Meslek Anıları 10a – Kardelenler ve Bir Öğretmen Dünyayı Değiştirir

MESLEK ANILARI

Bir dönem ilçemizde Milli Eğitim Müdürlüğü yapmış öğretmenimizin yazıları.

KARDELENLER VE BİR ÖĞRETMEN DÜNYAYI DEĞİŞTİRİR

Ali Rıza Atasoy
Eğitimci Yazar ve Şair
Taşova Yeşilırmak Şiir Vadisi Grubu Kurucusu ve Yöneticisi

[[Önceki Bölüm/ler İçin Tıklayınız]]

Bölüm: 10 a

Ondan sonra iki hafta süreyle Hasan hocadan hiç haber almadım. Kendisi aramadığı gibi köy muhtarı ve öğrenci velileri de artık aramıyorlardı. Anlaşılan Hasan hoca okulu açmış ve Yeşiltepe köyü ilkokulunda artık eğitim öğretim yapılıyordu, bundan emindim. Ama Hasan hocanın en kısa zamanda bir gün “Beni mazur görün müdürüm, bu yaştan sonra bu iş bana göre değilmiş, yapamayacağım” diyerek, kapımdan gireceğini düşünüyordum. Nihayet ikinci haftanın sonunda yine bir Cuma gününün mesai bitimine yakın saatlerinde çalışma odamda günlük rutin işlerle meşgulken kapı çaldı, içeri giren Hasan hocaydı. Kendisine yer gösterip çay söyledim, hoşbeş ettik. Biraz da iş yoğunluğu ve meşguliyetim nedeniyle bir an evvel görevi bırakmak istediğini söyleyip gitse, diye bekliyordum. Fakat hayatından oldukça memnun olduğu konuşmasından, heyecanından velhasıl her halinden belli oluyordu.

O an çalışma odamda karşımda oturduğu yerde konuşmakta olan Hasan hocada, öğrencilik hayatı boyunca hep bir köy öğretmeni olmayı hayal edip de bu hayaline tez elden kavuşmuş, genç ve idealist bir öğretmenin heyecanını, mutluluğunu ve bundan duyduğu iç huzurunu gördüm. Sürekli olarak köyünden, okulundan ve öğrencilerinden anlatıyordu. Geçen iki haftalık süreç içinde okulda yaptığı onarım ve tadilattan, muhtarla ve köylülerle olan diyaloğundan, öğrencilerinin başarı durumlarından bahsediyordu. Elinde okulunun ve öğrencilerinin acil ihtiyaçlarına ilişkin bir liste vardı, onları hafta sonu temin ederek giderken götüreceğini söylüyordu.

Bir ara “Yıllarca orta dereceli okullarda öğretmenlik yaptım, oralarda da güzel anılarımız oldu, ama bu iş bambaşka bir şeymiş bu vesileyle anladım, keşke ilkokul öğretmeni olsaymışım” dediğini duydum. O konuştukça ben de duygulanmıştım, artık Hasan hoca da gözümde yurdumuzun her bir köşesinde uzak dağ başlarında bin bir türlü imkânsızlıkları göğüsleyerek mücadele veren eğitim ordumuzun isimsiz kahramanlarından birisi olmuştu. Onu dinlerken; temeli fedakârlığa dayanan, hiçbir ekstra maddi beklentisi olmadan sadece manevi haz duygusu ve meslek aşkıyla icra edilebilen bu kutlu mesleğin mensubu olmanın böyle bir şey olduğunu bir kez daha idrak ederek, kıvanç duydum.

Hasan hoca artık bundan sonra bir hafta sonunu Samsun’daki ailesinin yanında geçiriyor, diğer hafta sonunda da ilçedeki annesinin yanına geliyordu. Dolayısıyla bir hafta arayla ilçeye her gelişinde iki günlük hafta sonu tatilinin büyük bir bölümünde birlikte oluyorduk. Birkaç kez görev yaptığı Yeşiltepe köyündeki okulunda öğrencileriyle birlikte onu ziyaret ettim. Eğitim öğretim yılı boyunca önemli kutlama günlerinde birkaç kez de öğrencilerinin tamamını ilçe merkezine getirdi. Onlara ilçeyi ve il merkezini ve başka yerleri gezdirdi. Adeta kendini öğrencilerine adamış, her anını onlarla geçiriyor, bundan büyük bir manevi haz duyuyordu. O yıl da her sene olduğu gibi, ufak tefek bir takım sıkıntı ve sorunlarla birlikte, bu şekilde geçen birçok güzel günlerin ardından bir eğitim öğretim yılının daha sonuna gelmiştik.

