getirirlerdi. Hep birlikte çeşitli oyunlar oynar, şiirler okur, şarkılar söylerdik. Akşama yakın saatlerde de yine şiirler, şarkılar eşliğinde mahalleye ve okulumuza dönerdik. Şimdi çok uzaklarda kaldı o günler biliyorum ama böylesine anları yaşamanın hazzı da bir başka oluyor. Sanırım bir öğretmen için en müstesna mutluluk anlarından birisi de yıllar sonra hiç beklemediği bir anda bir tesadüf olarak eski bir öğrencisiyle karşılaşmaktır. Bu anın vereceği manevi hazzı asla sözcüklerle anlatamam ve kimse anlatamaz. Bu anlar çünkü anlatılamaz, ancak yaşanır ve öyle anların verdiği güzel duyguları sadece o an’ı yaşayanlar hissedebilir” dedim. Hayriye ile tesadüfen karşılaştığımız bu duygusal an ve ardından yaptığım bu duygusal konuşma Hasan hocayı ve Hayriye’yi de biraz duygulandırmıştı ama üçümüz de çok mutlu olmuştuk.

Hayriye, sonradan anlattığına göre o mekânın işletme sorumlusuymuş, birkaç aydan beri burada çalışıyormuş. Daha önce bir iki kez beni Kabakçı Konağına girip çıkarken görmüş ama aradan çok uzun yıllar geçtiği için, beni başka birisine benzetmiş olabileceğini de düşünmüş, sonra da benim olduğum kanaatine varınca konuşmaya karar vermiş. İşte o an Hasan hocayla birlikte oradan geçerken görünce de bizi kafeteryasına davet ederek kendini tanıtmış. O gün akşam saatlerine kadar Hayriye’nin mekânında oturduk, bize çay kahve yapıp getirdi, eski mahallesinden, okulumuzdan ve diğer arkadaşlarından konuşup sohbet ettik. Güzel ve mutlu bir gün daha geçirmiştim, gecenin ilerleyen saatlerinde Hasan hocayı memleketine gitmek üzere Cebeci istasyonundan yolcu ettim.

Geçen yıl Öğretmenler Gününde öğrencilerimden, meslektaşlarımdan ve tanıdıklarımdan aldığım pek çok kutlama mesajının içinde bir mesaj özellikle dikkatimi çekti. Mesajı gönderen üniversiteden sınıf arkadaşım Adnan’dı. Mesajında “Eşim öğretmen, fakat ben fakülteyi bitirince ekonomik getirisi daha cazip geldiği için şimdi çalıştığım firmadaki şu anki işimi tercih etmiştim. Her yıl olduğu gibi bu sene Öğretmenler Gününde de eşimin etrafında oluşan sevgi çemberini görünce eşimi kıskandım. Ve vaktiyle sırf parası az diye tercih etmediğim bu kutlu mesleğin mensuplarına bir kez daha imrendin, günüz kutlu olsun” yazmıştı. Ben de kendisine “Evet Adnan, bu meslek ne yazık ki parası için yapılan bir meslek değildir. Bu öyle bir meslek ki yeri gelir kısıtlı bütçenin bir kısmından okuluna ve öğrencilerin için fedakârlıkta bulunursun, belki maddi olarak tatmin olmazsın ama mesleğin verdiği manevi haz duygusuyla bir ömür mutlu olursun” diye cevap yazmıştım.

Şüphesiz Hasan hoca da geçmişte olduğu gibi bugün de kadim vatan coğrafyasının en ücra yerlerinde tüm imkânsızlıklara ve elverişsiz doğa şartlarına rağmen, hiçbir statü ve ekstra maddi beklentisi olmadan, sırf meslek aşkıyla kendini öğrencilerine adamak suretiyle mücadele veren eğitim ordumuzun isimsiz kahramanlarından sadece birisidir. Onların heykellerinin örnek insan modeli olarak görev yaptıkları illere, ilçelere, beldelere, köylere ve mezralara dikilmesi gerektiğine inanıyorum.

Zaman zaman ifade etmekten kıvanç duyduğum şu sözlerle yazıma nihayet veriyorum. “Evrensel medeniyet kulesi hiç şüphesiz fedakâr ve cefakâr öğretmenlerimizin omuzlarında yükselecektir. Unutmayınız ki, bir öğretmen dünyayı değiştirir!”

Tüm meslektaşlarımın Öğretmenler Gününü tebrik ediyorum. Ebediyete intikal etmiş meslek büyüklerini ve şehit öğretmenlerimizi rahmetle yâd ediyorum.

(2018)

Ali Rıza Atasoy / Eğitimci Şair Yazar

(bitti)

Yorum Ekle