İKİ KIRIK İSKEMLE…

Koltuklar henüz hayatımızda yokken iskemleler meşhurdu.
Kimi hasır, kimi bez kaplı sırt yaslamalı, ahşap gövdeli ve tabiki dört ayaklı.
Onları özel kılansa üzerine oturan insanlardı.
O zamanların her şeyi özeldi sanki, taş duvarlı evler, zerzeli, köslü kapılar ve tabiki kapılara ahenk katan aksesuarlar.
Kiminde at nalı, kiminde tokmak, kimindeyse kabartma desenler vardı.
Her biri farklı birer anlam taşıyordu belki ama ne biz sorduk, ne de onlar anlattı.
Atmaya kıyamadıkları iki kırık iskemlede kim bilir ne anılar saklı.
İnsan yaşadığı eve benzermiş deriz ya keşke dili olsa da konuşsa taş duvarların, kapıdaki kösün,
Siz ne dersiniz bilemem ama ben bu resme hayatın anlamı derim.

İki Kırık İskemle

Bakma eski olduğuna
Güneş yakıp solduğuna
Şimdi sessiz durduğuna

Çok gün görmüş bir hali var
Kimbilir ki ne derdi var.

At nalı var tepesinde
Hüzün kitli zerzesinde
Sanırsın son nefesinde

Kimler oturmuş de hele
İki kırık iskemlede.

Dökülmüş taş duvardan sıva
Boş içinde, bom boş dünya
Vakit saat doldumuysa

Kilit vururlar kapına
Baykuşlar tüner yapına.

Eksilmeden eskiyenlere selam olsun.

Hakkı Biçer.
İstanbul Bahçeşehir

Yorum Ekle