Her yıl olduğu gibi yine biz yöneticiler açısından yoğun çalışmalarla geçen uzun yaz tatilinin bitmesiyle birlikte yeni bir eğitim öğretim dönemi daha başladı. Yeni eğitim öğretim yılının başında bu defa Hasan hocayı, yine ilçenin kuzey kesiminde ormanlık bölgede yer alan Korubaşı köyü ilkokuluna görevlendirdik. Hasan hoca Korubaşı köyü ilkokulunda da iki yıl süreyle öğretmenlik yaptı. Korubaşı köyü ilkokulunda görev yaptığı bu iki yıl boyunca da ilk günkü heyecanını ve meslek aşkını hep sürdürdü. O yıllarda bazı ailevi zorunluluklar nedeniyle ailemi Ankara’ya taşımak zorunda kalmıştım ve mecburen artık Öğretmenevinde kalıyordum. Dolayısıyla mesai dışı zamanlarda ve hafta sonu tatil günlerinde gezmek ve samimiyet kurduğum insanlarla buluşup sohbet etmek için bolca vaktim oluyordu. Özellikle o son iki yıl içinde Hasan hocanın ilçeye geldiği hafta sonlarında sık sık birlikte oluyorduk. Her gelişinde ve her buluşmamızda bıkmadan usanmadan yine köyünden, köydeki hayatlardan ve kendi hayatından, okulundan ve öğrencilerinden bahsediyordu.

Mevsimin ve iklimin uygun olduğu zamanlarda, özellikle bahar aylarında sık sık birlikte şehir dışına çıkar, kırlara giderdik. O da benim gibi tabiatı, özgürlüğü, doğal güzellikleri, şiiri sanatı severdi, bu anlamda birçok bakımdan ilgi alanlarımız ve kafa yapımız uyuşuyordu. O güzelim bahar günlerinde daha çok şehrin birkaç kilometre dışındaki vadide ırmak kıyısındaki yaşlı ve dev çınar ağacının altına giderdik. Bu asırlık çınarın az aşağısında vadinin ortasından kıvrılıp giden Yeşilırmak geçiyordu. Ayrıca çınarın yanı başında bir çeşme her mevsim şırıl şırıl akar dururdu. O günlerde tabiat canlanır, etraf şenlenir, dallarda rengârenk çiçekler açmış olur, ebruli renkler ve yeşillikler içindeki tabiatın yeniden dirilişine adeta tanıklık ederdik.

Irmak boyunca uzanan vadideki haşhaş tarlalarında mor ve beyaz çiçekler açardı. Bu çiçeklerin ve renklerin oluşturduğu tabii ahengi seyretmeye doyum olmazdı. Buraya giderken yanımızda yiyecek içecek bir şeyler de götürür, akşam gün batımı vaktine kadar yaşlı çınarın altında oturup sohbet ederdik. Eğitim öğretim işlerinin yanı sıra daha çok Ankara’dan ve oradaki ortak dostlarımızdan da söz ederdik. Bazen ortak arkadaşlarımızın birkaçını telefonla arar, telefonda onlarla uzun uzun konuşurduk. Daha çok da halen Ankara’da öğretmenlik yapan ve aynı zamanda şair olan arkadaşımız Cihan hocayı arardık. Telefonda Cihan hocaya, içinde bulunduğumuz ortamdan ve doğal güzelliklerden bahsetmek suretiyle onu kıskandırırdık.

Hasan hocanın Korubaşı köyü ilkokulunda ikinci yılını doldurmak üzere olduğu, benim de uzun yıllarımı geçirdiğim bu ilçede son yılım ve artık son günlerimdi. Güzel bir ilkbahar gününün öğleden sonraki saatlerinde yine Öğretmenevi bahçesinde ağacımın yanında toprağın dirilişini ve bitkilerin canlanışını izliyordum. Bir şair olarak sonbaharı sevdiğim kadar ilkbaharı da çok severim. Bu mevsimin gelmesiyle birlikte toprağın ısınması ve tabiatın canlanmasıyla birlikte, insan ruhu da adeta ölümsüzlük iksiriyle dolar ve insan hangi yaşta olura olsun bir nevi gençleştiğini hisseder. Böylesi anlarda sanki gaipten bir ses beni şehir dışına, uçsuz bucaksız kırlara çağırır durmadan!

Bu minval üzere düşlere dalmış vaziyete ağacıma ve bahçede açan güllere, çiçeklere hayranlıkla bakarken şoförümün yakınımdan geçmekte olduğunu gördüm. Kendisini yanıma çağırarak yarın Korubaşı köyüne gideceğimi, dolayısıyla hazırlıklı olmasını söyledim. Öğrencilerin ve okulun ihtiyacı olan bazı kırtasiye ve diğer malzemelerle birlikte, o an yanımıza bazı velilerin de gelebileceğini düşünerek, öğrenci sayısından biraz daha fazla olmak üzere öğle yemeği için yeteri kadar kumanya hazırlatmasını da söyledim. İlçedeki bir lokantaya akşamdan sipariş vermek suretiyle gerekli yiyecek ve içeceklerden oluşacak kumanyanın sabah yola çıkacağımız saatte hazır edilmesini ve sabah geldiğimde hemen yola çıkacak şekilde hazırlıklı olmasını tembihledim.

