İLAHÎ MESAJI ANLAMAK..

Allah’a hamdolsun ki Ramazan-ı Şerife ulaştık. Bu mübarek ay, özellikle de evlerde kaldığımız şu zamanlar Kur’ân-ı Kerim ile daha fazla hemhal olmamız gereken zaman dilimleridir. Kur’an-ı Kerim, toplumumuzda en çok okunan ama ne gariptir ki en az anlaşılan ve en az kıymeti bilinen bir kitap durumundadır. Evimizin en güzel köşesinde, hatta güzel süslü kılıflar içerisinde Kur’an-ı Kerim bulunmayan olmamasına rağmen durum böyledir.

Allah, Kur’an’ı sadece bir kısmımızın okuyup anlaması, diğerlerinin anlamasalar da Arapça metninden okuyup kulluk vazifelerini yerine getirmeleri için indirmemiştir. Bazı ayetlerde “Anlayabilesiniz diye biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Yusuf, 2. ), “Anlayıp düşünesiniz diye onu Arapça Kur’an yaptık.” (Zuhruf, 3.) belirtildiği üzere Allah bizim Kuran’ı okuyup anlamamızı ve ibadetlerimizi Kuran’da belirtildiği gibi yapmamızı istemiştir.
Yüce Allah kulları arasında mutlak adalet sahibidir. Hiçbir kuluna adaletsiz davranmaz. Kuran’ı sadece belli bir topluluğa değil, tüm insanlığa göndermiştir ve herkesin anlaması için Arapça olarak indirmiştir. Kuran’ın Arapça olmasının sebebi, Efendimiz (s.a.v.)’in gönderildiği toplumun o dili konuşmasıdır. Bu bize Rabbimizin bir lütfudur. Kuran’ı anlamadan sadece Arapça metninden okuyarak hikmetlerini tam anlamıyla bilip hayatımıza uygulamamız ne kadar mümkün olabilir ki? Mesela günlük olarak kıldığımız namazların her rekâtında Fatiha Suresi’ni okuyoruz. Peki, okurken anlamını bilerek okuyabiliyor muyuz? Namazda Fatiha’yı okurken Hamdın Âlemlerin Rabbi olan Allaha mahsus olduğunu, O’nun Rahman ve Rahim olduğunu, hesap gününün sahibi olduğunu, yalnız ona ibadet edip yalnız O’ndan yardım dilediğimizi ve bizi sapmışların yoluna değil doğru yola iletmesini istediğimizi aklımızdan geçirerek okuyabiliyor muyuz? Namazımızı kılarken okumuş olduğumuz surelerin anlamını bilmeden veya rükûa veya secdeye giderken Allah’a nasıl dua ettiğimizi bilmeden namazlarımızı huşu içinde kılmamız ne kadar mümkün olabilir? Tabii ki namazda asıl önemli olan konu ibadet şuurudur ama en azından öğrenebildiğimiz kadarının anlamını öğrenmeye çalışmamız ve bu konuda gayret göstermemiz gerekmektedir. Okuduğumuzun manasını bilmek ve namazda bunu düşünmek için okuyacağımız Kur’an’ın namazdan önce meâlini okuyup namazda Kur’an okurken bu mânâ ve içerik üzerinde düşünebiliriz ve bu sayede şeytanın vesveselerinden namazımızı ve kendimizi korumuş oluruz.

Bizi yaratan, yaşatan, rızk veren Rabbimize kulluğumuzu tam olarak yerine getirebilmemiz için Kuran’da Yüce Rabbimizin, bize Peygamberimiz aracılığıyla bildirmiş olduğu hükümleri bilmemiz gereklidir. Kuran’ı bilmeden tam anlamıyla ibadet etmemiz mümkün olmaz. Allah bize neyin helâl neyin haram olduğunu, neyi yapıp yapmamamızı ve ne şekilde ona kulluk vazifemizi yerine getirebileceğimizi Kuran’da bildirmiştir. Bunları bilip hayatımıza uygulayabilirsek ancak, gönül huzuruyla, kulluk bilincinin zirvesine ulaşabiliriz.
Kur’an’ın bir ismi de “Furkân”dır. Bize hak ile batılı birbirinden ayırıp doğru yolu bularak hidayete ermemizi sağlamak için bir yol gösterici olarak indirilmiştir. Günümüze bakıldığında Kur’an daha çok ölülerimizin ruhu için, büyü ve nazardan korunmak için, hastalarımıza şifa olması için ve namazlarımızda gerekli olduğu için okunmaktadır. Kur’an-ı sadece bu sebepler için değil de bize bildirilmiş olanları bilmemiz için de okumamız gerekmez mi? Merhum Akif’in de dediği gibi “İnmemiştir hele Kur’a şunu hakkıyla bilin / Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için” (M. Âkif ERSOY, Safahat, s. 153.)
Kur’an-ı Arapça olarak okumak ve dinlemek te bir ibadettir. Burada belirtmek istediğim Kur’an’da belirtilen hükümleri öğrenmeye çalışmamızdır. Elbette ki Kur’an’ın lafzı çok değerlidir, Rabbimizin kelamıdır. Ancak manadan geçerek bunu sadece lafza indirgemek büyük bir gaflet olur. Hâşa fon müziği niyetiyle Kur’an okunmaz/dinlenmez. Elbette ki usulüne uygun okunmalı, tecvidiyle, mahreciyle tilavet olunmalı. Ancak bu yetmez. Kur’an hayat kitabıdır, kalbe inmelidir. Okunan ayetlerdeki mesajı anlamak için gayret etmeliyiz. Bunu yaparken de seçici olmalı, sahih bilgiye sahip kişilerden yardım almalıyız.
Kuranı doğru anlamak ve doğru yaşamak her müminin kendi görevidir. Kıyamet günü herkes en detayına kadar her yaptığından ve de Kuran’dan sorguya çekilecektir. Rabbimiz; “Kur’an, senin için de kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.” (Zuhruf, 44) buyurdu. Bu ayet gösteriyor ki kıyamet günü hiç kimse, “ben Ku’ranı okumadım, anlamadım, bilmiyordum,” diye savunma getiremeyecek. Hiç kimseye, “mezhebin, tarikatın, cemaatin nedir, geç…” denilmeyecek. Kimsenin nüfus cüzdanına bakılmayacak. Kıyamet günü etiketlerin değil, hayatın, yapılanların, niyetlerin hesabını vereceğiz Rabbimize.
Allah (c.c.) Ramazan-ı Şerifimizi mübarek eylesin.
On bir ayın sultanı Ramazan hürmetine milletimizi salgın hastalıklardan muhafaza eylesin.
Bizlere, imanın lezzetine ulaşarak hesabı verilebilir bir hayat yaşayıp Rabbimizin huzurunda mahcup olmadan bulunmayı nasib eylesin. Allah’a emanet olun…

Yunus GÜLEÇ
Taşova İlçe Müftüsü V.

Yorum Ekle