LANET OLSUN İÇİMDEKİ ERMENİSTAN SEVGİSİNE

Büyük milletimizin yüz yıllardır büyük bir titizlikle yazdığı, dalaveresiz büyük dürüstlükle icra ettiği tarih, bizzat yine o neslin varisleri tarafından hiçe sayılıyor.


Öncelikle Türk destanlarından Ergenekon’un bir emniyet operasyonuna isim olarak kullanılması; akabinde  bu çıkar ilişkileri içerisinde bulunan örgütle yönelik operasyonla birlikte anılması, Türk tarihine yapılmış büyük bir erozyon.  Düşünün ki geçen yıl Ergenekon demiş olsa idiniz, Türk tarihinin büyük destanını anlatır, bilmeseniz de destan der çıkarsınız. Ergenekon dendiği an benim de öncelikle tarihi aklıma gelmiyor artık. Destan ve Türklük hafızamıza kayıt yaptığımız güzel  olaylara birer eşlemememi yapılıyor. Bundan sonra sırada ne var acaba Dede Korkut, Göktürkler, Hunlar, Misak-ı Milliye, vb.  Bu arada artık o destanın simgesi olan örste demir dövmeyi unutabiliriz.  Türk Devletleri Kurultayını hatırlarsınız, bütün Türk Devleti temsilcileri sıra ile gelip örse çekiç ile  vurmaları muhteşem bir görüntü idi.


 


 


 Öncelikle Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir. Millet belirli dönemler için bu hakkını vekillerine devir eder. Cumhurbaşkanı yine halkın temsilcisidir. Cumhurbaşkanlığı halk oyu ile  seçilsin  mi diye soruldu, halk oylaması yapıldı. Peki sorsaydınız Ermenistan gezisi diye,  cevabı çok net olurdu ! HAYIR. Peki halkın hassasiyetlerini çok iyi bilmesi gereken makam, ne için  gitmiştir. Cevap şu olabilir mi:


1)    1 dünya savaşı döneminde bizi arkadan vurdunuz savunmasız kalan köylerimizi bastınız ırza geçme diri diri yakma, parçalayarak katletme gibi işleri çok güzel yaptınız tebrik ederiz ama biz unuttuk.


2)    Hocalı’da Azeri kardeşlerimizi katlettiniz hala hazırda Azerbaycan’da kaçkın ismi ile kamplarda yaşamaktalar. Ama önemli değil canınız sağ olsun.                       


3)    Hem katlettiniz, buna rağmen cezalandırılmayarak Türk milletinin şefkatine rağmen,  24 nisan yalanıyla  başa bela oldunuz, çeşitli ülkelerde soykırım yalanını meclislerinde kabul ettirdiniz. Bundan dolayı size ve diasporanıza kızgın değiliz.


4)    Millet olarak Misak-ı Milli sınırları içerisin de kurduğumuz kurarken de çekilen cefadan gurur duyduğumuz bu  vatanın kimi şehirlerini kendi ülke toprağınızda, anayasanızda ve haritanızda gösteriyorsunuz , hadi bunu da görmedik.


5-6-7… Deme ihtimalimiz olmadığına göre  niye gittik? Gittik diyoruz,   çünkü makam bizi temsil eden makam… Değişen dünya dengeleri içerisinde tarih ile yaşanmaz kapitalist dünyaya ayak uydurmamız gerekiyor derseniz, bu millet bir gün bir öğün fazla yemek yer o ülke ile yapacağınız  yıllık toplam ticaret hacminizden fazlası eder, (kapının kapalı durmasında sakınca yok) tabi ne yapalım elimizden bir şey gelmiyor! derseniz ki doğrudur, tavsiye üzerine de olabilir ama o işin halkın temsilcisi sıfatıyla yapılması halkı incitir. Hele hele Türk milleti olarak bizim oraya gitmesi!!  medyaya baksanız göbek attık. Hepsi birbirinde beyaz güvercindi, meğer onlarla ilişkilerimizi düzeltmek için bahane arıyormuşuz gibi. Karabağ’dan çekilmek için iyi niyet varmış ama öyle imiş de deseniz 4 örnek yetmediyse devam edelim derim. Niyetin iyisini bulamayız. 


 


Kıymetli büyüğüm Naci Konyar’ın kıssadan hisseler adlı yazısında geçen bölümü  konuşmalarımda çoğu zaman  kullanırım ama bir kez daha yazarak kullanmak istedim.. Bundan dolayı bu tür olayları çeşitli kaynaklardan çıkartıp okurlara ulaştırdığı için teşekkür ederim.


                                      * * *  * * *


Fatih İstanbul’u alıp da alayla Ayasofya önüne geldiği zaman, derinden derine bir inilti işitti. Sesin geldiği tarafa bir adam gönderdi. Sakalları uzamış, hali perişan bir keşiş bulup getirdiler. Keşiş huzura çıkarken korku içindeydi, teskin ettiler. Niçin hapsedildin diye sordular. Keşiş, remil attığını ve kuşatma esnasında Konstantin’in kendisini çağırıp İstanbul’u Türk’lerin alıp alamayacağını bildirmek için remil atmasını söylediğini, remilde İstanbul‘un Türklerin eline geçeceğini söylemesi üzerine de Konstantin’in kızarak onu zindana attığını hikaye etti’
‘Bunun üzerine Fatih’te İstanbul‘un kendi elinden çıkıp çıkmayacağına dair remil atmasına ve doğruyu söylerse ödüllendireceğini bildirdi. Keşiş remil attı ve şöyle dedi:



   ‘
İstanbul Türk’lerin elinden harp ve darp ile çıkmayacak lakin, öyle bir zaman gelecek ki emlak ve arazileriniz satılacak, bu suretle İstanbul Türk malı olmaktan çıkacak’.



    Büyük üzüntü duyan Fatih, bunun üzerine ellerini kaldırarak:
İstanbul’da edindiğim yerleri ecnebilere satanlar, Allah’ın gazabına uğrasınlar” diye beddua etti.



   Allah’
ın imhal edip ihmal etmeyeceğine inananlardanız. Yüce padişah bu günleri görebilseydi bedduayı şöyle yapardı diye düşünüyoruz.
İ
stanbul‘da edindiğim yerleri ecnebilere satanlar, seçmenin gazabına uğrasınlar”!…



·Remil atmak: gaipteki bir şeyi bulmak

· İmhal etmek: mühlet vermek

 

Yorum Ekle

CEVAPLA

Yorumunuzu giriniz.
Lütfen isminizi giriniz.