Sabah yerime geldiğimde şoförüm, akşamdan talimat verdiğim şekilde gerekli hazırlıkları tamamlamış olarak, yola çıkmak üzere beni bekliyordu. Kısa bir süre yerime geçip aciliyet gerektiren bir takım evrak işlerini hallettikten sonra vakit kaybetmeden Korubaşı köyüne gitmek üzere yola çıktık. Şehir dışına çıkıp da köy yoluna girince, yükseklere doğru yol boyunca sarkmış dalların oluşturduğu tabii bir tünelden geçercesine bir müddet yol aldık. Ormanlık alan içinde belirli bir mevkiye varınca şoförüme biraz durmasını söyleyerek araçtan indim. Burası uçsuz bucaksız, içinde birçok cins ağacın yer aldığı ormanlık alanın tam ortasıydı. Güzel bir ilkbahar günü, gökyüzü oldukça berrak ve masmavi!

Bir an gözlerimi kapattım ve efil efil esip duran bahar rüzgârının getirdiği ardıç ve çam kokularını içime çektim. Ve memleketim Çamlıdere’yi; Çamlıdere yaylasını, Aluçdağı’nı, Çamkoru’yu, Benli yaylasını, Kurt yaylasını ve memleketimin ormanlarını, güzelliklerini düşündüm. Yine bir an hayalimde; Işık Dağı’ndan ya da Kargasekmez’den aşmak suretiyle memleket havasını teneffüs ederek doğup büyüdüğüm topraklara, ana ocağına yolculuk yaptım. Ana’mın kapıda beklediğini, kapı tokmağını çekip de beni karşısında görünce bana sarılışını hayal ettim. Böylece memleketimi de ne kadar özlemiş olduğumu, en kısa süre içinde sılayı rahimde bulunmam gerektiğini anladım. Bulunduğumuz noktadan ve kurmakta olduğum hayallerimden bir müddet kopmak istemezdim ama vakit daralıyordu, okul öğle paydosuna girmeden köye yetişmeliydik. Aracımıza binerek tekrar yola koyulduk, birkaç dakika sonra Korubaşı köyünde ve okulun önündeydik.

Korubaşı köyü ilkokulu köyün üst kısmında düzlük bir alandaydı. Eski yapı olmakla birlikte, geçtiğimiz yıl ilçe Kaymakamımızla birlikte yürüttüğümüz köy okullarını iyileştirme çalışmaları kapsamında bu okulu da sil baştan elden geçirip güzel bir tadilat ve onarım yapmıştık. Uzaktan bakıldığında genişçe bahçesi içinde beyaz badanası ve bacaları görünen, şiirlere ve türkülere ilham kaynağı olan eski köy okullarından birisi olduğu belli oluyordu. Okulun ön cephesi yola bakıyordu, okulun yanına varınca okulun ve öğretmen lojmanının kapılarının kapalı olduğunu gördük, üstelik yoldan bakınca içinde herhangi bir hayat emaresi görünmüyordu. Bir an kendi kendime “Acaba Hasan hocanın başına acil bir durum mu geldi, öyle olsa bile beni araması lazımdı, hiç değilse köy muhtarının beni bilgilendirmesi gerekirdi” diye düşündüm. İçimden bu gibi düşünceleri geçirdiğim bu esnada okulun arka tarafındaki bahçeden gelmekte olan çocuk seslerini duyduk.

Okulun arkasına dolanınca gördüğüm manzara karşısında adeta şaşkınlığa uğradım. Okulun arkasında genişçe bir bahçesi vardı, bu bahçenin bir bölümü yeşil alan bir bölümü de oyun alanı olarak düzenlenmişti. Ayrıca bahçe duvarının iç kısımlarında vaktiyle belirli aralıklarla dikilmiş meyve ve süs ağaçları vardı. Bahçenin ortasında okul binasına yakın bir yerde oldukça yaşını almış büyükçe bir armut ağacı vardı. Armut ağacı çiçek açmış, yayvan dallarını bir şemsiye gibi etrafına yaymış, genişçe bir alanı gölgeliyordu. Hasan hoca öğrenci sıralarını bahçeye taşımış, bu armut ağacının gölgesinde sınıf düzeni oluşturmuş, sınıf tahtasını da okulun duvarına monte ederek doğal ortamda öğrencileriyle ders yapıyordu. Böyle bir manzarayı görüp de şaşırmamak, duygulanmamak elde değildi. Hemen Hasan hocaya ve öğrencilerine hitaben “İşte biz eğitimciler her fırsatta eğitim öğretim sadece sınıfla sınırlı olamaz, illaki eğitim, her şartta ve her yerde eğitim gibi sözleri çok söyleriz. Şu gördüğüm manzara bu sözlerin içerdiği gerçek anlamın gerçek resmidir” dedim.

(devam edecek)

Yorum Ekle