GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE…

Naci KONYAR

Paylaşmak güzel şey… Necip Fazıl Üstadın dediği gibi ‘Eğer tadını bilirseniz ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir.’

Çeyrek asrı aşkın her yıl artan bir şevk ve hevesle güzel, faydalı bilgileri, anekdotları, anıları işiteyim ya da okuyayım bir kenara not eder onları yazılarımın konularına ortak ederek okuyucularımla paylaşmaktan haz duyarım.

Örneğin ülke gündemini takip ediyorsanız Valery’nin şu cümlesine hak vermez misiniz?… ‘Politika, insanları kendilerini ilgilendiren meselelerle uğraşmaktan alıkoymak sanatıdır.’

İki hafta saraya giden  CHP’linin kim  olduğu  tartışılan  bir ülkede ekonomik,  güvenlik ve işsizlik gibi temel sorunlar  konuşulmuyorsa  Valery’nin  politika tarifi için elhak doğru söylemiş demez misiniz?

Sonra Napolyon Bonapart’a ait bir kenara aldığınız not gözünüze ilişir;

Napolyon Bonapart esirlik günlerinde Saint Helen adasında kaleme almış olduğu hatıralarında yükselişten çukura düşmüş olmak hakkında şöyle diyor:

‘İkbal devrinde seni sahip olmadığın meziyetlerle methedenlerin, idbar (düşüş) döneminde işlemediğin günahlarla mahkum  edeceğinden  hiç  şüphen  olmasın.’

Önce   hiçbir darbenin meşru olmadığını,  suç olduğunu iyi niyetle yapılsa dahi suçu suç olmaktan çıkarmayacağını her darbenin toplumumuzu geriye götürdüğünü belirterek, ikbal devrinde Evren adını kasabalarına isim olarak koyma sırasına girenlerin düşüş döneminde isminin kaldırılması haberlerini basından okudukça Napolyon’un ikbal ve idbar teşhisi aklımıza 12 Eylül’ün ünlü paşalarının şaşaalı günlerini ve final günlerini hatırlattı.

Toplumumuzun   utandıran bu halinden  üzüntü duyarken Samiha Ayverdi’nin  gözünüze ilişen satırlarıyla biraz teselli bulursunuz.

‘Zengin fakir, yok yoksul, baş üstünde ayak altında herkes, işini gücünü, gelmişini geleceğini, hülasa şahsi menfaat endişelerini bir kenara itip, kim ne derse desin, doğru bildiğine doğru, eğri bildiğine   eğri  diyebilmek celadet ve kahramanlığını gösterip rozetini yakasının altından üstüne çıkardığı gün, cemiyet tek yüzlü kahramanların eline geçecek ve böylece de memleket o seciyeli vatan evlatlarının elleriyle selamet yoluna girecektir.’

Seciyeli vatan evlatlarının günümüze gönderme yapan sözlerini okur, düşünürsünüz;

Eski Adalet Bakanlarımızdan Mahmut Esat Bozkurt  savcılara neden Cumhuriyet Savcısı ünvanı  verildiğini şöyle açıklıyor;

‘Öyle zaman olur ki, Cumhuriyeti korumak için başbakandan, bakandan, validen hesap sormak gerekir. İşte o Cumhuriyet savcısıdır.

Sizler Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanından tutunuz da, bu vatanda yaşayanların uğrayacağı en küçük bir haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından sorumlusunuz.

Ve devlet adamlarına bir hatırlatmada bulunur; ‘Devlet adamları fakir ölmelidirler ki, idare ettikleri milletler zengin ve mesut olsunlar. Devlet adamları, ceplerini doldurmaya kalkarsa millet fakir ve bedbaht  olur.’

Devlet adamları, sanat ve fikir adamları konuşuldukça üzerinde tartışmalar yapıldıkça yaşarlar. Toplum olarak yapıcı tenkide ve tavra pek alışık değiliz. Ölmüşleri övmede cömert, yaşayanları övmede cimriyiz.

Atalarımızın özlü sözüdür. ‘Hizmetin kadri bilinmeyen yerde, hizmetkar yetişmez. Marifet iltifata tabidir.’

Ziya Paşa, Kıbrıs mutasarrıflığından sonra Amasya’ya tayin olunuyor. Hasta bulunduğu halde Amasya’ya giden Ziya Paşa

Zannetme ben Amasya’da paşalık eyledim

Buldum yetim halkını, babalık eyledim; dizeleri bize Amasya’mıza baba şefkati ve sıcaklığı ile hizmette bulunan enerjik Valimiz Osman Varol beyin halka hizmette ibadet neşvesi duyan mesaisini hatırlattı.

Sayın Valimiz Osman Varol bey’in şehit aileleri ve gazi ziyaretleri yaşlıları ziyaret, hastaları ziyaret, muhtarların dert ve dilekleri, köy ve ilçe ziyaretleri, ilimizin turizm alanında kalkınma yönünde çalışmalar, okul ziyaretleri, konferans, paneller gibi basından takip edebildiğimiz kadarıyla ilgilenmediği konu, ziyaret etmediği mekan yok gibi…

Nihat Sami Banarlı ‘Bir cemiyette gerçek saadet, mesleklerini seven, o meslekte güzel bir iş, iyi bir hizmet yaptıklarına inanan ve bununla mesut olan insanların elinden sağlanır, çünkü insanlığa iyilik, hele kendi milletinin insanlarına iyilik yapmış olmanın hazzıyla ölçülecek bir başka saadet yoktur’

Kısa ömrü verimli kılmak mukaddes davalara hizmet etmekle mümkündür. Halka hizmet için çalışanların mesaisi onları abide şahsiyet yapıyor. Şeyh Edebali’nin ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ düsturunu ilke edinmiş, halkıyla barışık, çalışkan valimiz Osman Varol beyin devlete ve millete hizmet yolunda olan gayretlerini tebrik ediyor, başarılarının daim olmasını diliyoruz…

 

Yorum Ekle